ABD emperyalizminin krizi ve Trump’ın iç çıkmazları

Date:

Share post:

Geçtiğimiz aylarda ABD emperyalizminin tüm saldırganlığı ile uluslararası düzlemde gerçekleştirdiği hamlelere hep beraber tanık olduk. Trump yönetiminin üye ülkelere gözdağı verdiği ve savaş bütçelerini GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarmaya zorladığı NATO Zirvesi, uyguladığı ambargo sonucu Küba’da serbest piyasa “reformlarının” yürürlüğe girmesine sebep olması, ilan edilen ateşkesi bozarak İran’ı bombalamaya devam etmesi, 66 ülkenin katılımıyla gerçekleştirdiği “Sol Karşıtı Zirve” ve daha niceleri. Bu yazıda, ABD emperyalizminin güncel vaziyeti açısından tüm bu gelişmeleri değerlendirirken genelde atlanan bir noktaya değineceğiz: ABD iç siyaseti.

ABD’de sınıf mücadelesi devam ediyor

Temmuz ayında Massachusetts eyaleti, tarihinin en büyük sağlık grevine tanıklık etti. Toplamda 4500’ü aşkın hemşire ve sağlık emekçisi ücretlerin ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için çıktıkları grevde hastane yönetiminin lokavt saldırısına göğüs gerdiler ve işlerine geri dönmeyi başardılar.

Trump yönetiminin göçmen işçilere karşı sürdürdüğü saldırılar ise tüm vahşetiyle devam ediyor. 7 ve 13 Temmuz tarihlerinde sırasıyla Teksas ve Maine eyaletlerinde iki göçmen işçi, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) tarafından katledildi. Bu cinayetlerin ardından iki eyalette de gerçekleşen kitlesel eylemler, her ne kadar önceki eylem dalgaları gibi ulusal çapta meydana gelmemiş olsa da, Trump yönetiminin göçmen karşıtı politikalarının yumuşak karnını gözler önüne serdi.

Ara seçimler: Trump’ın çıkmazı ve DSA’nın yükselişi

“Sol Karşıtı Zirve”nin ve akabinde gerek ülke içinde gerek dışında Filistin destekçilerinin ve solcuların Küba rejiminin sözde ajanları olarak nitelendirilmesinin temmuz ayında gerçekleşmesi tesadüf değil. ABD emperyalizminin Filistin ve İran’da aldığı yenilgilerin ülke içinde dönütü artan hayat pahalılığına karşı eylemler ve ülke çapında gerçekleşen kitlesel No Kings (Krallara Hayır) protestoları oldu. Trump yönetimi an itibarıyla belki de tarihinin en az destek gördüğü döneminde. Üstelik tüm bunlar ABD’de ara seçimlerin arifesinde gerçekleşti.

3 Kasım tarihinde gerçekleşecek ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Kongre’nin üçte biri yeniden belirlenecek. Bu durum, Trump’ın ülke içindeki etkisini önemli ölçüde azaltma potansiyeli barındırıyor.

Trump’tan memnun olmayan kitleler ara seçimlerde yüzlerini Demokrat Parti’nin sol kanadı olarak tanımlayabileceğimiz Amerika Demokratik Sosyalistleri’nin (DSA) adaylarına çevirmiş durumdalar. Ön seçimlerde DSA adaylarının elde ettikleri zaferler hem Demokrat Parti içerisinde hem de Trump yanlıları arasında korkuyla karşılandı. Her iki kanat da “komünizm tehdidi” söylemleriyle DSA adaylarının önünü kesmenin peşinde.

DSA dertlere derman olabilir mi?

Kitleler arasında doğurdukları tüm umutlara rağmen DSA adaylarının gerek ABD emperyalizmini “alt edebileceğini” gerekse de ABD işçi sınıfının dertlerine derman edebileceğini söylemek bir hayli güç. Burjuva bir parti olan Demokrat Parti içerisinde siyaset yürüten DSA’nın, sırf bu yapısal engel yüzünden tüm bunları gerçekleştiremeyeceğini biliyoruz. Bunun en yeni örneği, DSA’nın “gülen yüzü” New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin soykırımcı Netanyahu’yu yasal olarak tutuklayamayacağını açıklaması oldu. Filistin yanlılığıyla bilinen ve Netanyahu’nun tutuklanmasını seçim kampanyasının odaklarından biri haline getiren Mamdani’nin bu açıklaması politik yanlışlığı bir yana; kendi siyasi kariyeri açısından ciddi bir tehlike barındırıyor: Mamdani öne sürdüğü temel bir devrimci talepten vazgeçti ve bu durum Syriza, Podemos ve daha nicelerinde gördüğümüz gibi kitlelerin ona (ve genel anlamda DSA’ya) güvenini kaybetmelerine ve kazandığı toplumsal desteği yitirmesine sebep olabilir.

Dünya sınıflar mücadelesi açısından en yakıcı gündemlerden biri ABD’de antiemperyalist, işçi sınıfının bağımsız politikasını yürüten devrimci bir partinin inşası olmayı sürdürüyor.

Son Yazılarımız

spot_img