ABD emperyalizminin Siyonizmle ortak bir şekilde, İran’ın koşulsuz olarak teslim olması amacıyla başlattığı “destansı öfke operasyonu” adı verilen askeri saldırı sekizinci ayına girmek üzere. Başlangıçta Trump birkaç gün içerisinde saldırının kesin sonuç vereceğini söylerken, gelinen nokta ABD emperyalizminin askeri başarısızlığının, savaşın nihai bir şekilde sona erdirilemeyişinin, aksine bölgedeki askeri gerilimi daha da tırmandırdığının ve yine tüm bunlara paralel olarak dünya kapitalizminin krizini çok daha derinleştirdiğinin açık birer göstergesi konumunda.
Emperyalist saldırganlığın dünya ekonomisindeki krizi derinleştirmesinin en yakın örneği, eylül sonunda petrolün varil fiyatının 107 doların üzerine çıkması. Bunun İran’a yönelik saldırılarla doğrudan ve dolaylı ilişkisi olan birkaç nedeni mevcut. Geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen Birleşmiş Milletler Genel Kurul’u toplantısında İran, enerji krizini hafifletmek ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden trafiğe açılması için çatışmaların durdurulmasına dönük bir plan sunmuştu. Ancak İran’a yönelik hedeflerine ulaşamayan ve fakat geri adım atmaya da yanaşmayan Trump’ın bu teklifi reddetmesi bunun en taze nedeni.
Öte yandan Yemen’de İran’ın müttefiki Ensarullah güçlerinin son dönemdeki ilerleyişi ve Kızıldeniz’e çıkışın anahtarı olan Babülmendep Boğazı’nı ele geçirmeleri, Hürmüz’ün ardından dünya ticaretine ve enerji sevkiyatına ikinci büyük darbeyi vurdu. Babülmendep’in Ensarullah güçleri tarafından kontrol altına alınmasının doğal bir sonucu, Süveyş Kanalı’nın da istikrarsızlaşması anlamına geliyor. Keza Süveyş Kanalı’nın gelirleri yüzde 60’tan fazla düşmüş durumda. Yine Suudi Arabistan’ın en kritik petrol boru hattı olan, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nın Ensarullah güçleri tarafından bombalanması da küresel petrol arzına yeni bir darbe niteliğinde.
Kriz çözen mi? Kriz derinleştiren mi?
Trump’ın, ABD emperyalizminin bölgedeki askeri, politik, ekonomik hegemonya krizine çözüm bulmak için giriştiği bu maceracı saldırgan politikalarının sonucu şu an için tam bir başarısızlık. İran ve Yemen’in sergilediği direniş ABD emperyalizminin açmazlarını derinleştiriyor. Kasım ayında gerçekleşecek olan ABD ara seçimleri öncesinde Trump’ın bu saldırgan politikasının toplumsal desteğinin altı iyice oyulmuş vaziyette. Dünya ticaret yollarına ve enerji fiyatlarına vurulan darbeler ve bunların gıda, enflasyon vb. gibi çarpanları kapitalist ekonominin krizini daha da artırıyor. Trump, ABD emperyalizminin hem kendi içsel krizini hem de uluslararası krizini çözmek yerine ilerletiyor.
Bunun bir yansıması da ittifaklar sisteminde karşımıza çıkıyor. İran savaşındaki yenilgi ve Avrupa NATO’sundan beklediği desteği alamaması, Trump’ın hem Avrupa NATO’suyla gerilimlerini tırmandırdı hem de savaş nedeniyle artan güvenlik maliyetlerini “paylaşabileceği” ittifaklar arayışını hızlandırdı. Bölgedeki en büyük ortaklarından Suudi Arabistan, Ensarullah güçlerinin ilerleyişi karşısında Yemen’e ABD müdahalesi talebinde bulunsa da Trump, NATO zirvesi sonrasında maliyetleri “ortaklaştırmak” adına Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın katılımıyla imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın” taraflarını “kurumsallaşmaya” davet ediyor. Dış politikalarında farklı öncelikleri ve bölgesel olarak farklı hedefleri olan bu üç ülke arasındaki anlaşmanın ilerleyip ilerlemeyeceği izlenmeye muhtaç.
Trump, bölgedeki müttefiklerini kendi çıkarları etrafında bir araya getirmeye çalışıyor ancak bölgede yarattığı politik düzlem her geçen gün daha da kırılganlaşıyor.
