ABD-İran Anlaşması ya da emperyalizmin sınırları

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in İspanya devleti seksiyonu Enternasyonalist Mücadele’nin aynı isimli yayın organı için 18 Haziran’da kaleme alınmış editoryalini okurlarımızla paylaşıyoruz.

ABD ile İran arasında imzalanan anlaşmanın ardından, Trump’ın İran’a yönelik tüm kıyametvari tehditleri bir zayıflık olarak yankılanıyor. Anlaşma, Trump’ın ilan ettiği hedefler açısından bir yenilgidir. Anlaşma sadece ABD’nin İslam Cumhuriyeti rejimini tanımasını değil, aynı zamanda İran petrolünün Hazine Bakanlığı muafiyetleriyle ihraç edilmesini ve bloke edilmiş hesapların yeniden erişime açılmasını da içeriyor. Ayrıca bir tür tazminat olarak yaklaşık 300 milyar dolarlık yatırımlar öngörülüyor. Lübnan’daki saldırıların derhal durdurulması da anlaşmaya dahil. Buna karşılık İran ve ABD, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı ve genel bir anlaşmaya ulaşmak için müzakereleri sürdürmeyi taahhüt etmekte.

Trump’ın büyük başarısızlığı tüm yorumcular tarafından kabul ediliyor; İsrail’de Netanyahu’ya ve Trump’ın kendisine yöneltilen öfkeye de dikkat çekiliyor. İran’ın füzeleri ve insansız hava araçları, ABD ve İsrail’in neredeyse hiç direnişle karşılaşmadan çok sayıda askeri ve sivil hedefi bombaladığı asimetrik savaşa, yalnızca İsrail’i değil aynı zamanda ABD’nin üslerinin bulunduğu tüm Körfez ülkelerini de hedef alarak karşılık verdi. Nükleer tehditten çok, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve bunun küresel ekonomik etkileri, dengeyi sağlamaya ve emperyalist saldırının çıkmaza girmesine yol açtı. Trump’ın hedeflerinin hiçbiri gerçekleşmediği gibi, Netanyahu da ne Gazze’de ne de Lübnan’da kendi hedeflerine ulaşabildi.

Bunlar emperyalizmin sınırlarıdır; muazzam gücüne rağmen onun yenilmez olmadığının göstergesidir. Vietnam, Afganistan ve Irak sendromu, halklar direndiğinde emperyalizmin silah zoruyla kendi iradesini dayatma kapasitesi üzerinde ağır bir baskı oluşturmaya devam ediyor.

Anlaşmanın başlıca kaybedeni Netanyahu ve Siyonist rejimdir. Netanyahu, Lübnan’da işgali sürdüren birliklerini çekmeyeceğini söylemişti. Ateşkes ilanının ilk saatlerinde İsrail, Lübnan’ı bombalamaya devam ederek, cuma günü imzalanması beklenen anlaşmanın güvenilirliğini sorgulattı. Trump’ın Netanyahu hakkındaki açıklamalarının tonu da sertleşti. Bu arada İsrail’de başbakana karşı muhalefet hem hükümet içinde hem de muhalefet saflarında büyümekte. Avrupa hükümetlerinin açıklamaları da Lübnan ve Batı Şeria’daki işgal ve katliamları eleştiriyor. Siyonist rejimin Gazze için ortaya atılan sahte barış planıyla yatıştırmayı başardığı uluslararası tecrit yeniden büyüyor.

Filistin ve Lübnan halklarının direnişiyle dayanışmayı, filoda yeniden denendiği gibi, daha da güçlendirmeliyiz. Siyonist planları yenilgiye uğratmak mümkün; bir an bile gevşememek gerekir. Siyonist soykırım karşısında Batı’nın suç ortaklığını teşhir eden ve askeri, siyasi, ticari, akademik, kültürel ve sportif ilişkilerin tamamen kesilmesini talep eden aynı çizgide yeni girişimleri ilerletmeliyiz. Aynı zamanda, Filistin’deki Bağımsız İşçi Komiteleri Birliği ile yürütülen ve şimdiye kadar 25 sevkiyata ulaşmış olan dayanışma kampanyasını da sürdürmeliyiz.

Emperyalist müdahale aynı zamanda baskıcı molla rejimini güçlendirdi. Savaş tamtamlarından yararlanılarak aktivistlerin idamları hızlandırıldı; bunların çoğu “Jin, Jiyan, Azadi” ayaklanmasından, bir kısmı da birkaç ay önceki büyük kitlesel gösterilerden beri hapisteydi. İran halkının ve aktivistlerin bir kesimi ise emperyalist saldırıyı ve emperyalist söylemleri nefret ettikleri rejimden kurtuluşun bir yolu olarak gördü; yüzlerce sivilin öldüğü bombardımanların daha küçük bir kötülük olabileceğini düşündü. Emperyalist Siyonist saldırıya karşı mücadeleyi neden ilk sıraya koyduğumuzu anlayamadılar. Sanki ya rejimin ya da emperyalizmin yanında olmak gerekiyormuş gibi görünüyordu; ancak bu, sahte bir ikilemdi. Rejimi teşhir etmeyi sürdürürken emperyalist saldırıya karşı olmak mümkündü; çünkü saldırı bu rejimi besliyordu. Bu, sınıf mücadelesinin gerçek diyalektiğidir.

Emperyalizmin yenilgisi, bölgedeki başlıca aygıtı olan İsrail devletinin krizini derinleştiriyor. Bu kriz, Filistin ve Lübnan direnişini güçlendiriyor. Bu nedenle ve yarattığı yeni güç dengesi nedeniyle, mollaların teokratik rejiminin güçlenmesi geçicidir. Enternasyonalist dayanışma, özellikle Ortadoğu halkları arasında, yeniden önemli olacaktır.

Venezuela’da da benzer bir durum yaşanmakta. Venezuelalı işçi sınıfının ve göçmenlerin bir kesimi, ücretlerdeki büyük yoksullaşma ve baskılar karşısında Trump’ın Maduro’ya yönelik müdahalesini yanlış biçimde alkışladı ve bunun, nasıl olursa olsun, ücretlerde iyileşme sağlayacağını, fiyatları düşüreceğini ve bir miktar özgürlük getireceğini umdu. Ancak birkaç ay sonra şimdi her şey daha kötü durumda. Delcy Rodríguez aracılığıyla Chavizm ile ABD arasındaki ittifak, ülkenin (madenler, hidrokarbonlar vb.) çokuluslu şirketler tarafından yağmalanmasına olanak tanıdı fakat Venezuelalıların yaşam koşullarını iyileştirmedi. Yine bu nedenle Trump Küba’ya emekçi halkı vahşice vuran bir abluka dayattı. Çünkü Trump yönetimi kapitalizmin başlıca düşmanının hükümetler değil halklar olduğunun farkında.

Tarih bir kez daha şunu doğruluyor: Emperyalizmin silahlarından ne halkların özgürlüğü ne de işçilerin yaşam koşullarında bir iyileşme doğmuştur. Bu nedenle tüm desteğimiz emperyalizmlere ve gerici hükümetlere karşı işçi sınıfının ve halkların mücadelesinedir.

Enternasyonalist Mücadele (Lucha Internacionalista-LI), İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) İspanya devleti seksiyonu

Yorumlar kapalıdır.