Benjamin Netanyahu’nun 24 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılması, toplantı salonundakiler ve dışındaki kitleler tarafından kınandı. Soykırım faili, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan tutuklama kararına rağmen New York’ta boy gösterse de kürsüye çıktığında delegelerin çoğu konferans salonunu terk etti. Netanyahu’nun tam bir acizlik gösterisi içinde ilk sözleri “Henüz salonu terk etmemiş bir korkak varsa şimdi terk etsin” oldu. Ardından Avrupa’daki tarihsel müttefikleri Fransa ve Birleşik Krallık’a yönelik sert bir söylev geldi.
Netanyahu Gazze’de yürüttüğü soykırımı savunurken ve Lübnan, İran ve Suriye’deki eylemlerini meşrulaştırmaya çalışırken dışarıdaki protestolar kamuoyunun öfkesini dile getirdi. Bu sırada Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Donald Trump’ın kendisine ABD’ye giriş izni vermemesi nedeniyle genel kurula sanal olarak hitap etmek zorunda kaldı. Jewish Voice for Peace (Barış İçin Yahudi Sesi) örgütü “İsrail’i silahlandırmaya son verin”, “Bombalara değil, halka kaynak ayırın” ve “Soykırımı durdurun” yazılı dövizler taşıyan onlarca aktivistle oturma eylemi gerçekleştirdi. Eyleme katılanlar arasında Susan Sarandon ve Hannah Einbinder gibi oyuncuların yanı sıra, seçilmesi halinde New York Eyaleti Yasama Meclisi’nin ilk Filistinli kadın üyesi olacak olan, Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) adayı Aber Kawas gibi ABD sanat ve politika dünyasının tanınmış isimleri de vardı. New York polisi barışçıl protestoyu dağıttı ve iki oyuncuyla beraber 100 kişiyi daha gözaltına aldı.
Baskıya rağmen oturma eyleminden sonra başka protestolar da devam etti. Polis oturma eylemini dağıttıktan sonra kitlesel bir protesto ve bir dizi eylem başladı. Yüzlerce kişi şehrin sokaklarında yürüdü. Yürüyüşlerde çeşitli aktivist örgütleri soykırımı kınadı ve ABD’nin suç ortaklığını teşhir etti. Kamuoyunun tüm tepkilerine rağmen ABD, İsrail’e 2,8 milyar dolar değerinde yüksek tonajlı ve son derece yıkıcı 40 bin bombadan oluşan yeni bir sevkiyat göndermeye hazırlanıyor.
ABD’deki bu seferberlikler Netanyahu’ya ve İsrail’e yönelik dünya çapındaki kınamayı, ayrıca Gazze’deki soykırım ve Batı Şeria’nın işgali nedeniyle bu ikilinin giderek artan yalıtılmışlığını yansıtıyor. ABD içinde bu muhalefet, özellikle Yahudi nüfus arasında yoğunlaşarak soykırımı kınayan ve Filistin’e destek mücadelesini Trump yönetimi için bir politik kriz kaynağına dönüştüren güçlü bir Siyonizm karşıtı hareketin doğmasına yol açtı.
81. BM Genel Kurulu, BM’nin soykırımı durdurmadaki yetersizliğini bir kez daha gösterdi. BM daha önce İsrail’in Gazze’de soykırım suçları işlediği ve sistematik politikalarının 20 bini çocuk olmak üzere 72 binden fazla insanın ölümüne yol açtığı sonucuna varmış olsa da, soykırım failinin genel kurula katılmasına ve konuşma yapmasına izin verdi. Emperyalist güçler arasında salonu terk edenler bir avuç yaptırım hedefi uygulamak ve sert tonlu açıklamalar yapmaktan öteye gitmedi. Bu adımlar İsrail’in tecridini büyütse de soykırımı durdurmakta yetersizdir. Filistin yanlısı söylemlerine rağmen Çin, Hindistan, Rusya, Brezilya ve Güney Afrika gibi BRICS ülkeleri İsrail ile kapsamlı ekonomik bağlarını sürdürüyor ve ticari ilişkilerini genişleterek işgali derinleştiren askeri aygıtı besliyor.
İsrail’in giderek büyüyen yalıtılmışlığı ve küresel çapta kınanması, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanın kendi ülkelerindeki hükümetlerin ve diplomatik kurumların suç ortaklığına ve soykırıma karşı mücadele etmek için örgütlenmeye hazır olduğunu gösteriyor. Suç ortakları ise Gazze’de öldürülen çocuklar için timsah gözyaşı dökmekle yetiniyor. 7 Ekim’in 3. yıl dönümü için büyük küresel protestoların çağrısı yapılırken, Gazze’yi ve Filistin’i desteklemek için seferberlikler sürmeye devam edecek.
