Aynı gemideyken, boğulan biz olduk!

96

İstanbul’u etkisi altına alan şiddetli yağış, yoksul semtlerin altyapısızlığı ve patronların kâr hırsıyla birleşince; bir katliama dönüştü ve birçok emekçinin canına mâl oldu. Sular çekilince, yoksulların yaşamı, selde hayatını yitiren emekçilerin ise sömürü koşulları görünür oldu.

Geriye kalan yıkıntının, eski haline döndürülmesi, kanalizasyon sularından hastalık kapan çocukların bakımı, çamura bulanan eşyaların temizlenmesi yine yoksul kadınların üzerinde bir yük oldu. Yağmacıları görüp yuhalayan burjuva medya, yük aracında taşınıp, selde boğulan Pameksli kadınları görünce ise sustu, kaldı.

İlk kez görmüyorduk ne yazık ki; Ceylanpınar’da mevsimlik işçi kadınlar da boğulmuş, Bursa’da tekstil işçisi kadınlar da fabrikalarında yanmışlardı. O fabrikanın patronu da, yine ölen kadınları suçlamıştı aynı Pameks’de olduğu gibi, “Niye camı kırıp kaçmamışlardı?” Bu kadınların uğradıkları suçlamalar evde, işte hatta ölünce dahi bitmek bilmeyecekti. Kriz zamanı “önce kadınlar” diye eve gönderilen ya da “aynı gemideyiz” yalanıyla fedakârlık göstermemiz beklenen bizler, sel zamanı patronla aynı gemide olmadığımızı bir kez daha gördük!

Pameks patronunun başkan yardımcılığını yaptığı TGSD (Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği) misyonlarından birini, “düşük maliyetli, esnek üretim uygulamalarını yaygınlaştırmak” olarak tanımlıyor. İşte neo-liberal düzenin dayattığı çalışma koşulları: Düşük ücret, esnek çalışma, yol ve kreş masraflarını kısma… Zaten bu koşullara en iyi uyum gösterebileceklerin başında da kadınlar geliyor. Evde ikincil olanın, işte birincil olması beklenemez! Günde 15 saat, haftada 7 gün asgari ücretle çalışan bu kadınları sel değil; onları yük aracında taşıtan patron, onların kölelik koşullarında çalışmasını sağlayan kapitalizm öldürmüştür.

Ya hayatta kalanlar? Ölmenin daha iyi olduğu bu yoksulluk koşullarında yaşayanlar? 7 çocuğuyla birlikte sel felaketinden yara alan Zozan Seven’e kulak verelim: “Bizim bu halimiz ne olacak? Çocuklarım ıslak ve nemli halıların üstünde yatıyor. Belediye bize yatak getireceğine söz verdi ama bir daha uğrayan olmadı. Çok kötü bir bayram geçiriyoruz çoluk çocuk aç, hasta. Bizleri kara bayrama mahkûm ettiler yazıklar olsun” diye isyan ediyor.

Şimdi devletimiz, bu yoksullara ev, iş, aş vermek yerine; selden zarar gören işletmelerin işçi maaşlarını kendisinin karşılayacağını söylüyor; böylelikle hem işçilere hem de patronlara yardım ederek, hepimizi kucaklayacak! Oysa zaten, patronlar maliyetleri düşürmek için bu işçileri yük aracında taşıtmış ve onların ölmesine sebep olmuştu; maaşları da devlet bizden aldığı vergilerle ödeyecekse; bu oyundan zararlı çıkan biz değil miyiz?

İşsizliği, krizi doğal afet gibi gösterenler, şimdi de sel için “takdir-i ilahi” diyor. Bu ölümlerin sorumluları sanki onlar değilmiş gibi. Doğa olaylarında hep işçilerin, yoksulların ölmesi bir tesadüf müdür? Pameks’te ve tır garajındaki ölümler birer iş cinayetidir, bunun sorumlusu patronlar ve belediyelerdir. Dolayısıyla sorumlu patronların derhal yargılanmasını ve ihmalleriyle cinayete zemin hazırlayan belediye başkanının istifasını talep ediyoruz.

İşyerlerinde can güvenliksiz çalışma koşulları ve evde de insanlık dışı hayat şartları kaderimiz olamaz!

Yazan: Dicle Nadin 23 Eylül 2009

Yorumlar kapalıdır.