MİT krizi ve bir kez daha demokratikleşme üzerine

83

Yargı, MİT, Emniyet arasında başlayan ve sonrasında hükümeti de içerisine çeken kriz uzunca bir süredir gündemdeki varlığını korumakta. Her ne kadar, “MİT’i kurtarma yasası” ile müsteşarların ifade vermeleri engellenerek sorun çözülmüş görünse de, tartışmanın kaynağının MİT’in baş müsteşarı ve yardımcılarının şüpheli sıfatı ile sorgulanmasından ibaret olmadığı açık. Farklı çıkar odaklarının yeni anayasa, Kürt sorununun çözümü ve de başkanlık sistemlerine dair husumetlerinin var olduğu görülmekte. Esas tartışmanın bu üç temelde olduğunu görecek olursak, yeni çatışmaların önümüzdeki dönemde de karşımıza çıkabileceğini söyleyebiliriz.

Kriz nasıl başladı?

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Emre Taner ve Afet Güneş’in Özel Yetkili Mahkemelerce ifadeye çağırılması krizi başlatan etmen olmuştu. Peki bu isimlerin ifadeye çağırılması niçin bu denli büyük bir olaydı? Çünkü Hakan Fidan tüm MİT teşkilatının başındaki isimdi ve başbakanı temsilen PKK ile görüşmeler yaptığı ortaya çıkmıştı. Fidan hem Erdoğan’ın en önemli kadrolarından biri idi hem de, Kürt sorununun çözümüne dair “müzakereci kanat” olarak adlandırılan ekibin de başını çekmekte idi. Her ne kadar kimileri, “müzakereci kanadı” barışçı kanat olarak lanse etmeye çalışsa da, son zamanlarda açığa çıkan kimi bilgilere göre müzakerecilerin yakın zamanda da pek çok suça ve provokasyona karıştığı artık yetkililerce de dillendirilmekte.

Fidan’ın bu kritik konumunun yanı sıra, sorguya çağırılan bir diğer isim olan Afet Güneş ise, devletin kara kutusu olarak tanınmakta ve kirli pek çok bilgiye sahip olduğu tahmin edilmekteydi.

MİT mensuplarının ifadeye çağırılmasının önem taşımasının biçimsel sebebi çağırılanların niteliği olsa da, Erdoğan şahsında hükümetin karanlık yönlerini temsil eden bu yüzlerin ifadeye çağrılması, farklı çıkar odaklarının varlığını ortaya koymaktadır. Hükümet yanlısı yazarlarca, yargı “Kürt sorununda operasyon yanlısı” olarak betimlenirken, bunun dışındaki hemen tüm yazarlar krizin hükümet ile cemaat arasında yaşandığı ifade etmekte, cemaatin başta MİT olmak üzere kimi başka devlet kurumlarında da daha fazla kadro talep ettiğini ifade etmekteler.

Çatışmanın cemaat-AKP ekseninde geçtiğine şimdilik kesin gözü ile bakılıyor olsa da, cemaatin hangi kanadının hangi gerekçeler ile AKP’yi karşısına aldığı ve hangi isimler üzerinden neyi amaçladığına dair net olmayan pek çok husus var. Ancak krizin çıktığı döneme bakacak olursak, sınırları ve kişileri henüz afişe olmamış tarafların üç temel anlaşmazlıklarının olduğu ortaya çıkmaktadır:

1- PKK ile görüşmelerde Hükümet adına baş müzakereci haline gelen Hakan Fidan’ın hedef seçilmesi, “baharda barış geliyor” söylentilerinin askıya alınması sonucunu doğurdu. Bu durum, Kürt sorununun çözümüne dair anlaşmazlıkların var olduğuna işaret etmektedir.

2- İfadeye çağırma atağının tam da Meclis Anayasa Komisyonu’nun toplandığı döneme denk gelmesi, yeni anayasaya dair de kimi anlaşmazlıkların söz konusu olduğunu göstermektedir.

3- Yeni anayasa ile birlikte yeni rejimin baskın kurumunun hangisi olacağı sorusu gündeme gelmiştir. Buna bağlı olarak da olası bir başkanlık ya da yarı başkanlık sistemlerine dair de kimi anlaşmazlıklar söz konusudur.

MİT krizi etrafında açığa çıkan tartışmanın bu üç eksende geçmesinin bizler için büyük bir önemi var. Çünkü Kürt sorununun çözüm biçimi ve yeni anayasa sürecine dair süren tartışmalar, aslında hiç de AKP’nin ifade ettiği gibi demokratikleşme sürecine paralel olarak gitmiyor. Tartışmanın gösterdiği şey o ki, anayasa değişikliği ve devlet tarafındaki Kürt sorununu çözme isteği tamamen çıkar odaklarının ihtiyaçlarına cevap olarak masaya koyulmuş durumda.

Demokratikleşme mi dediniz? Özel Yetkili Mahkemeler Kaldırılsın!

Bugün hükümet yanlılarınca “sivil darbe” yapmakla suçlanan Özel Yetkili Mahkemeler AKP’nin eski devlet bürokrasisi ile yaptığı mücadelede ilk elden yaslandığı kurumlardan biri olmuştu. MİT ise doğrudan hükümete bağlanarak ordunun karşısında, Emniyet ile birlikte AKP’nin en güçlü dayanağını oluşturmuştu.

Demokrasi ile hiçbir şekilde uyum içerisinde olmayan bu Özel Yetkili Mahkemeler, eski devlet bürokrasisinin tasfiye edilmesi için görülmekte olan Ergenekon davasına da bakan kurum olmuştu. Bunun yanı sıra, Devrimci Karargah ve KCK davalarına da bakarak, ne denli anti-demokratik bir kurum olduğunu da zaten gözler önüne sermekteydi. Sonuç olarak da Özel Yetkili Mahkemeler, tüm işçi ve emekçilerin demokratik mevzileri için de, Kürt halkının haklı taleplerini dile getirebilmesi adına da bir tehdit niteliği taşımaktadır.

Madem demokratikleşmeden bahsediliyor, o halde AKP niçin krize Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırarak değil de yalnızca MİT’e hatta kişiye özel bir yasa çıkartarak karşılık veriyor? Gerçekten de demokratikleşmeden yanaysak, tüm demokratik kurumların denetiminden uzak olan ve demokratik mevzileri daraltmakla görevli olan Özel Yetkili Mahkemelerin (benzer yetkilere sahip farklı bir kurum yaratılmaksızın) kaldırılmasından yana olmalıyız.

Bekir Bozdağ: Suç işlemeden MİT olunmaz

Şimdilik her şeyi bir kenara bırakalım ve şu soruyu soralım; bir devlet kurumu olan MİT savcıya ifade verse ne olabilir ki? Bir devlet kurumunun nasıl bir suçu olabilir? Lafı fazla uzatmadan PKK içerisinde MİT’in sızmalar gerçekleştirdiğini ifade eden Bekir Bozdağ’a kulak veriyoruz: “Sızmanın suç işlemeden yapılmasının imkanı yok.” Yani Bozdağ, devlet yasalarına göre de MİT’in pek çok suçu işlediğini kabul ederken, partisi AKP’nin de işlenen bu suçları gizlemek için MİT’e özel yasa çıkardığını ifade ediyor.

AKP hangi suçları gizlemeye çalışıyor olabilir? Umut Kitap Evi’ne PKK’li kılığına girip bomba bırakan askerin işlediği suçlar gibi mi? Yoksa fali meçhuller gibi mi? Bugün Can Dündar dahi belediye otobüsü yakılması vakalarına istinaden “otobüsü onlar (MİT) yakmış olabilir mi?” diye soruyor.

***

Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasından yana olduğumuz gibi, aynı zamanda, işlendiği ifade edilen suçların açıklanıp suçluların yargılanmasını ve kontrgerilla görevi gören kurumların derhal lağvedilmesini istiyoruz.

Yoksulluk sorunumuzun çözümünün yanı sıra, demokratikleşme sorunumuzun da çıkar odaklarınca karanlık odalarda tartışılmasını istemiyoruz. Demokratikleşme sorunumuz mevcut şekilde çözülememektedir. İşsizlik, yoksulluk, demokrasi sorunlarını çözme ve kaderini tayin hakkını tanıma işini ancak bir kurucu meclis gerçekleştirebilir.

Yorumlar kapalıdır.