Tekel işçileri ile dayanışma yürüyüşü ve sınıf mücadelesinin acil ihtiyaçları üzerine

31

İstanbul’da Tekel işçileri için her Cuma günü yapılan dayanışma yürüyüşü, 22 Ocak günü Taksim’de sağanak yağmura ve dondurucu soğuğa rağmen yüzlerce kişinin katılımı ile gerçekleşti. Saat 18.15’de Taksim Meydanı’ndan başlayan yürüyüş, Galatasaray Lisesi’nin önünde İtfaiye emekçileri, Belediye-İş ve Hava-İş tarafından yapılan açıklamaların ardından son buldu.

“Grev, grev, grev…” sloganları ile başlayan açıklamalarda Türk-İş genel greve davet edilirken, Tekel işçisinin yalnız olmadığı vurgulandı. Belediye-İş sendikası 3 No’lu şube temsilcisinin yaptığı konuşmada, Tekel’in tek direniş olmadığı ve Esenyurt Belediye işçilerinin direnişi gibi başka pek çok direniş ile de desteklendiği duyuruldu ve Tekel işçileri selamlandı. İtfaiye emekçileri ise yaptıkları konuşmada hükümetin onları yıldıramayacağını ve başlattıkları mücadeleyi kararlılıkları ile kazanacaklarını ifade ederken, önümüzdeki hafta iki günlük bir açlık grevine başlayacaklarını ilan ettiler. Hava-İş genel başkanı Atilla Ayçin ise yaptığı konuşmada hükümeti Amerikan uşağı olmakla suçladı ve en yakın zamanda emekçilerin tepkisini sandıkta göstererek AKP’yi sanığa gömeceğini belirtti.

Mitingde İtfaiye emekçilerinin yanı sıra Tek Gıda-İş sendikasından çok sayıda Kent işçisi de yerlerini almıştı. Bunun dışında da gazetemiz İşçi Cephesi gibi çok sayıda kitle örgütü ve sosyalist partiler de mitinge katıldılar.

Sınıf dayanışması açısından önemi tartışılmaz olan bu mitingler, her şeye rağmen sınıf mücadelesinin acil ihtiyaçlarına yeterince işaret edememekte. Öncelikle Tekel direnişinin ve diğer direnişlerin zafere ulaşabilmesi için işçi sınıfının yöntemlerinin ne olması gerektiği sorusuna halen yeterli cevaplar verilebilmiş değil. Türk-İş Başkanlığı bir genel greve davet edilirken, bu genel grevin taleplerinin neler olacağının üzerinde durulmadı ve hiçbir sendika temsilcisi başlattıkları bir genel grev çalışmasından bahsetmedi. Sonuç olarak da örgütlenme çalışmalarını hızlandırmak, mücadeleleri birleştirmek, özelleştirmelere dur demek, zamlara ve işten çıkarmalara karşı emekçilere güvenceler istemek bu bağlamda da Tekel işçilerinin mücadelelerini güçlendirip onu gerçekten de tüm sınıfın mücadelesi haline getirmenin yollarını açmak bu mitingin gündemi haline gelemedi. Ayrıca açlık grevi gibi burjuvaziyi rahatsız etmeyecek yöntemlerin sendika bürokrasisince işçilere öğütlenmesi, işçilerin kararlılıklarına rağmen onlara zafer getirecek değil, burjuvaziye zaman kazandıracak bir niteliğe dönüşmüş durumda. Öte yandan bugünkü saldırılara karşı sadece hükümeti hedef almak ve tüm bu saldırıları bir burjuva projesi değil de hükümet projesi olarak görmek de işçi sınıfının çıkarına değildir. Mühim olan hükümetin yaptıklarına karşı işçi sınıfının ne istendiğini, işçi ve emekçilerin hayati ihtiyaçlarının neler olduğunu ortaya koymak ve sınıf mücadelesini bu bağlamda güçlendirip örgütlemektir.

Son olarak, miting içerisinde yer alan TGB (Türkiye Gençlik Birliği) gibi bugüne kadar sınıf mücadelesine en ufak bir desteği bulunmayan bazı grupların bu mitingde kalabalıkça yer alması ve MHP ile CHP gibi burjuva partilerinin de Tekel ve İtfaiye direnişlerini desteklediklerini ilan etmeleri de bizim açımızdan düşündürücüdür. Çünkü bu çevrelerin de işçi sınıfının çıkarlarını düşünmekten çok mücadelelerden burjuvaziye zarar vermeksizin kendi çıkarlarına pay kapmaya çalıştıkları ve işçi sınıfının bilincini bulandırmaya çabaladıkları ortadadır. Bunun en açık kanıtı Tekel işçilerinin bizzat içinde bulundukları durumdur. Tekel işçileri işyerleri özelleştirildiği için şu an bulundukları güvencesiz duruma sürüklenmiştir. Bu nedenle her biri özelleştirme yanlısı ve uygulayıcısı olan CHP ve MHP gibi burjuva partilerin ve özelleştirme yanlısı çevrelerin Tekel işçisinin yanında olduklarını söylemelerinin hiçbir anlamı yoktur.

Yazan: İC – Haber, 23 Ocak 2010

Yorumlar kapalıdır.