Saray’ın umutsuz hamleleri, “yarım” muhalefetin çıkmazları

Saray’ın yargı operasyonuyla CHP yönetimine el koyma hamlesi siyasi gündeme damgasını vuran yeni bir gelişme oldu. Bu operasyon, CHP’ye dönük olarak Ekim 2024’te Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atanmasıyla başlayan müdahalenin son büyük halkası. Muhtemelen sonuncusu da olmayacak. Bu müdahaleyle anayasayı, yasaları, yargı kararlarını bir kez daha ayaklar altına alarak Tek Adam rejimi, bir sonraki seçimleri kazanmak adına her türlü yöntemi devreye sokmakta kararlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Bu adım aynı zamanda Erdoğan yönetiminin, mevcut rejim şartlarında dahi bir seçim kazanmaya dönük umutsuzluğunun itirafı oldu. Rıza üretemeyen iktidar muhalefeti bölüp parçalayarak, kitlelerde umutsuzluk ve hayal kırıklığı yaratarak ömrünü uzatmaya çabalıyor. Bu baskı hamleleri kısa vadede işe yarar görünmekle birlikte rejimin önlenemeyen yozlaşma ve çürüme süreçlerini hızlandırıyor.

Düzen muhalefetinin çıkmazları

Bu tablo aynı zamanda düzen muhalefetinin çıkmazlarını da bir kez daha ayyuka çıkarıyor. Düzen muhalefetinin bir kesimi Saray’a tamamen biat eder halde. Bu çerçevede Kılıçdaroğlu ve ekibi yeni bir zirveyi temsil ediyor. Bir diğer kesim ise, Zafer Partisi gibi iktidara muhalif görünmekle birlikte, kritik anlarda daima Saray’ın tarafında yer alanlardan oluşuyor. Sonuncu ve toplumsal ağırlığı açısından en önemli kesim ise İmamoğlu-Özel önderliği gibi Saray’a karşı “yarım” muhalefet yapanlar. Bu kesim Cumhur İttifakı’na karşı bir siyasi alternatif olmaya çalışırken, Saray’a karşı meydan okumanın gerektirdiği mantıki sonuçlardan ısrarla kaçınıyor. Burjuva doğası gereği siyaseti seçimlere endekslerken, rejimin kendilerini de paralize eden baskı uygulamaları karşısında kitleleri seferber etmekten özellikle imtina ediyor.

Fransız Devrimi’nin genç önderlerinden Saint-Just’ün “Yarım devrim yapanlar kendi mezarlarını kazarlar” sözü her siyasi altüst oluş döneminde bir hayalet gibi geri döner. Mutlak butlan kararının ardından 24 Mayıs günü CHP genel merkezinin boşaltılma sahneleri de, “yarım” muhalefet politikasının sonuçlarını göstermesi açısından ibretlikti. Özel yönetimi; hukuksuz olduğunu, tanımadıklarını ilan ettikleri yargı kararı karşısında, CHP tabanını seferber etmeden, kitlesel bir eylem çağrısında bulunmadan, sembolik bir “direnişle” genel merkezi kayyum yönetimine teslim etti.

Bu sahneler aynı zamanda, kaçınılmaz olarak, 19 Mart seferberliğini de yeniden akıllara getirdi. İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından CHP yönetimi, tıpkı mutlak butlan kararı sonrasındaki gibi pasif ve paralize bir haldeyken, öğrencilerin öncülüğünde kendiliğinden başlayan kitle seferberliği oyunu bozan temel etken olmuştu. Özel yönetimi ise, bu kitle seferberliğini sönümlendirip onu CHP mitinglerine dönüştürerek Tek Adam rejimine yeni bir nefes alma imkânı tanıdı. “Normalleşme” girişiminin sonucu “yüzyılın yolsuzluk operasyonu” olurken, bu jestin karşılığı ise mutlak butlan oldu.

Saray’ın çıkmazları

Tıpkı İmamoğlu’nun tutuklanması gibi mutlak butlan kararı da beklenmedik bir gelişme değildi. Aylardır gündemde olan ve Saray’ın CHP üzerinde sallandırdığı bir kılıç işlevi gören bir karttı. Saray’ın maliyeti yüksek bu kartı şimdi kullanmış olması ise içinde bulunduğu sıkışmışlığın boyutlarını göstermesi açısından manidar.

Bu sıkışmışlığın arkasındaki temel faktör iktidarın ekonomi politikalarının, daha somut ifadeyle Orta Vadeli Program’ın (OVP) çökmüş olması. Erdoğan yönetiminin hedefi, 2026 sonuna dek enflasyonu tek haneli sayılara çekmek, 2027’de faizleri düşürüp seçmenlere ekonomik tavizler vererek seçimleri yeniden kazanmaktı. Oysa, Şimşek gözetimindeki yüksek faiz ve düşük kur politikasıyla iktidarın kendi yarattığı enflasyonu düşürme planı tamamen iflas etmiş durumda. Sene sonu hedefi olan yüzde 16 enflasyon şimdiden aşıldı. Bu tablo, resmi enflasyonun yıl sonunda yüzde 30 düzeylerinde olacağını gösteriyor. Bu durum, emekçi ve yoksul kitlelerin sefaletini derinleştirirken, Saray’ın manevra alanını önemli ölçüde daraltıyor.

Ekonomik çıkmazın çok somut güncel göstergeleri bulunuyor. Emperyalizmin ve Siyonizmin İran’a yönelik askeri müdahalesinin ardından, TL’nin değer kaybını önleyebilmek için Merkez Bankası rezervlerinin yaklaşık dörtte birini, yani 55 milyar doları eritti. Mutlak butlan kararının ardından ise şimdilik yaklaşık 9 milyar dolarlık döviz yakıldığı tahmin ediliyor.

Umutsuzca döviz girişine ihtiyaç duyan iktidar, geçtiğimiz günlerde sermayeye teşvik ve tavizlerden oluşan yeni bir torba kanun çıkardı. 18 yılda 8. kez çıkarılan varlık barışıyla zenginlere, şirketlere, Saray’ın kanatları altında beslenen oligarşik ve mafyatik kesimlere bir kez daha yıllarca sürecek vergi muafiyetleri tanınıyor. İstanbul Finans Merkezi üzerinden ülke mali oligarşi için vergi cenneti haline getiriliyor. Sınai ve tarımsal üretimdeki patronlar için ise kurumlar vergisi yüzde 25’ten yüzde 12,5’a indiriliyor.

Patronlara ve zenginlere dönük bu cömert adımlar yüz milyarlarca liralık yeni vergi afları anlamına gelirken, benzeri görülmemiş bir sefalete sürüklenen emeklilerin bayram ikramiyelerinin artırılması “bütçe disiplini” ve “OVP’ye uyum” gerekçeleriyle reddediliyor. Yıla ilk kez açlık sınırının altında başlayıp her geçen gün daha fazla eriyen asgari ücrete ara zam için ufukta herhangi bir belirti görünmüyor.

Emekten yana bir çıkış mümkün!

Seçmen çoğunluğunun desteğini yitiren, emekçi halk açısından ülkeyi ekonomik felakete sürükleyen iktidar koalisyonu aynı zamanda taht kavgalarıyla boğuşuyor. Yargı operasyonları ve başta Akın Gürlek’in malvarlığına ilişkin olmak üzere çeşitli türden ifşalar üzerinden gerçekleşen Saray entrikaları, yakın zamana dek siyasi gündemin başlıca konuları arasındaydı.

Tek Adam rejimi tüm bu çelişkilerini CHP’yi parçalamaya, Öcalan açılımı üzerinden DEM Parti’yi tarafsızlaştırmaya çalışarak, Trump yönetimine biat ederek aşabilecek mi? Bütün bu çıkmazların çözümü, işçi sınıfının öncülüğünde ezilen ve sömürülen tüm kesimlerin siyaset sahnesinde var olabildiği, ekonomik ve demokratik talepleri bir arada yükseltebilen bir emek ittifakının inşasıyla mümkün.

Yorumlar kapalıdır.