Mücadeleler çetin geçiyor, kazanımlar yolu açıyor

Yılın ilk yarısı geride kalırken emekçilerin ülke genelindeki irili ufaklı mücadeleleri sürüyor. İşçi sınıfı mücadelesinin uzunca zamandır ısrarlı fakat dağınık bir karakterde ilerlediğini gözlemliyoruz. Alım gücünün düşmesi, sendikalaşmanın engellenmesi, ödenmeyen ücretler ve yaşanan hak kayıpları ekseninde farklı sektörlerde açığa çıkan mücadeleler bu gözlemimizi doğruluyor.

Son dönemin işçi eylemlerinde iki sektör dinamizmiyle göze çarpıyor. Birisi özel sektördeki eğitim emekçilerinin mücadelesi. Kuşkusuz geçtiğimiz aylarda Tez-Koop-İş’te örgütlü Özel İtalyan Lisesi öğretmenlerinin grev kazanımı bu mücadeleleri olumlu yönde etkiledi. Bilgi Üniversitesi’nin rejim tarafından kapatılması ve yeniden açılması da Eğitim-Sen ve Öğretmen Sendikası’nın (Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası) aktif katıldığı mücadelenin bir sonucuydu. Son haftalarda ise Öğretmen Sendikası’nın öncülüğünde öğretmenler alanlarındaki mülakat mağduriyetine karşı harekete geçti ve açlık grevi dahil olmak üzere bir dizi eylem gerçekleştirdi. Mülakat mağduru öğretmenler atanma süreçlerinde yaşanan mağduriyetlerinin giderilmesini istiyor. Özel sektör öğretmenlerinin güvencesizlik, çalışma hayatında adaletsizlik, düşük maaşlar ve mobbingle karşı karşıya oluşu bugün yaşanmakta olan mücadeleleri ortaya çıkarıyor. Ancak yine de sektördeki çalışanların geniş kesimlerinin nasıl seferber olacağı sorusu henüz ortada duruyor.

Bu dönemin mücadeleleri içinde öne çıkan bir diğer sektör ise maden. Malum, madencilik işçi sağlığının her zaman ağır şekilde ihmal edildiği, tehlikeli ve emek yoğun bir sektör. Son dönemde eylemlerin arttığı bu sektörde öne çıkan temel meseleler ise ücretlerin ve tazminatların ödenmemesi ve artan sömürü koşulları. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın öncülük ettiği pek çok eylemde madenciler yol kapama, Ankara’ya yürüyüş, açlık grevi gibi eylemlere başvurdu. Sektörün çetin yapısı mücadeleleri de militan bir yere eviriyor. Rejimin baskıcı sınıf politikaları işçilerin fiili eylemlere yönelmesine yol açıyor.

Öne çıkan bu mücadelelerde not etmemiz gereken iki konu var. İlki, en ufak bir hak talebi için -hatta mevcut hakların korunması için bile- sert mücadelelerin zorunlu olması. Bu yeni bir durum değil, ancak önemli. Ödenmeyen ücretlerin alınması, ücret artışı talebi ya da sendikalaşma hakkı… Bütün talepler ancak ısrarcı ve militan bir mücadele ile kazanılabiliyor. İkinci husus ise en ufak bir kazanımın büyük bir moral yaratabilmesi ve yeni kazanımlara dönük basınçlar oluşturması. Örneğin, Bağımsız Maden-İş öncülüğünde yapılan eylemler, maden sektöründeki diğer sendikalar üzerinde basınç oluşturabiliyor, işçiler sendikaları harekete zorlayabiliyor. Bu yüzden en ufak bir kazanımın hayati olduğu unutulmamalı.

Sınıfın farklı mücadeleleri birbirine dersler ve deneyimler bırakıyor. Bu deneyimleri sentezleyip birleşik bir mücadeleyi örebilmek ise sınıfın öncülerinin görevi olarak duruyor.

Yorumlar kapalıdır.