Hükümet istifa! Yağmaya, talana ve yoksulluğa son vermek için yeni bir anayasa ve kurucu meclis!

Her yer rüşvet, her yer yolsuzluk!

Geçtiğimiz yılın Mart ayında başlayan ve 17 Aralık’taki tutuklamalarla malumumuz olan yolsuzluk operasyonları kapsamında ortaya çıkan paranın şimdilik 100 milyar avro olduğu telaffuz edilmekte. Somutlaşsın diye söylemekte fayda var; 100 milyar avro, tüm Türkiye nüfusuna bölündüğünde kişi başı 3220 TL, Türkiye’deki her bir işsizin yaklaşık 10 yıllık asgari ücreti toplamı, depremden sonra Van’daki hasarın 60 kez karşılanabileceği bir meblağ yapıyor. Gerçekten böylesi bir rakamla okul, hastane yapmayı bırakın, neredeyse mütevazı bir devlet bile kurulabilir.

Hükümetin ve devletin demokrasi maskesi makyaj tutmuyor!

Bu denli büyük bir vurguna dayanan yolsuzluğun ve yoksulluğun baş mimarı bizzat Hükümetin kendisi olmasına karşın, Hükümet bu ‘bela’dan kabine değişikliğiyle kurtulmayı zorluyor! Dahası bu öyle bir kabine değişikliği ki, sadece İçişleri Bakanı Muammer Güler istifa etmeden 135 Emniyet Müdürü’nün ve 400 polisi görevinden alıp, soruşturmaya 2 savcı daha ekledikten sonra istifa ediyor. Sadece bu kadarı bile vurgunun ve kirli ilişkilerin ebatı hakkında fikir veriyor.

Yolsuzluğun ve yoksulluğun baş mimarı Hükümettir. Yaptığı hiçbir manevra bu dikişi daha fazla tutmuyor ve tüm pisliklerin saçılmasına engel olamıyor. Bizler bakanların değişmesini yeterli bulmuyoruz ve hükümetin istifa etmesini istiyoruz!

Ancak Hükümetin istifası da yeterli değildir! Rüşvet ve yolsuzluklar aslında biz işçi ve emekçiler cephesi için yeni bir olay değil, hatta bunları bir parça kanıksamış olduğumuz bile söylenebilir. Hatta bu tür yolsuzluk haberlerinin dönem dönem bir başka iktidar blokuna hizmet etmesi adına iktidar bloklarınca servis edildiği de malumumuz, tıpkı bugün AKP’nin Gülen Hareketiyle olan çatışmasının sonucunda hırsızlığının servis edilişi gibi. Ancak bugün gelinen noktada gerek yolsuzluğun ortaya çıkışı gerek sonrasında gösterdiği tavırla AKP, yönetme ehliyetini yitirmiş en büyük hırsızın aslında kendisi olduğunu ortaya koymuştur. Herhalde en geri demokrasilerde dahi en azından böylesi bir yolsuzluğun demokratik kanallar ve mercilerce tespit edilip, sürecin işletilmesi beklenirdi. Ancak bu süreç gösterdi ki, tüm bu gelişmeler demokratikleşme söylemlerine rağmen AKP yolsuzluğun üstüne örtme hususunda geleneksel devlet aygıtının tüm olanaklarına sonuna kadar yaslanabilmiştir. Açığa çıkan şey ise, yalnızca AKP’nin yolsuzlukları değil, devlet mekanizmasının böylesi bir yapı ile hiçbir zaman demokratikleşemeyeceğidir. Bu yüzden Hükümetin istifasının ardından yoksulluk sorununu, demokrasi ve Kürt halkının en temel talepleri sorununu ve emperyalizmden kopuşu sağlamak üzere barajsız bir seçim ile yeni bir anayasayı hazırlamak üzere Kurucu Meclis’in toplanmasını istiyoruz!

Hükümet istifa! Emperyalizm ile olan ilişkilerin kesilmesini sağlayacak bir meclis!

Bu ne AKP hükümetinin ne de devlet bürokrasisinin ilk hırsızlığıdır. Daha birkaç hafta öncesine kadar mecliste kıdem tazminatını gasp etmeye kararlı, patronlarla görüşmeler yürüten, asgari ücrete 1 TL fazla zam olursa devletin batacağını iddia eden Hükümetin hırsızlıklarından yalnızca biri. Hatta öyle ki AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın başarısının sırrı 11 yıldır sermayenin saldırı politikalarını “ustalıkla” hayata geçirebilmesinde yatıyordu. Ancak izlediği iç ve dış politikayla ve burjuvazinin siyasi önderlik krizine bir çözüm üretemediği bu noktada Erdoğan ve AKP hükümeti, burjuvazinin önemli bir kesimi için de giderek sorun kaynağı haline gelmiştir. Bu nedenle TÜSİAD ya da Sanayiciler Odası gibi patronlar kulübü sözcülerinin AKP’nin ekonomik ve siyasi istikrarı sağlamak olan işlevinin tersine döndüğü, krizin kaynağı haline geldiği ve hükümetin istifası noktasında buluştuklarına şahit oluyoruz! Ancak devamında ise, burjuva istikrarın devamı ve neoliberal programı uygulayacak yeni bir aktör bulma çabasıyla CHP’nin Amerikan dışişleri ile görüşmesi, yahut AKP’nin emperyalizme samimiyet bildirgeleri ile çözümün aynı neoliberal programla ama AKP’siz şekilde arandığını göstermektedir. Yani tartışma hırsızlığın kendisi veyahut siyasal demokrasinin vaziyeti değil, devlet bürokrasisinin ve sermayenin paylaşımı noktasında durmaktadır.

Yağmaya, talana ve yoksulluğa son vermek için yeni bir anayasa ve kurucu meclis!

Ekonomik krizin kapıda olduğu bu süreçte, 2008 krizindeki gibi faturayı ödeyen biz olmak istemiyoruz. Krizin faturasını işçi ve emekçilere yüklemeyecek, işsizlik maaşı ve kıdem tazminatını garanti altına alacak, yolsuzluk yaptığı ispatlanan herkesin mallarına el koyulacak, asgari ücretin insanca bir yaşam seviyesine çekecek işçilerden, yoksullardan ve tüm ezilenlerden yana bir kurucu meclis istiyoruz!

Rejimin baskıcı karakterinin temel dayanaklarından biri olan Kürt sorununun çözümü için temel hakları pazarlık konusu yapan değil, Kürt halkına kaderini tayin hakkını tanıyan bir meclisin toplanmasını istiyoruz. Bu bakımdan, AKP hükümetinin foyasının ortaya çıkması barış sürecine bir sabotaj değil, ilk kez kalıcı ve gerçekçi bir çözümün yaratılması için doğan umuttur. Çünkü ekmek yoksa, adalet yoksa barış da yoktur!

Esas sorunun yapısal olduğunu gösteren bu krizi çözmenin yöntemlerinden biri, derhal barajsız bir seçimin yapılması ve yeni bir anayasa için kurucu meclisin toplanmasıdır! Ancak AKP’nin gidişine yeşil ışık yakmakta olan tüm burjuva kesimlerin ihtiyaçlarının demokratik olmayan bir devet yapısı ve neoiberal AKP’nin programını uygulayacak bir alternatif aradıkları aşikardır. Bu tehlikeye karşı ancak toplanacak mecliste bir işçi ve emekçi hükümetinin tesis edilmesi ile kalıcı bir çözüme ulaşabileceğimizi biliyoruz.

Bir kez daha haykırıyoruz:

Hükümet istifa!

Mevcut meclis sorunlarımızı çözemez, acil sorunlarımızı çözmek ve yeni bir anayasayı hazırlamak için kurucu meclis!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.