Çocuk işçi ölümlerinin artmasının; çocuğun eğitim ve yaşam hakkının elinden alınmasının en temel sebebi ekonomik krizle birlikte artan derin yoksulluktur. Yoksulluğu derinleştirense çocuk emeğini ucuz işgücü olarak gören ve çocukların geleceğini piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendiren, yaşadığımız kapitalist sistemin kendisidir. Çocukların eğitim, oyun ve güvenli yaşam hakları sistem tarafından giderek daha fazla ellerinden alınıyor.
Çocuk işçi ölümleri her geçen gün daha da yaygın bir hale gelmekte. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin verileri, Türkiye’de çocukların çalışma hayatına küçük yaşlarda itildiğini ve ağır çalışma koşullarına maruz bırakıldığını ortaya koyuyor. İSİG Meclisi’nin raporlarına göre 1 Eylül 2025 ile 31 Ağustos 2026 yılları arasında en az 95 çocuk yaşamını kaybetti. Bu sayı işyerlerinde çocukların ne kadar güvencesiz ortamlarda çalıştığını açıkça gösteriyor. Bu sayıları yalnızca istatiksel bir değerlendirme olarak görmemek gerekiyor. Çocukların yaşam haklarının korunamamasının, en temel eğitim haklarının elinden alınmasının ve akranlarıyla birlikte zaman geçirememesinin en temel nedeni, var olan mevcut siyasal iktidar ve kapitalist sistemdir.
Çocuk işçiliğini sadece ailelerin ekonomik koşullarıyla açıklamak, sorunun asıl nedenini görmezden gelmektir. Her geçen gün geçim sıkıntısının artması, zam üzerine zamların gelmesi ve düşen alım gücü çocukların çalışma hayatına katılmasını iten belli başlı nedenlerdir.
Derinleşen ekonomik kriz, güvencesiz çalışma ve eğitimdeki yetersizlikler; çocukları çalışmaya iten koşullar arasında yer alıyor. Ailenin evi geçindirememesi, çocuğun emeğini bir hak ihlali olmaktan çıkarıp normal bir çözüm yoluymuş gibi sunulmasına yol açıyor. Çocuklar için çalışmak bir tercih olmaktan daha çok, derinleşen yoksulluğun dayattığı bir zorunluluğa dönüşüyor.
Çocukların geleceğini belirleyen yoksulluk, çocukları ucuz işgücü olarak görürken bir taraftan da geçinemeyen ailelerin çocuklarını çalışma hayatının içine itmesine neden oluyor. Kriz derinleşiyor, yoksulluk artıyor, aileler ne yapacağını bilmez bir hale getiriliyor.
Çocuk işçiliğini eğitim adı altında resmi hale getiren MESEM, çocukları ucuz, güvencesiz ve ağır koşullar altında çalışmaya itiyor. Mesleki eğitim adı altında çocuk emeğinin kitleselleştirilmesi ve sömürünün meşru olarak gösterilmesi çocukları, işyerlerinde uzun saatlerde çalışmaya ve iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetmelerine neden oluyor.
Çocuk işçiliğinin devlet politikaları aracılığıyla büyütülmesi olan MESEM’lerde; İSİG Meclisi raporlarında, yüz binlerce çocuğun eğitim adı altında haftanın bir günü okulda, dört günü işyerlerinde bulunduğuna dikkat çekiliyor. Çalışma süresinin haftada 50-60 saate kadar çıkabildiği ve öğrencilere ödenen ücretlerin işsizlik sigortası fonundan karşılandığı belirtiliyor.
Çocuğun emeğini ekonomik bir kaynağa dönüştüren sistem, çocuğun günlerinin önemli bir bölümünü işyerinde geçirmesine neden olurken, çocuğu da çalışma yaşamının riskleriyle karşı karşıya getiriyor.
Çocuk işçiliğinin eğitim sistemi içinde normalleştirilmesine zemin hazırlayan MESEM, çocuk işçi çalıştırmayı meslek öğretmek olarak sunuyor; ucuz emek kullanımını ise eğitim fırsatı sağlamak olarak anlatıyor.
İSİG Meclisi’nin verileri, çocuk işçi ölümlerinin yalnızca belirli bir sektöre ya da bölgeye özgü olmadığını gösteriyor. 2025-2026 eğitim-öğretim yılında yaşamını yitiren 95 çocuğun 37’si tarımda, 27’si sanayide, 18’i inşaatta, 13’ü ise hizmet sektöründe hayatını kaybetti. Tarlalarda, atölyelerde, fabrikalarda, inşaatlarda, dükkânlarda ve sokaklarda çalışan çocuklar aynı temel sorunla karşı karşıya: Yaşlarına uygun olmayan çalışma koşulları, yetersiz koruma ve eğitimden uzaklaşma riski.
Çocuk işçiliği meselesi yalnızca emek sömürüsüyle ilgili değildir; aynı zamanda bir çocuk hakları meselesidir. Çocuğun eğitim, sağlık, dinlenme, oyun, korunma ve gelişim hakları birbirinden ayrı düşünülemez. Çocuk emeğini ucuz işgücü olarak kullanan, çalışma risklerini çocukların üzerine yıkan ve yoksulluğu eğitim politikalarının bir parçası haline getiren düzenlemeler kabul edilemez.
Bunun için çocuk emeğini normalleştiren anlayışa karşı çıkmak, MESEM adı altında meşrulaştırılan çocuk işçiliğini sorgulamak ve her çocuğun yaşam hakkını ekonomik çıkarların üzerinde tutmak zorundayız.
Çocukların geleceği, sermayenin ihtiyaçlarına göre belirlenemez. Çocukların işyerlerinde ölmediği, okullarından koparılmadığı, yoksulluk nedeniyle geleceksizleştirilmediği bir ülke için tek alternatif örgütlenmektir. Ve hiçbir çocuğun ölümü, bu düzenin olağan bir sonucu olarak kabul edilemez. Her çocuğun ücretsiz ve nitelikli eğitime erişebildiği, okulda en az bir öğün sağlıklı yemek yiyebildiği, güvenli barınma ve ulaşım olanaklarına sahip olduğu bir sistem mümkün ve onun için mücadele ediyoruz.
Diyarbakır’dan bir eğitim emekçisi
