Kürt çocukları yalnız değildir!

141

“Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında / Bir teneffüs daha yaşasaydı / Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür / Devlet dersinde öldürülmüştür / Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu: / Maveraünnehir nereye dökülür? / En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: / Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine’dir”*

11 yaşındaydı Ceylan… Uğur’un ablası sayılır, Mizgin’le de akranlar.

Diyarbakır’da havan topu ya da roket gibi bir patlayıcıyla cesedi ağaçlardan toplanan bir çoban kızıdır. Kimine göre ise “güvenlik zayiatı”. Silahlı Kuvvetler’in olay sonrası açıklamasında belirttiği gibi hepimiz “gencecik bir kişinin hayatını kaybetmesinden üzüntü duymaktayız.” Üzgünüz, ama ne kadar üzüntü duysak ağaçlardan topladığı kızını eteğinde Bingöl Abalı Karakolu’na götüren anası kadar üzülebilir miyiz?

Üzülmek yeter mi?

Ceylan’ın öldürülüşünden, otopsisine kadar usulsüzlüklerle dolu bir dava ile karşı karşıyayız. Öyle ki İnsan Hakları Derneği bir heyet olarak olay yerine gittiğinde dahi Ceylan’ın iç organları, yanmış elbiseleri hâlâ yerde durabiliyor. Olayın hemen ardından gelmesi gereken savcı “Bölgede can güvenliği yok” diyerek olay yerine üç gün sonra geliyor. Olayın ardından 6 saat boyunca kimse gelemeyince ailesi, başka bir köyden tabut bularak cesedin parçalarıyla kendileri karakola gidiyor. Olay yerinin tespiti için karakoldakiler, köyün imamına ve bir köylüye fotoğraf makinesi vererek olay yerini kayda aldırıyor, olay yerinde yapılması gereken otopsi ise Abalı Jandarma Karakolu’nun nizamiyesinde savcı ve doktor kontrolünde yapılıyor. Otopsiyi yapanlar ise çağırılan herhangi bir doktor, bir temizlik görevlisi ve adliyedeki bir hizmetli.

Olayın üzerinden dört gün geçtikten sonra Silahlı Kuvvetler’den açıklama geldi; üzgündüler. “Yapılan incelemelerde karakoldan o saatte bir havan ateşi yapılmamış.” İncelemeler, bu kadar az ve bu kadar olayın üzerini kapatmaya yönelikken, bu açıklama bir çocuğun hayatına ne kadar değer biçildiğinin bir kanıtı adeta.

Meclisin komisyon kurup olayı araştırması gerekirken, Mazlum-Der, İHD gibi sivil toplum kuruluşları konuyla ilgili ortak rapor hazırladılar. Olayla birlikte açılan dava ise “terör” kapsamında yürütüldüğü için dosyası gizlilik kararıyla avukatlarına dahi verilmedi. Avukatları “etkin bir soruşturma yapılmadığı kaygısını taşıdıklarını” açıklayarak davayı AİHM’ye taşıyacaklarını açıkladılar.

Bizlerse, daha dün çocukların kafasını okşayıp bugün bu davanın peşine düşmeyenlere güvenmiyoruz. Kürt, Türk binlerce insan meydanlarda el ele insan zinciri oluşturarak, “Kürt çocukları yalnız değildir” diye haykırıyoruz. Yıllardır Mezopotamya’nın bereketli topraklarını kana bulayan, kirli savaştan beslenenlere karşı kendi birliğimizi örgütlüyoruz.

*Ece Ayhan’ın Meçhul Öğrenci Anıtı şiirinden.

Yazan: Canan Yılmaz (27 Ekim 2009)

Yorumlar kapalıdır.