Punto Deri direnişi 7. ayına girerken

30

DERİTEKS Sendikasında örgütlendikleri için işten çıkartılan Punto Deri işçilerini direnişlerinin 205. gününde (20.02.2014) ziyaret ettik. Direnişe 2 kişi başlayan işçiler bugün işten çıkartılan 80 kişiyle direnişlerini ilk günkü kararlılıklarıyla sürdürüyorlar. Direnişin başından beri işçilerin yanında olan DERİTEKS Sendikası’nın performansını aynı sendikanın konfedarasyonu olan Türk-İş gösteremedi maalesef. İşçiler, direnişin ancak 205. gününde gelen Türk-İş yönetimine bunun geç kalınmış bir ziyaret olduğunu belirterek konfedarasyonlarından daha fazla destek beklediklerini söylediler. Türk-İş’e bağlı TEKSİF Genel Başkanı ve Türk-İş Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Nazmi Irgat ise sendikalaştıkları için işten atılan işçilere “sembolik” bir maddi destekte bulundu.

Aşağıda direnen işçilerden Kenan Atik ve Ali Rıza Biber ile yaptığımız röportajı yayımlıyoruz.

İşçi Cephesi (İC): 205. gününüz direnişteki ve sendikalaştığınız için işten atıldınız; çalışma koşullarınız nasıldı, nasıl karar aldınız sendikalaşmaya, bu süreci anlatabilir misiniz?

Kenan Atik (KA): Yaklaşık 2012’nin sonuna doğru sendika çalışmaları başladı. 2013’ün ortalarına kadar gelişti ve 2013’ün Ağustos ayında patlak verdi; yani patron tarafından öğrenildi. Bundan sonra 2 arkadaş işten atıldı, daha sonra 17 arkadaş işten atıldı, en son 80. kişi olarak patronun teyzesinin oğlu Ali Rıza arkadaşımız atıldı, onun farklılığı oradan kaynaklanıyor.

Süreç şöyle; içerideki çalışma koşulları açıkça kölelik düzeni, sabah sekiz buçukta giriyorsun, akşam yedide sözde paydos; ama altı, altı buçuk gibi bir anons geliyor akşam ona, on bire kadar çalışmamız söyleniyor. Cumartesi, pazar da çalışıyoruz; cumartesi günü için cuma akşamı anons yapıyorlar, cumartesi anons oldu pazar herhalde istirahat edeceğiz diye düşünüyoruz, cumartesi günü tam paydosa yakın da pazar için anons yapıyorlar. Bu şartlar vardı. Bunun dışında mesailerimiz bordrolarımıza yansımıyordu, normal çalışma saatlerimiz bile bordrolara yansımıyordu, üç saat bordro gösteriliyordu. Ayda seksen yedi saat çalışıyorduk, otuz yedi buçuk saat mesai yapıyorduk. Senelik izinlerimiz kullandırılmıyordu kesinlikle. Nisan ayında panoya yazı asmışlardı; bu sene yıl sonuna kadar siparişlerimiz doludur, bu sene kimseye senelik izin kullandırılmayacaktır diye. Dörder günlük bayram tatillerine ikişer gün daha ekleyip senelik izinlerimizi bertaraf ettiler. Buna itiraz ettiğimizde işlerimiz yoğun deniyordu. Bunun dışında senelik izin kullanılmış gibi parasını veriyorlardı, kıdemimize göre sözde izin parası alıyorduk. Biz bunların hepsine itiraz ettik: çalışma sürelerine, bordrolarımızın part-time gösterilmesine, mesailerimizin bordrolarımıza yansımamasına, senelik izinlerimizin kullandırılmamasına… Bunlar karşılanmadığı için sendikal faaliyetlere başladık, dediğim gibi 2012’nin sonundan itibaren. 2013 Ağustos ayına gelindiğinde Ramazan bayramı arifesinde de Ramazan arkadaşımla, Hülya arkadaşım işten atıldı.

İC: Direniş süreciniz nasıdı?

KA: Patronlar burada sendikal faaliyet yürütüldüğünü öğrendikten sonra içeride sorgu odaları kurdular, ikna odaları kurdular, mobbing yaptılar. Çoğu arkadaşımız istifaya zorlandı. İşçiler üç odaya konuldu; birinci oda bölüm ustası, ikinci oda müdür olmadı patron, ondan sonra eğer yelkenler suya inmişse, iş bitmişse noter odası. Noter çağırdılar içeriye, o zamanlar e-devlet yoktu, noter üzerinden istifa ediliyordu.

İC: Baskıya dayanamayan çok arkadaş oldu mu?

KA: Yirmi otuz kişi o dönemde istifa ettirildi. Biz avukatımız vasıtasıyla notere de olmak üzere suç işlendiğini, işyerinde insanların zorla istifa ettirildiğini söyledik, noter iki gün sonra biz uyarınca bir daha gelmedi. Tabi bu şekilde baskı sürekli artıyordu. Daha sonra Ramazan ve Hülya’yı toplantıya çağırdılar, konuşmak için. Ramazan arkadaş dedi ki: “Ben yalnız başıma toplantıya girmem.” Biz, “Komitemiz var, ancak komite olarak oturup konuşabiliriz.” dedik. Bir gün iki gün gitmedik, üçüncü gün Ramazan ayrı çağırıldı, gitmedi, bize haber verdi: “İlla da konuşalım diyorlar abi ne yapalım?” Komite olarak gitmeye karar verdik. Dokuz arkadaş olarak patronla görüştük, taleplerimizi dile getirdik tekrar. Patron, “Kesinlikle tamam, taleplerinizin hepsini karşılarım, hepinizi de emekli olana kadar burada çalıştırma sözü veriyorum, ben imam hatip mezunuyum iki çocuğumun ölüsü üzerine yemin ediyorum ki burada herkes emekli olana kadar çalışacaktır.” dedi. “Peki” dedik biz, “Bunları söz olarak söylüyorsunuz, yazılı ve imzalı olarak da söyler misiniz?”, “Hayır” dedi. Biz de bunu kabul etmediğimizi söyledik. Daha sonra da çocuklarının üzerine yemin eden patron ilk olarak Hülya arkadaşı attı, kurban bayramına bir hafta kala da 17 kişi daha attı, yani kurban bayramında bizler kurban edildik. Gerçi içeride şovunu yaptı, kurban kesip işçilere dağıttı.

İC: İşyerinden veya dışarıdaki işyerlerinden baskı ya da dayanışma olarak nelerle karşılaştınız?

KA: Sizin gibi sınıf dostları geliyorlar. Bizi soruyorlar, aşamayı öğrenmeye çalışıyorlar. Bizim sesimizi duyuruyorlar. O konuda bütün emek dostlarına teşekkür ediyorum. Diğer yandan bu baskılar görülünce, işten atılmalar olunca, işçiler arasında tedirginlik oldu, yani bizden uzaklaşıyorlar. Her tarafta kameralar var. Onlarla bir görüntü verdiğimiz anda hemen çağırılıyorlar, baskı altına alınıyorlar, işten atılıyorlar. İlk direnişe başladığımız zaman, kış şartlarında çadır kurduk. Çadır kurmayalım diye sabah erkenden oradaki dubaları kestiler, ağacı kesitler, kaldırıma zift döktüler ki biz orada duramayalım. Tabi biz şikâyet ettik belediyeye. Belediye geldi zorla tekrar o ağacı onlara diktirdi, dubaları yerine koydu, zifti temizledi.

İşçi arkadaşlarımıza da onların bütün haklarını verdik hâlâ gitmiyorlar diye propaganda yapıyorlar. Bizim yüzümüzden fabrikanın iş alamadığını söylüyorlar. Ama gerçekte bizim sayemizde bordroları 800 liradan 1000 liraya yükseldi. İzin paraları 5 senelik çalışanlar için 180 lira, 5 seneden uzun çalışanlar için 280 liraydı. Şimdi 5 senelik çalışanlar için 780 lira, 5 seneden fazla çalışmış olanlar için 1250 lira oldu. Ama içerideki arkadaşlar bunu direnişin bir başarısı olarak görmüyorlar, patronun bir lütfu olarak görüyorlar ve bu başarının kalıcı olabilmesi için sendikanın buraya girmesi gerektiğinin farkında değiller. Buradaki direniş kırıldığı anda patron verdiğini geri alacaktır.

Tabi ki mücadelemize destek olanlar da var. 20’ye yakın firmada arkadaşlarımız var. O firmalarda da sendikal nedenlerle işten atılmalar oldu. Mesela şurada Akel firması var, 15 kişinin üzerinde işçi atıldı. Bu havzada bir direniş de orada başlatılsın istedik; ama normal şartların üzerinde bir tazminat alıp gitmeyi kazanç gördüler. Bizim amacımız burada tazminat alıp gitmek değil. Ben burada yüksek miktarda tazminat alıp gitsem ne olur? A firmasından çıkıp B firmasına gireceğim ama koşullar aynı, belki daha kötü, yani Punto firması piyasanın en iyi firmalarından biri koşullar itibariyle. Buna rağmen burada da sorun var, biz bunu dert edinmişiz, bunun paylaşılmasını istiyoruz, onun için direniş yapıyoruz. Bu piyasaya sendikal yaşamın, güvenceli hayatın girmesi için mücadele ediyoruz. Bu konuda destek ne yazık ki az işçi arkadaşlarımızdan.

İC: Sendikadan ve konfederasyondan destek nasıl, memnun musunuz?

KA: Sendikamız maddi açıdan kapasitesiz, biz bunu bilerek girdik. Ama mücadele anlayışı itibariyle, eylemi sahiplenme açısından çok iyi. Konfederasyonla 205. gün tanışabildik. Geçen hafta Türk-İş’in Ankara’da yürüyüşü vardı oraya katıldık. Orada kürsüden söz hakkı istedik, verilmedi. Konfederasyon başkanıyla özel olarak konuştuk. Bize söz hakkı vermeyi reddettiler, “Biz sizin yerinize kürsüden konuşuruz.” dediler. Biz de dedik ki, 200 gün oldu gelmediniz ne biliyorsunuz ki ne anlatacaksınız. Öyle bir tartışma oldu aramızda. Ama o tepki faydalı oldu ki, bir hafta sonra buraya geldiler işte.

İC: Diğer direnişlerle ve fabrika işgalleriyle iletişiminiz nasıl?

KA: Greif direnişine gittik daha yeni. Onlar bu direnişe geçmeden önce bir toplantı yapmışlardı, orada tanışmıştık. Bu hafta sonu üç yere birden dağılacağız arkadaşlarla, tecrübelerimizi paylaşmak için. Biz Feniş’e de gittik arkadaşlarla, Cerrahpaşa’ya da gittik. Duyabildiğimiz her yere gidiyoruz. Bu mücadele sadece Punto’nun değil, bu sınıf mücadelesi, bu bilinçle her yere destek olmaya çalışıyoruz ve onlarda sağ olsun buraya geldiler. Bu uyanışın büyüyeceğini düşünüyorum ben. Çünkü işçi sınıfı üzerinde bir silkinme var yeni de olsa.

İC: Siz patronun kuzenisiniz ve işten çıkartılan 80. işsiniz. Sizin gözünüzden direniş nasıl devam ediyordu ve siz nasıl sendika üyesi olma kararı aldınız?

Ali Rıza Biber: İçeride olduğum zaman da herkes neden böyle oldu diye kendi arasında konuşuyordu. Fakat sonradan çoğu arkadaşlar sitem ediyordu dışarıdaki arkadaşlara. Benim işime gelince, patronla akraba olduğum için bana duyurmadılar zaten son anda ben duydum. Duydum ve hoşuma da gitti. Çünkü ben duysaydım giderdim teyzemin oğluna söylerdim, söyledikten sonra o da gerekli emniyetini alırdı. Ne de olsa çocukluğumdan beri birlikte büyüdüğüm teyze oğlum o. Ama içeride bana da haksızlıklar yaptı. Bana hiç akrabası gibi davranmadı. Zaten bana söylüyordu, “Ben zengin olduktan sonra kimseyi tanımam.” diye. Ben bunun şaka olduğunu sanıyordum, meğerse gerçekmiş. Demek ki para insanı değiştiriyormuş. Ondan bana fayda olmadığını anladım. Ben burada 15 sene çalışmışım, hakkım
da verilmeyecek… Dışarıya baktım, sendikalaşıp grup halinde olursak biz bunu daha iyi başarırız diye düşündüm ve sendikaya üye oldum.

İC: Son olarak sizin taleplerinizi ve bizlerden neler istediğinizi öğrenebilir miyiz?

KA: Sizin de gördüğünüz gibi sessiz bir bölgedeyiz. Burada bizim sesimizi kamuoyuna duyurmamız çok zor. Sağ olsun gelen arkadaşlar var, sınıf dostları var, sınıf mücadelesini yansıtan yerel basın organları var. Bizim sesimizi duyurmanızı bekliyoruz sizden, başka bir talebimiz yok.

Yorumlar kapalıdır.