Bir kolej filmi konusu olarak; Troçki ve Troçkizm

20

İstanbul Film Festivali kapsamında da gösterilen “Troçki” isimli filmi seyrettikten sonra dudağımızda oluşan buruk gülümseme; bize bu film üzerine bir iki şey söyleme ihtiyacı hissettiriyor.

Kanada yapımı bir film Troçki. Yahudi bir ailenin Lise çağlarında çocuğu olan Leon Davidoviç’in, Troçki’nin reenkarnasyonu (ruhu) olarak doğduğuna inandığı bir konu etrafında gelişen eğlenceli olayları anlatıyor, film.

Film başlarken genç Leon’un yatak odasında, Troçki’nin resimlerinin bir rock yıldızı gibi duvarları süslemesini görüyoruz.

Bunda pek de bir sorun yok, ama sahnenin devamında yine duvara yapıştırılmış bir takvim yaprağının üzerine iliştirilmiş notları görünce filmin kurgusu da başlıyor.

Notlarda; Troçki’nin Hayatım isimli kitabından alınmış tarihlemelerle, genç Leon’un kendi hayatı için aldığı notları görüyoruz. “Natalya ile evlen”, “Lenin’ini Bul” gibi.

Bu “psikomatik” durumun sadece Troçki’ye duyulan bir tür hayranlıktan öte bir şey olduğunu, genç Leon’un babasının işyerinde örgütlemeye çalıştığı “grev” ve “devrim” e uzanınca anlıyoruz.

Film boyunca babası ile bir tür “ergen kimlik mücadelesine” girişmiş olan genç Leon, bu grevin ardından, önce işten atılıyor, ardından evinden ayrılıyor.

Ufak bir tür işletme sahibi olan babası, Troçki’nin devlet okuluna gittiğini öğrenmesinin ardından, genç Leon’u, bir tür ceza olarak; özel kolejden alarak devlet okuluna veriyor.

Genç Leon, bu devlet okulunda düzenlediği “sosyal adalet” temalı bir “dans partisi”nin ardından bu okulda bir konsey örgütlemeye çalışıyor.

Topladığı imzalar bir işe yaramıyor, örgütlediği başarılı ders boykotundan çıkan öğrencilerin “neden devrim yapmadığı” sorusu da moralini bozunca bu sefer “faşist” diye nitelediği, otoriter okul müdürünü rehin alıyor.

Bu rehin alma eyleminden sonra, o eyalette bir daha okula gitmesi yasaklanınca kendi deyimiyle “Sibirya sürgününü” de yaşayarak başka bir eyalete sürgün ediliyor.

Yine bu arada takvimi gereği kendinden yaşça büyük, Natalya adında bir kadın ile tanışıyor. Yine reenkarnasyonu gereği ilk evliliğini onunla yapması gerektiğine kadını ikna etmeye de çalışıyor.

Ayrıca yine takvimi gereği telefon fihristinden bulduğu “Vladimir İliç” isimli insanlara telefon ederek onları da Lenin olmaya ikna etmeye çalışıyor.

Hakkını teslim etmek gerekir ki; film, psikosomatik ve takıntılı bir gencin kolej hayatı ve ailesi ve çevresiyle kurduğu kimlik mücadelelerini oldukça eğlenceli bir dille anlatıyor.

Ancak yönetmen ve senaryo genç Leon’un sosyal sınıfından bir çocuğun devrimci olması ve yorulmaz ve ısrarlı bir şekilde devrimci faaliyet yürütmesi için yukarıda bahsettiğimiz gibi, Troçki ya da başka bir devrimci şahsiyetin reenkarnasyonu olduğuna inanması dışında bir neden bulamıyor.

Halbuki bu nedenler, filmin içinde genç Leon’un “dans kulübünden” bir “yoldaş”ının bir fast food dükkanında yaptığı propaganda konuşması sırasında söylediklerinde gizli; “madem şikayet ediyoruz, ve madem başka türlü bir okul-hayatın mümkün olduğuna inanıyoruz, neden biz de bir şekilde harekete geçmiyoruz”

Elbette her film bir kurgudur. Avatar filmindeki yerel karakterlerin “tilili” çekmesinden hareketle, kimlik tanımlamaları yapacak kadar dogmatik değiliz.

Ancak söylememiz de lazım ki, genç Leon, ya da yönetmen, rehin alma eylemine girişmek, dersten çıkan öğrencilerin neden devrime doğru yürümediklerini düşünmek gibi temellerle Troçki’den okuduklarını tam manasıyla da kavrayamamış görünüyor.

Yine de, bir tür gençlik komedisinin konusunu, devrimci olmaya çalışan bir çocuktan seçmesinin ve devrimci olmakla “Troçki olmak” arasında kurduğu organik ilişkinin ayrı bir ironisi de yer alıyor.

Aslında başarılı oyunculukları ile birlikte film, birkaç nedenle zaman zaman tebessümle izlenecek bir “sabun köpüğü” gençlik komedisi dışına çıkıyor.

Bunlardan biri; genç Leon’un bazen birtakım saçma durumlarda da olsa, ısrarının her seferinde sonuç veriyor olması.

Bu durum, sırf ismi Natalya ve yaşça kendinden büyük diye, bir kadını zaman zaman tacize vardıracak denli ısrarı ile “kazanmasında” da var.

İkincisi, genç Leon tavırlarıyla Troçki’ye benzeme kurgusu ile devrimci bir küstahlığa, ya da açık sözlülüğe diyelim, sahip. Bahsettiğimiz küstahlık, söylenmeyeni söylemek, kralı rahatsız eden çocuk küstahlığı.

Yine genç Leon, örgütlenme araçları konusunda sınır tanımıyor. Bu bir dans partisi de olabiliyor, pon pon kızların dans gösterisi için greve davet edilmeleri de.

Filmin kurgusu içinde eskiden aktif bir şekilde mücadele etmiş bir eski tüfeği yine yukarıda bahsettiğimiz ısrarı ile kazanıyor.

Eski devrimci ve onun sosyal sorumluluk projeleri ile uğraşan okul aile birliği başkanı arkadaşı Leon’un etrafında geliştirdiği örgütlenmeyi önceleri kendi bildiklerine benzemiyor diyerek küçümsüyorlar. Yaşlı devrimci “devrime katılmak için onun daha kaç kişi olmasını bekliyoruz” diyerek Leon’un yanında yer alıyor.

Yine de bir Troçkist olarak kendimize, genç Leon eğer gerçek hayatta yanımızda, dokunabildiğimiz bir yerde olsaydı ne yapardık, sorusunu sormaktan alıkoyamıyoruz.

Bu genci, hemen bir tür tıbbi önlem ile psikiyatrik bir tedaviye mi yönlendirirdik; yoksa, okuduklarını gerçekten anlamasını mı sağlardık, örneğin yakınlarda bir gerçek işçi hareketi bulması ve orada gerçek bir inşa hareketi geliştirmesinin Troçki’nin “ruhuna” daha faydalı olacağını mı söylerdik?

Bugün Troçki olmaktansa, Troçkist olmanın daha anlamlı ve doğru olduğu gibi üstelik.

Yazan: B. Turgut, 6 Nisan 2010

Yorumlar kapalıdır.