14 Kasım Avrupa Genel Grevi ve Türkiye

28

Hakkında hüküm verilen işçi ve emekçilerin buna cevabı mücadeleyi birleştirmek ve krizin faturasını krizi yaratan hükümet ve patronların önüne koymaktır. Kamu kaynaklarının işçi sınıfı ve emekçi yoksul halk için kullanılacağı bir ekonomi ve politika yönetiminin kurulmasıdır. 14 Kasım’ı bu yönde bir adım olması adına selamlıyor ve destekliyoruz

Kriz patlak verdiğinden beri Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğu krizle boğuşuyor. Öyle ki, başta Yunanistan olmak üzere Portekiz, İspanya ve İtalya giderek küçülen veya iflasın eşiğine gelen ülkeler olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kara listesine girmiş durumda. Bu ülkelerin bazılarında işsizlik oranları yüzde 20’leri aşmış durumda. Özellikle geçen yıldan itibaren Troika’nın (AB, Avrupa Merkez Bankası, IMF) dayattığı kemer sıkma politikalarına onay veren bu hükümetlere karşı birçok genel grev ve kitlesel yürüyüş düzenlendi.

Ekim başında Almanya başbakanı Merkel Yunanistan’ı ziyaret etti. Amacı Haziran 2012 seçimlerinde Yunanistan parlamentosunda çoğunluğu elde eden Yeni Demokrasi Partisi başkanı Samaras ile görüşmekti. Lakin Merkel, Yunan ve Alman patronlarla görüşme yapmak üzere geldiği Yunanistan’da karşısında yasağa rağmen sokaklara çıkıp, “krizin faturasını biz ödemeyeceğiz, Yunanistan’da kemer sıkma politikalarına hayır” diyen Yunanistanlı emekçileri buldu.

Yine geçtiğimiz süreçte Portekiz’de ve İspanya’da Troika yanlısı hükümetler kemer sıkma politikalarına karşı birleşen emekçi halklarla karşı karşıya geldiler. 25 Ekim’de 2013 bütçe tasarısını açıklayan İspanyol hükümeti ise gelecek yıl için 39 milyar Avroluk bir tasarruf paketi uygulamayı beyan etmesinin ardından, ülkede büyük oranda sendikaların başını çektiği yüz binlerce kişinin katıldığı yürüyüşler düzenlendi.

Gelinen noktada tüm bu ülkelerde Troika’nın dayatmalarını hayata geçirmeye çalışan merkez sağ-sol hükümetler yüzlerce eylem ve genel grevle lanetlendiler. Aylardır sokaklardan çekilmeyen kitlelerin tepkisi Avrupa’nın büyük sendikal bürokrasilerini bile hükümetlere karşı tavır almaya zorladı. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Sendika Konfederasyonu önümüzdeki 14 Kasım’da tüm Güney Avrupa coğrafyasında bu anlamda bir ilk olacak eş zamanlı genel greve gidileceğini ilan etti.

O sırada Türkiye!

Yukarıda Avrupa üzerinden açıkladığımız kriz ortamından Türkiye’nin bu durumun dışında kaldığını söyleyemeyiz; hükümet krizin adını bile anmaktan kaçınsa da 2013 bütçe tasarısının da ilan edilmesiyle gördüğümüz, ne zaman nerede kırılacağı belli olmayan bir sıcak para havuzunun patronların özellikle de girişimci kobilerin hizmetine sunulduğuydu. Dolayısıyla,”büyüyoruz”, “istihdam yaratıyoruz”, “herkese güvence” gibi atılgan vaatlerin gerçekçi olmadığı Meclis’ten bir bir geçen emek karşıtı yasalarla daha da görünür hale geldi.. Geçen sayımızda üzerinde durduğumuz zamlardan sonra şimdi de somut olarak işçi haklarında tarihi bir kayıpla karşı karşıyayız.

12 Eylül darbe anayasasını işçi düşmanlığı anlamında daha da pekiştiren Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasa Tasarısı yasalaştı. Bu yasayla işçilerin büyük bir kısmı toplu sözleşme yapabileceği bir sendika bile bulamayacak. 30 veya altında işçi çalıştıran iş yerlerinde sendikal faaliyet yürütenlerin işten atılması kolaylaştırılacak. Yasanın ayrıca grev hakkını hukuki olarak imkansız hale getirdiğini duyurmakta fayda var. 2012 içerisinde birbirinden kopuk ama ses getiren Türk Hava Yolları çalışanlarının, Antep’teki yaklaşık 3000 tekstil işçisinin vb. çıktığı grev ve direnişleri göz önüne alırsak bunları ortaklaştırmayı hayal etmek bir yana önümüzdeki süreçte benzer kopuk grev ve direnişleri organize etmek çok daha güç olacak.

Bütün bunların anlamı Türkiye işçi sınıfının 14 Kasım’da tüm Avrupalı emekçilerle birlikte hareket etmesinin gerektiğidir. Avrupalı emekçiler gibi Türkiyeli emekçiler de iki büyük saldırı altında; hem krizin faturasını ödemekteler hem de yüz yıllık kazanımları ellerinden alınarak çok daha vahşi bir yeni çalışma düzenine mahkûm edilmekteler. Buna karşın, aleyhimize olan tüm bu yasalar, uygulamalar, kesintiler tanrı kelamı değildir. Hakkında hüküm verilen işçi ve emekçilerin buna cevabı mücadeleyi birleştirmek ve krizin faturasını krizi yaratan hükümet ve patronların önüne koymaktır. Kamu kaynaklarının işçi sınıfı ve emekçi yoksul halk için kullanılacağı bir ekonomi ve politika yönetiminin kurulmasıdır. 14 Kasım’ı bu yönde bir adım olması adına selamlıyor ve destekliyoruz.

Yorumlar kapalıdır.