Suriye: Akaryakıt zamlarına hayır. Zenginlik halkındır!

Date:

Share post:

Özgürlük ve Onur Hareketi’nin Suriye’de yaşanan son eylem dalgasına ilişkin bildirisi.

Cumartesi gecesi Enerji Bakanlığının yayımladığı genelgeyle yeni akaryakıt fiyatları açıklandı. Motorinin litre fiyatı 125 Suriye lirasından 175 liraya, 95 oktan benzinin litre fiyatı 152 liradan 195 liraya, 90 oktan benzinin litre fiyatı ise 142 liradan 185 liraya yükseldi. Bu karar, 80’den fazla noktada eylemlerin kaydedildiği geniş bir protesto dalgasına yol açtı.

Pazar gününden itibaren Haseke, Rakka ve Deyrizor’un çeşitli bölgelerinde eylemler başladı. Eylemler, ulaşım sektöründeki grevlerden yolların kesilmesine ve lastiklerin yakılmasına, bazı bölgelerde akaryakıt tankerlerinin geçişinin engellenmesine kadar çeşitli biçimler aldı. Protestolar kısa sürede yayılarak İdlib, Halep, Hama, Şam, Menbiç ve başka yerleri de kapsadı.

Talepler açık ve doğrudandı: Yeni fiyat tarifesinin geri çekilmesi ve başta Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir olmak üzere bu kararın sorumlularından hesap sorulması. Çünkü karar, yalnızca bir litre benzinin ya da motorinin fiyatının yükselmesi anlamına gelmiyor. Ulaşım ücretlerine ve başta un ve ekmek olmak üzere malların ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarına doğrudan yansıma tehdidi taşıyor. Böylece halk kesimlerine, taşıma güçlerinin olmadığı yeni yükler bindiriyor.

Çeşitli örgütler, siyasal partiler ve bağımsız aktivistler de bugün, salı günü saat 19.00’da Salamiyah kentinin ana meydanında oturma eylemi çağrısında bulundu.

Protestoların yayılması karşısında geçiş hükümeti, fiyatları yeniden değerlendireceğini açıklamakta gecikmedi. Fiyatların önceki düzeylerine döndürülmesi ya da daha düşük bir artışla yetinilmesi olasılığından söz etti. Halk Meclisi de 59’dan fazla milletvekilinin imzaladığı talep üzerine, kararı görüşmek amacıyla Enerji Bakanının 17 Eylül’de yapılacak bir oturuma çağrılmasını kararlaştırdı.

Ancak bu vaatler şimdiye kadar halkın öfkesini yatıştırmayı başaramadı. Gösteriler ve oturma eylemleri çeşitli noktalarda sürüyor. Hükümetin vaatleri defalarca kâğıt üzerinde kaldıktan sonra, oturma eylemlerine katılanların bu açıklamalara ihtiyatla yaklaşması haklarıdır. Halk, ertelenen vaatler değil, kararın fiilen geri çekilmesini ve onurlu bir yaşam sürme hakkını koruyan bir ekonomi politikası istiyor.

Hükümet, geçtiğimiz yıl boyunca, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile bütünleşme süreci öncesinde, özellikle doğu vilayetlerinde halkın desteğini kazanmaya çalıştı. O dönemde Cezire’nin özgürleştirilmesinin bölgenin zenginliklerini halkına geri vereceği, bölge sakinlerinin SDG’nin yolsuzluklarından ve politikalarından uzak biçimde kendi bölgelerinin kaynaklarından yararlanacağı söyleniyordu.

SDG’nin kontrolü altında benzinin litre fiyatı 80 yeni Suriye lirasını aşmıyordu. Bugün ise, yalnızca bir yıl sonra, Cezire’de fiyat 195 liraya ulaştı.

Peki, zenginliklerin halka geri verilmesi vaatlerine ne oldu?

Zenginliğin kendisi halkın kontrolü dışında kalıyorsa, kaynakları kontrol eden tarafın değişmesi yeterli değildir. Halk, kaynakların nasıl çıkarılacağına, yönetileceğine ve bunlardan elde edilen gelirlerin nasıl dağıtılacağına karar verme hakkından mahrum kalmaya devam ediyorsa, kaynakları bir iktidardan kurtarıp başka bir iktidara devretmenin anlamı yoktur.

Geçiş hükümeti, resmî medya organları aracılığıyla, ürün fiyatlarındaki yükselişin Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ile Kızıldeniz ve Babülmendep’teki deniz ulaşımının durumu nedeniyle dünya genelinde artan taşımacılık ve sigorta maliyetleriyle bağlantılı olduğu fikrini pazarlıyor.

Bu etkenlerin ithalat ve taşımacılık maliyetleri üzerinde gerçek etkileri olabilir. Küresel ekonomik dönüşümler de görmezden gelinemez. Ancak bunları, krizin maliyetinin yalnızca halk kesimlerine yüklenmesini meşrulaştırmak için kullanmak çözüm değildir.

Geçiş hükümetinin iktidara gelmesinden bu yana, büyük ölçüde dış ekonomik desteğe ve piyasanın ithalata açılmasına bel bağlanırken yerli üretime, tarım ve sanayi sektörlerine ve ulusal kaynakların korunmasına hak ettikleri öncelik verilmedi.

Suriyeli üreticiler, işçiler ve köylüler fiyatların ve yoksulluğun baskısı altında bırakılırken sermayeye ve ithalata açık bir piyasa üzerinden bağımsız bir ekonomi inşa edilemez.

Suriye’nin zenginlikleri yabancı şirketlere teslim edilecek bir meta değildir. Petrol, doğal gaz, buğday, su ve toprak hükümetin ya da yatırımcıların mülkü değildir. Bunlar, on altı yıllık devrim ve savaş boyunca çok ağır bedeller ödeyen Suriye halkının mülküdür. Bu halk, devrim ve savaştan kendisini daha fazla yoksulluk, pahalılık ve ekonomik güvencesizlikle karşı karşıya bulmak için çıkmadı.

Halk protestolarının yanında duruyor ve şunları talep ediyoruz:

  • Yeni akaryakıt fiyat tarifesinin derhâl geri çekilmesi ve fiyatların karar öncesindeki düzeylerine döndürülmesi.
  • Petrol ve doğal gaz sektörü için, doğal zenginlikleri yabancı şirketler ve özel çıkarlar arasında paylaşılacak bir alan olarak değil, Suriye halkının mülkü olarak kabul eden açık ve kapsamlı bir ulusal plan hazırlanması.
  • Başta petrol ve tarım olmak üzere stratejik kaynakların ve sektörlerin korunması ve kamulaştırılması, kaynakların yatırımcıların kârlarını azami düzeye çıkarmaya değil, toplumun hizmetine yönlendirilmesini güvence altına alacak biçimde üretimin, o üretimde çalışanların denetimi ve kontrolü altına alınması.
  • Buğday, akaryakıt ve temel ihtiyaç maddeleri krizlerinin, bedelini sonunda yoksulların ödediği fiyatlarla birlikte yeniden yaşanmasını önlemek için köylülerin, işçilerin ve yerli üretimin desteklenmesi, tarım ve sanayi için gerekli girdilerin sağlanması.
  • İktidarı tek elde toplama, karar alma yetkisini ve güç kaynaklarını tekelleştirme yaklaşımını açığa vuran bu karara ilişkin soruşturma açılmasını, Enerji Bakanından, hükümetten ve kararın arkasındaki herkesten hesap sorulmasını talep ediyoruz. Halkın zenginlikleri hükümetin mülkü değildir. Ülkenin kaynakları, halkın denetiminden ve halka hesap verme sorumluluğundan bağımsız biçimde yönetilemez.
  • Kararların tepeden dayatılması ve sonuçlarının işçilere, köylülere ve yoksullara yüklenmesi yerine, halkın ve üretim sektörlerinde çalışan emekçilerin ekonomi politikasının oluşturulması ve kaynakların yönetmesi.

Petrol krizi yalnızca bir litre benzin meselesi değildir. Buğday krizi de bir ton buğday meselesi değildir. Ekonomik kriz, fiyat bültenlerindeki rakamlardan ibaret değildir. Bu, piyasayı ve kârı insanın önüne koyan, zenginliği bir azınlığın elinde bırakırken krizlerin bedelini halkın çoğunluğuna ödeten bütün bir ekonomik modelin krizidir.

Petroldeki, tarımdaki ve harap olmuş ekonomideki kriz, daha fazla özelleştirmeyle, dışa bağımlılıkla ve yoksulların ödediği fiyatları artırmakla çözülemez.

Çözüm, halkın kendi kaynakları üzerinde kontrol sahibi olmasıyla, yerli üretimin yeniden inşasıyla, işçilerin ve köylülerin zenginliğini ürettikleri sektörlerin yönetimine katılmasıyla ve kaynakların adil ve sürdürülebilir bir temelde dağıtılmasıyla başlar.

Son Yazılarımız