Üç buçuk yılın ardından Antakya nasıl?

Date:

Share post:

Antakya’da bir kadın olarak bazen en sıradan şeylerin bile ne kadar zorlaştığını fark ediyorum: bir yere gitmek, işe yetişmek, hastaneye ulaşmak, çocuğu okula göndermek gibi. Eskiden düşünmeden yaptığımız şeyler şimdi başlı başına bir hesaba dönüştü. Üç buçuk yıl geçti diyoruz ama bazı sabahlar sanki depremin üzerinden yalnızca birkaç gün geçmiş gibi geliyor. Açıkçası aynı şeyleri anlatmaktan yoruldum.

Evlerimiz yıkıldı, şimdi yaşamın da yeniden kurulmasını bekliyoruz. Ama üç buçuk yıl az bir zaman değil. Altyapı hâlâ tamamlanmamışsa, bir kadının işe, okula, hastaneye ulaşması hâlâ başlı başına bir mesele oluyorsa, “yeniden hayat” demek bana artık sadece ağır değil, alaycı geliyor. Hayat sadece dört duvardan ibaret değil, ama biz hâlâ o dört duvarı bile tam kuramadık.

Antakya’da bir kadının düzenli, güvenceli bir iş bulması hâlâ kolay değil, hatta bazı yerlerde daha da zorlaştı. Deprem öncesi çalışan kadınların bir kısmı işine bile dönemedi. Kendi paramızı kazanmak, bir başkasına mecbur kalmadan yaşamak istiyoruz ama önümüze çıkan seçenekler o kadar dar ki… Evde yaptığımız görünmeyen işler doğal görevimizmiş gibi görülüyor, dışarıda çalıştığımızda da insan onuruna yaraşır bir ücret almak kolay olmuyor. Bu iyileşme değil, gerileme.

Ulaşım da üç buçuk yıldır çözülmeyen bir dert. İşe gitmek, çocuğu okula götürmek, kurumda işimizi halletmek, hepsi ayrı bir hesap. Güvenli sokaklar yeterli değilse kadın akşam saatlerinde dışarı çıkmamayı seçiyor, arkadaşından ve sosyal hayatından vazgeçiyor. Farkına varmadan kendi hayatının sınırlarını küçültüyor.

Bakım yükü de yine kadının üstünde, hem de eskisinden daha ağır. Evde çocuk, yaşlı, yemek, temizlik; dışarıda iş, geçim, ulaşım. Deprem sonrası travmayla, hastalıkla, yoklukla uğraşan herkesin bakımı da yine kadına düştü. Sanki bunların hepsi kadın olduğumuz için bize düşüyormuş gibi. Oysa mesele bizim daha güçlü olmamız değil, bu yükün neden bu kadar eşitsiz dağıtıldığını görebilmek. Bu eşitsizlik üç buçuk yılda hafiflemek bir yana, katmerlendi.

Bugün bana “Ne değişti?” diye sorulduğunda yalnızca yapılan binaları saymak istemiyorum, çünkü artık öfkeleniyorum bu soruya. İşe gitmek kolaylaştı mı? Hastaneye ulaşmak kolaylaştı mı? Akşam eve dönerken korkmamak mümkün mü? Kendi hayatımız için karar verebiliyor muyuz? Cevap hâlâ hayırsa “Antakya ayağa kalktı” demeyi bırakalım artık.

Bir kentin yeniden kurulması, kadınların hayatının da yeniden kurulması anlamına gelmiyor. Çoğunlukla yeni bir binanın içinde eski eşitsizliklerle, üstelik daha da derinleşmiş halleriyle yaşamaya devam ediyoruz.

Antakya’da kadınların ihtiyacı yalnızca yeniden yapılan bir kent değil. Emeğimizin görünür olduğu, bakım yükünün omzumuzdan alındığı, kendi hayatımız hakkında söz sahibi olabildiğimiz, sokaklarında korkmadan güvende dolaşabildiğimiz bir kent istiyoruz.

Son Yazılarımız