“Türkiye ihracat rekoru kırdı” ya da “istatistiksel jimnastik “

56

Hemen her gün televizyonlarda ya da hükümet sözcülerinin dilinde Türkiye’nin adeta şahlanmış bir şekilde kırdığı bir dizi rekor sunuluyor.

Ya büyüme ya da ihracatta rekorlar birbiri ardına kırılıyor. Kimsenin aklına “ya madem bu kadar rekorla ilerliyoruz, her şey iyi güzel de, neden bizim gelirlere, hayat standartlarımıza yansımıyor bu durum?” sorusunun gelmeyeceğini düşünüyor olmalılar. Nitekim her geçen gün daha fazla çalışmasına rağmen, hem borcu hem de ücretlerinin değişim değeri yıllar içinde eriyen insanların da sayısı artıyor. İşsizlik oranları son 30 yılın en yüksek düzeyinde seyrediyor.

AKP Hükümeti’nin baktığı yerden her şey çok açık; Avrupa ülkeleri kriz içinde debelenip dururken biz ekonomimizin gücü ile yeni rekorlar kırıyoruz. Ekonomik istikrar ve ekonomi yönetimi işte budur!

AKP Hükümeti’nin kullandığı istatistik bilimini bir de biz kullanmayı deneyelim ve bakalım durum gerçekten öyle midir?

Cari açık, yani kabaca, gelirlerimiz (ihracat) ile giderlerimiz (ithalat) arasındaki fark, 2011 yılı 11 aylık döneminde bir önceki yıla göre yüzde 77 artarak 70 milyar 241 milyon dolar olmuş durumda. Ve evet bu da bir rekor.

Mesela ABD’de cari açığın (467 milyar dolar) milli gelire (15 trilyon dolar) oranı yüzde 3 iken, şu aralar “batma” tehlikesinde olduğu ve Avrupa’nın en kritik ekonomileri olduğu söylenen Yunanistan ve Portekiz’ de yüzde 8 olmuş. Türkiye’de ise bu oran yüzde 10’dan fazla. Ve üstelik bu ikinci rekoru dünya üzerinde bizden başka kıran bir ülke de yok görünüyor. Yani, dünyada cari açığın; yani kasasındaki açığın, gelirine oranı en yüksek olduğu ülkeyiz.

Sermaye hesabı denilen borç değil mi?

Peki, bu fark nasıl karşılanacak? Yani gelir ile gider arasında fark nasıl kapanacak? O soruya AKP ve kapitalist ideologların verdiği cevap da basit. Bu aradaki farkı gideren bir takım önlemler almanız, deyim yerindeyse evdeki eşyaları satışa çıkarmanız gerekiyor. Buna “iktisat” dilinde sermaye hesabı deniyor. Yani dışarıdan bu açığı finanse edebilmek için aldığınız paraların hesabına verilen ad bu.

Peki, bu sermaye hesabı nasıl büyütülür? Yani cari açığın kapatılması için dışarıdan nasıl para toplanır? Cevap, gazetelerin ekonomi sayfalarında adlarına sıkça rastlanılan terimlerde gizli. Bu para toplama işi borsa, tahvil ya da hisse senedi alımıyla finanse edilmekte. Peki, hisse senedi ya da devlet tahvili alınmasını nasıl sağlayacaksınız? Cevap; daha fazla faiz vererek olacaktır. Başka bir ifadeyle de cari açığı daha da büyüterek.

Tevekkeli, ekonominin kurtuluşu için bel bağlanan dış yatırımcılar, bizim okumamızla emperyalist tekeller, dışarıdan getirdikleri parayı doğrudan yatırım denilen sanayi, fabrika vb. alanlara yönlendiren değil, onlar için çok daha basit ve işlevsel olan para ya da faiz politikalarına giren paralardan başka bir şey değil. Madem, dış yatırımcıya güven verecek bir ekonomiye sahipsin; bu tekeller neden doğrudan yatırım alanlarına girip, nispeten daha kalıcı olmak yerine, dönemsel faizlerle paralar kazanarak çıkmaya çalışıyorlar? Verecekleri cevap yoktur.

Kapitalist “büyüme”

Bu cari hesabın denkleşmesi için daha fazla büyümeden bahsedenler, başka deyişle ekonomik büyümenin bu durumun ilacı olacağını söyleyenler ise en azından cahillikleriyle nefes almaktadır.

Kapitalist büyüme denilen şey aslında tam da açığı daha da derinleştiren bir duruma yol açıyor oysaki. Örneğin siz 80 liralık mal satarken 100 liralık mal alıyorsanız, cari açığınız 20 lira iken; ham madde bağımlılıklarınız gereği 160 liralık mal satarken de 200 liralık mal alacaksınız ve açığınız da 40 liraya çıkacak ve açığınızın oranı da büyüyecek demektir.

Yani eğer ihracatınız yüzde yüz büyüyorsa, ithalatınız da o kadar büyüyordur. Yani ihracat rekoru kırmış iseniz aslında aynı zamanda ithalat rekoru da kırmış oluyorsunuz. Ama bunu duyurmak işlerine pek gelmiyor.

Çözümleri aslında bildik

Ekonomi, bugün birbirinden karmaşık görünen terimlerin arkasında ancak uzmanların anlayacağı bir hale bürünerek gizlenmiş görünüyor. İstedikleri; malum olanın, sıradan insanın, halkın gözünde gizlenmesidir.

Rekor diyerek duyurulan ve aslında sıradan insana yutturulmaya çalışılan onca büyüme oranının, ihracat değerinin ardındaki tek gerçek şey, bu rakamların aslında işlerin neden sarpa sardığını gizlemesi için sunulduğudur.

Her şey, gerçekte, çözüme değil, bir algı mistifikasyonuna hizmet etmektedir. Tıpkı kar yağışına karşı yolları bir türlü açamayan belediyenin son 30 yılın en büyük kar yağışıydı, dolayısıyla elimizden geleni yaptık ama her şey bizim dışımızdaydı demesi gibi, olan biten aslında sadece algıyı yönetmektir.

Algı ise istatistiği eğip bükmekle ve aynı kesik cümlelerini sürekli tekrar etmeleri ile sağlanmaya çalışılmaktadır.

Gerçekte tüm dünyadaki burjuva hükümetleri gibi AKP hükümetinin de, krizden çıkmak için çalışanlara, emekçilere ve geniş halk kesimlerine yıkım dışında söyleyeceği yoktur.

Bu yıkımın yolu da yıllardır vatandaşa dünyanın en pahalı benzinini, türlü türlü özel tüketim vergilerini ödetmekten, bugüne kadar kazanılmış bütün hakların, kıdem tazminatlarının, sosyal güvence sistemlerinin tarumar edilmesinden geçmekte.

Ucunu bir kez daha yeni sigorta sistemi ile göstermiş bulunan çözüme karşı geliştirilecek olan mücadeleler bu reçetenin Yunanistan’da olduğu gibi emekçilere ödetilmesinin zor olacağı gösterilmelidir.

Dış borçları patronlar ödesin!

Borsa yasaklansın!

Yorumlar kapalıdır.