İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) İspanya Devleti seksiyonu Enternasyonalist Mücadele’nin (LI) Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın evinden tahliye edilmesiyle başlayan halk isyanı üzerine 2 Ekim’de yayımladığı açıklamasını okurlarımızla paylaşıyoruz.
Madrid’de Maricarmen’in evinden tahliye edilmesi bardağı taşıran son damla oldu. Bu olay, Madrid’deki Puerta del Sol meydanında başlayan çadır eylemini ateşledi ve barınma haykırışı tüm ülkeye yayıldı. Sağın ve neoliberalizmin gerici söylemlerinden ve parlamenter solun utanç verici tutumundan usandık. Spekülasyonu ve rantçıların emeğimiz üzerinden kâr elde etmesini meşrulaştırmayı asla kabul etmiyoruz. Barınmanın, emlak piyasasının vahşi dinamiklerine tabi bir meta haline getirilmesini reddediyoruz. Meritokrasi söylemini ve adil koşullarda bir kiralık eve veya konut kredisine erişemeyenlerin kriminalize edilmesini kabul etmiyoruz.
Yargı Genel Konseyi (CGJP) verilerine göre, 10 yıl önce tahliyelerin yüzde 50’si kiralık konutlarda yaşanırken, 2025 yılında bu oran yüzde 75’e çıktı. Bu veriler, işçi sınıfının alım gücünün emlak piyasası karşısında erimesiyle doğrudan bağlantılıdır. Gerçek şu ki, 2000 yılında belirsiz süreli iş sözleşmesi olan ve ortalama maaş alan bir kişi, 31 yaşında konut kredisine erişebiliyor ve bunu 20 yılda ödeyebiliyordu. 2025 yılında ise aynı çalışma koşullarına sahip bir kişi ancak 42 yaşında bir mülk satın alabiliyor ve ödemesi 25 yıl sürüyor. Meritokrasi söylemi kendiliğinden yerle bir oluyor. Ve 2025 yılında konutların yüzde 35’inin peşin olarak satın alındığı gerçeği ortaya çıktığında, bu çöküş daha sert bir hal alıyor. Ne kadar çok çalışırsa çalışsın, ne kadar tasarruf ederse etsin, kaç kişi bir daireyi peşin satın alabilir? Ödemesi peşin yapılan bu daireler, “tarihin en ilerici hükümeti”nin suç ortaklığıyla işçi sınıfını boğan büyük mülk sahipleri ve yatırım fonları tarafından satın alınmaktadır.
Devlet, sermayenin hizmetinde çalışarak işçi sınıfı üzerinde kurumsal ve yapısal bir şiddet uygulamaktadır ve “tarihin en ilerici” hükümeti de bunun suç ortağıdır. Madrid’de Maricarmen’in evinden tahliye edilmesi olayında olduğu gibi, barınma hakkını savunanları polis güçleri aracılığıyla bastırmaktadır. Hatta intihar önleme protokolleri yürürlükteyken bile tahliyeleri uygulayan yargı sistemine arka çıkmaktadır; bu durum, L’Hospitalet’te yaşayan Olga ve Javier’in intiharlarında olduğu gibi ölümcül sonuçlara yol açmaktadır. Ayrıca, yedi yıldır bir azınlığın servet birikimini bizim sırtımızdan koruyan yasama organını da ayakta tutmaktadır.
Pedro Sánchez hükümeti ne Sumar ne de Podemos ile işçi sınıfının güvencesizleştirilmesine dur diyebildi. Gençlik kira yardımı veya rantçılara sağlanan gelir vergisi (IRPF) indirimi gibi uygulamalar, kamu kaynaklarının pervasızca özel sermayenin ellerine aktarılmasıdır. İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) iki hafta önce, akbaba fonlarının konut satın almasını yasaklayan yasa tasarısında çekimser kalması, konut birikiminin spekülatörlerin elinde toplanmaya devam etmesine yol açmaktadır. Dahası, sezonluk kiralamaların veya oda kiralamalarının 2019 Konut Yasası (LAU 2019) kapsamı dışında bırakılması, aynı rantçı ellerin her alanı son metrekaresine kadar vahşice ranta çevirmesine olanak sağlamaktadır.
Bir başka açık örnek ise, varlık yönetim şirketi SAREB’e ait 40 bin konutun, Devlet Konut ve Arsa Kurumu’nun (SEPES) yerini alan Casa 47 isimli yeni kamu şirketine devredilmesidir. Bu model, uygun fiyatlı konut sunmayı amaçlasa da geliri yıllık asgari gelir ortalamasının (IPREM) iki katından az olan kişileri dışlamakta, daireleri kura yoluyla dağıtmakta ve yönetimini taşeron şirketlere ve yatırım fonlarına taşere etmektedir. Ayrıca, bu devir süreci boyunca, barınma hakkı hareketinin talep ettiği gibi halihazırda orada yaşayan ailelerin durumunu yasal güvenceye kavuşturmak yerine, tahliyeler ve emlak tacizi devam etmektedir.
Şimdi hükümet, “Maricarmen” Kararnamesi’nin onaylandığını gururla duyuruyor, ancak gerçekte bu kararname yalnızca halk baskısının bir ürünüdür. Bu kararname, Bask Milliyetçi Partisi (PNV) ve Katalonya İçin Birlik partisinin (Junts) metni reddetmesini garantilemek amacıyla, süresiz kira sözleşmelerini diğer önlemlerden ayırarak ikiye bölmüştür; bu, 1985 yılında Felipe González liderliğindeki PSOE tarafından Boyer Kararnamesi’nde de kullanılan bir manevradır. Kararname, çeşitli önlemlerle taleplerin çoğunu içeriyor. Sosyal yardım alanında, kırılgan durumdaki kişilerin tahliyelerini 2030 yılına kadar durduruyor; ancak bu önlem, 2026 yılının başlarında mecliste düşürülen moratoryumda zaten yer alıyordu. Ayrıca, oda kiralamalarını ve geçici kiralamaları 2019 tarihli Konut Yasası (LAU 2019) kapsamında düzenlemeye alarak hiç var olmaması gereken bir yasal boşluğu kapatıyor. Spekülasyonla mücadele etmek amacıyla, yatırım fonlarının 2028 yılına kadar daireleri piyasa fiyatının yüzde 70’inden daha düşük bir fiyata satın almasını yasaklıyor; bu önlem doğru yönde atılmış bir adım olmakla birlikte çok yetersizdir. Biz, yatırım fonlarına herhangi bir fiyattan daire satışının tamamen yasaklanmasını talep ediyoruz. Aynı şekilde, kira bedeli halihazırda referans üst sınırının üzerindeyse, büyük mülk sahiplerinin fiyat artırmasını engelliyor; ancak bu üst sınırlar piyasa fiyatlarına göre utanç verici seviyelerde sabitlenmiş durumda. Bu doğrultuda, rantçılara kira bedellerini artırmamaları veya yüzde 5 oranında düşürmeleri karşılığında gelir vergisinde (IRPF) yüzde 100’e varan indirimler sunuyor. Bu bir nevi tazminat ödemek değil midir? Bu durum, barınma hakkı pahasına kâr devşirmeyi meşrulaştırmak değil midir?
Enternasyonalist Mücadele, bu neoliberal ve geçici önlemlere cepheden karşı çıkmaktadır. Sistemin bir grup asalağını kamu kaynaklarıyla beslemek ve barınmanın kapitalist dinamiklere tabi sıradan bir meta olmaya devam etmesine izin vermek utanç vericidir. PSOE, özel sermayenin elinde biriken konut stokundan arta kalan kırıntıları yönetmek için yasalar çıkarıyor. İşçi sınıfına pansuman çözümler sunarak ve büyük emlak sermayesini memnun ederek sahte bir toplumsal barış dayatmaya çalışıyor. Ancak gerçek şu ki, bu durum sürdürülemez: Rantçılık var olduğu ve barınmanın bir piyasa malı olmasına izin verildiği sürece, barınma asla güvence altına alınmış bir hak olmayacaktır.
Hükümet de bunun farkında ancak sorunun üzerine gitmiyor. Biz de onları tatlı sözlerle ya da parlamenter uzlaşmalarla ikna etmeye çalışmayacağız. Halk seferberliğiyle ve işçi sınıfının en güçlü araçlarından biri olan genel grev yoluyla onları buna zorlamalıyız. “Ens costa la vida” (Hayatımıza mal oluyor) platformu, Katalonya’nın tamamında bir anket gerçekleştirdi ve işçi sınıfının çoğunluğunun barınma hakkı için greve gitmeye hazır olduğunu ortaya koydu. Ve genel grev bugün hayata geçmiyorsa, bunun nedeni yıllardır “henüz değil” diyen CCOO veya UGT gibi sendikaların suç ortaklığıdır. Genel grev hazırlıklarını ilerletmek için mahallelerde, işyerlerinde ve okullarda acilen örgütlenmemiz gerekiyor; sosyal hareketlerin, taban sendikacılığının ve kiracı sendikalarının güçlerini birleştirmesi gerekiyor. Bu birleşik güç, CCOO ve UGT sendika bürokrasisinden, spekülatörler ve yatırım fonlarıyla olan “toplumsal barışı” bozmasını talep etmeli ve tahliyelere karşı, kamusal konut stoku için yükselen halk haykırışına katılmalıdır.
Enternasyonalist Mücadele olarak; barınma hakkı hareketinin yanında yer alıyoruz ve tahliyelerin derhal durdurulmasını, turistik dairelerin kapatılmasını, kira fiyatlarının maaşların yüzde 20’sini aşmaması için fiyatlara müdahale edilmesini, büyük mülk sahiplerinin akbaba fonlarının ve bankaların tazminatsız kamulaştırılmasını ve yüzde 100 kamu yönetimi altında kamusal sosyal kiralık konut stokunun oluşturulmasını talep ediyoruz.
Evrensel barınma hakkı mücadelesi, kapitalist sisteme karşı mücadelenin bir parçasıdır ve tüm işçi kesimlerini birleştirerek genel greve doğru ilerlemekle başlar.
Enternasyonalist Mücadele
