Bir siyasi akım olarak Siyonizm, 19. yüzyılın sonlarında Avrupa’da ortaya çıktı. Maddi kökleri Avrupa’daki Yahudi sorununa ve antisemitizme dayanan bu akım, genel olarak Avrupa burjuvazisinin ve özel olarak Yahudi büyük burjuvazisinin Yahudi sorununa verdiği yanıttı: Yahudilerin Avrupa’dan gitmesi gerekiyordu. Bu “gidişin” metodu ise, politik Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’in gösterdiği gibi, yerleşimci sömürgecilikti.
Herzl, siyasi kariyeri boyunca olası bir Yahudi devletinin kurulması adına bilhassa İngiliz emperyalizmi içerisinde yoğun lobicilik faaliyetleri sürdürdü, Yahudi devletinin inşasının sömürgeci bir olgu olduğunu yazdı ve İngiliz sömürgesi Rodezya’nın sömürge valisi Cecil Rhodes’u bu sömürgeci faaliyeti desteklemeye davet etti. Herzl’in aklında bu Yahudi devleti için Arjantin’den Doğu Afrika’ya kadar pek çok seçenek olsa da sonunda, dini gerekçelerle Filistin’de karar kılındı.
“Topraksız bir halk için halksız bir toprak” şiarıyla yerleşimciliğe başlayan ilk Siyonistler, Filistin topraklarının hiç de “halksız” olmadığını gördüler. Çoğunluğu Müslüman olmakla birlikte farklı dinlerden Arap toplulukları halihazırda Filistin’de yaşamaktaydı. Siyonizm açısından bu, kabul edilemez bir durumdu.
1917 yılına gelindiğinde Balfour Deklarasyonu ile Siyonistler, yıllardır peşinde koştukları İngiliz emperyalizminin desteğine sonunda sahip olmuşlardı. Bu deklarasyonla birlikte Britanya Hükümeti, Siyonistlerin Filistin’deki yerleşimciliklerini ve Yahudi halkı için bir “yuva” kurma girişimlerini resmi olarak destekledi. 1920’de Filistin topraklarının İngiliz mandası altına girmesinin ardından Siyonistlerin yerleşimcilik faaliyetleri hız kazandı. Filistin halkının İngiliz sömürgeciliğine ve Yahudi yerleşimciliğine karşı başlattığı 1936-39 ayaklanmasının yenilmesinin ardından 1947’de Birleşmiş Milletler’in Filistin’i bölme planıyla Filistin topraklarında resmen bir Yahudi etno-devletinin kurulmasının önü açıldı.
“İsrail” devletinin kuruluşu barışçıl yollarla olmadı. Arapça “Büyük Felaket” anlamına gelen Nakba esnasında 1 milyona yakın Filistinli Siyonistler tarafından topraklarından sürüldü ve Deir Yassin Köyü’nde olduğu gibi acımasızca katledildi. Soykırımcılığın Siyonizmin doğal bir parçası olduğu gerçeği, 1948’de bile kendisini tüm netliğiyle göstermişti.
Kuruluşundan itibaren ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki uçak gemisi görevini üstlenen Siyonist korsan devlet, BM’nin sözde iki devletli çözümüne hiçbir zaman riayet etmedi. Siyonizmin yayılmacı, soykırımcı doğası buna izin vermedi. Yıllar içerisinde Filistin topraklarını işgalini kademe kademe artıran Siyonist devlet, arkasına aldığı ABD emperyalizminin desteğiyle 2023’te Filistinlilere yönelik yeni bir soykırımcı saldırıya girişti. O günden bugüne başta Filistin halkı olmak üzere İran, Lübnan, Yemen ve daha nice Ortadoğu halkına kan kusturmaya devam ediyor. Siyonizm işte bu demek: yerleşimcilik, işgal ve soykırım.
