Uluslararası İstanbul Buluşması’nın anlamı

100

Her zaman, devrimci partinin salt ideolojik propagandayla değil sınıf mücadelesine programatik/politik müdahaleyle ve kitle seferberlikleri içinde inşa edilmesi gerektiğini söyleyegeldik. Bu elbette son derece güç ve sebat isteyen bir çalışma yöntemi, zira özellikle inşanın dinamiklerini sınıf mücadelesinin şiddeti ve derinliğiyle ilişkilendirir; öyle ki, gericilik veya durgunluk dönemlerinde propaganda ögesi kaçınılmaz olarak öne çıkar ve partiyi tehlikeli bir biçimde dar öncü gruplara doğru iter. Ama bundan daha da tehlikesi, sınıf seferberliklerinin yaygınlaştığı dönemlerde inşayı propagandanın çerçevesine hapsedip öncücü ve maksimalist pozisyonlara sığınmak, partiyi kitlelerden yalıtık, yani etkisiz ve hatta “fuzuli” bir düzeye indirmektir. Bu şekilde kendisini tahrip eden, Marksizm’den ve devrimci Troçkizm’den kopan pek çok parti ve akım örneğiyle karşılaştık, hâlâ da karşılaşıyoruz. Bu söylediklerimiz, partinin uluslararası düzeyde inşasında da tamamen geçerlidir.

Avrupa’da sınıf mücadelesinin şiddetlenmekte, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ise devrimci dönüşümler sürecinin açılmış olduğu bir dönemde, enternasyonal inşayı bu mücadelelerin içine daha iyi yerleştirmek ve örgütlenme düzeyinde nitel bir sıçrama gerçekleştirmek zorundaydık. Uluslararası İstanbul Buluşması’nın anlamı işte tam burada yatıyor: Enternasyonal’in inşasında mütevazı ama nitel açıdan ileri ve gerekli bir adım oluşturması. Gerekli, çünkü şu anda tek tek ülkelerdeki grup ve partiler kendi ülke sınırları içinde gelişmekte olan sınıf mücadelesi sorunlarına kendi başlarına yanıt getiremezler. Bu, o örgütlerin politik ve örgütsel güç düzeylerinden bağımsız bir gerçekliktir ve Marksizm’in daha ilk doğuş anından itibaren enternasyonalist olmasının altında yatan nedendir. Tekil ülkelerdeki ulusal dinamikler, sadece yerel değil, ama daha önemlisi bölgesel ve uluslararası koşulların etkisi altında gelişir; dolayısıyla da bu dinamiklerin devrimci kavranışı ve çözümü enternasyonalist politik ve örgütsel müdahaleyi gerektirir. Devrim her zaman ulusal ölçekte başlar, uluslararası düzeyde gelişir ve dünya ölçeğinde tamamlanır (Troçki).

Sınıf mücadelesinin durgun olduğu dönemlerde “doğru” politik tutum almak, “doğru” programı savunmak görece kolaydır; ama mücadelenin keskinleştiği ve bir dizi keskin dönemece yaklaştığı, poltitik durumun devrim öncesi ya da devrimci bir nitelik kazandığı anlarda, partiler bu “doğrularını” sapmadan hayata geçirmenin güçlüğünü ve tehliklerini yaşamaya başlarlar. Bu tip durumların Avrupa’daki iki örneğini Yunanistan ile İspanya’da yaşıyoruz. Avrupa’da burjuvazi Yunanistan’da şimdilik demokratik gericiliğe dayalı bir çözüm için uğraşıyor; ama sosyal demokrasinin (PASOK) tamamen iflas ettiği koşullarda ve krizin tüm ülke kaynaklarını tükettiği bir ortamda, Syriza’nın iktidara yükselmesi kaçınılmaz olacak ve bu da Yunan kapitalizminin ateşleyebileceği son fişeğini oluşturacak. Yunanistan’da devrimci Marksizm’in, sınıf mücadelesinin devrim ya da karşıdevrim alternatiflerinin gündeme gireceği bu koşullara hazır olması gerekiyor. Sadece politik açıdan değil, örgütsel olarak da hazırlıklarını hızla tamamlaması gerekiyor. Ama görece küçük bir partinin (OKDE) uygun taktiklerle bu stratejik görevi üstlenebilmesi için uluslararası bir bütünün gözlemlerine, analizlerine, eleştirilerine ve hatta gerekirse kadro ve militan yardımına ihtiyacı bulunmaktadır. İstanbul Buluşması bu yolda atılmış bir adımdır.

İspanya da benzer koşullarda hızla Yunanistan örneğine yaklaşıyor. İlk örneklerine Bask ülkesinde ve Endülüs’te rastladığımız solun “yeniden örgütlenme” ihtiyacı ve dinamiği, 25 Kasım’da Katalonya seçimleriyle birlikte tüm çıplaklığıyla kendini açığa vurdu. Devrimci solun (Lucha Internacionalista ve En Lucha) bağımsızlıkçı sol hareketle (CUP-Candidatos de Unidad Popular) oluşturduğu seçim koalisyonunun (CUP-AE) 126 bin oy ve %3,2 oy oranıyla Katalan parlamentosuna 3 temsilci sokması, üstelik bunu merkez sağ (CiU) ve merkez sol (PSC) partilerin ciddi oy kayıplarına uğradığı koşullarda gerçekleştirmesi, kitlelerdeki yeni sol seçenek arayışının bir sonucu oldu. Bu arayış hızla yaygınlaşmakta, sendikalara ve işyerlerine, okullara ve mahallelere sızmakta, devrimci solun politik/programatik etki alanını genişletmekte. Devrimci Marksizm bu arayışa yeni bir inşa süreciyle yanıt verebilecek mi? CUP-AE devrimci Troçkizm’in önerdiği şekilde kendini sürekliliğe sahip bir devrimci sol cepheye dönüştürebilecek mi? CUP’un Katalan ulusalcılığına dayalı bağımsızlıkçı tutumu, Marksizm’in sosyalist federatif çözüm önerileriyle ne denli çelişecek, ya da bir üst düzeyde ortak bir programa dönüşebilecek mi? Bu ve benzer bir dizi ciddi sorunla, büyük olanaklarla ama aynı oranda tehlikelerle dolu bir sürece verilebilecek yanıtlar için, İspanya devrimci Troçkizmi’nin enternasyonalist desteğe ihtiyacı var.

Uluslararası İstanbul Buluşması’na, Türkiye, Fransa, Almanya, Yunanistan ve İspanya’dan devrimci grupların yanı sıra, Latin Amerika ağırlıklı partileri ve deneyimleri bünyesinde toplayan İşçilerin Uluslarası Birliği-Dördüncü Enternasyonal’in (UIT-CI) katılması, kuşkusuz Buluşma’yı boyutlarının ötesinde güçlendiren bir olgu oldu. Şimdi görev, bu buluşmanın öngördüğü sürekli çalışma ve örgütsel çerçevesini güçlendirip geliştirme projesini, sınıf mücadelesinin ateşi içinde hayata geçirmek. Üstelik, Buluşma sonrasında oluşturulan Koordinasyon Komitesi’nin, buluşmaya fiziki olarak katılamayıp mesajlarıyla destek veren Suriyeli, Filistinli ve Tunuslu devrimci çevreleri de içererek gelişmesi, Arap devrimleri ile Avrupa’daki sınıf mücadelelerinin birleştirilmesi çabasına mütevazi düzeyde de olsa politik açıdan son derece önemli bir katkı oluşturacaktır. Dördüncü Enternasyonal’in yeniden inşası, bu ve benzeri çabalarla gerçekleşecektir.

Yorumlar kapalıdır.