UIT-CI VE UBK (İDP- LI) Birleşme Kongresine çağrı

30

İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal (UIT- CI) ve İşçi Demokrasisi Partisi Girişimi (İDP) ile Enternasyonalist Mücadele (LI-İspanya) tarafından oluşturulan Uluslararası Birlik Komitesi (UBK) güçlerini birleştirmeye karar vermiştir. Bu doğrultuda Meksika’dan POS-MAS’ın da (Sosyalist İşçi Partisi) katılımıyla Ağustos 2014 içinde bir kongre gerçekleştirilecektir. Söz konusu güçler arasındaki birlik, esas olarak uluslararası sınıf mücadelesinin temel sorunlarına ortak yanıtlar geliştirerek ilerleme çizgisinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.

Kapitalist kriz ve işçilerin mücadelesi

Dünya düzeyinde işçi sınıfını tahrip eden ve kitlelerin yaşam şartlarında (milyonlarca kişinin işsiz kalmasıyla, sefalet düzeyine gerileyen ücretlerle, açlık ve yaygınlaşan hastalıklarla, kamusal sağlık ve eğitim sisteminin yağmalanmasıyla, demokratik haklarda yaşanan gerileme ve yükselen şiddet ile birlikte) çöküntülere yol açan korkunç bir kapitalist kriz sürecinden geçmekteyiz. Bu süreci bize kapitalizme özgü geçici bir süreç olarak sunma uğraşındalar. Ama Marksistler olarak bizzat sistemin kendisi tarafından kışkırtılmış olan ve kaçınılmaz bir biçimde üretici güçler üzerinde geniş çaplı bir yıkımla sonuçlanacak bir yapısal krizle karşı karşıya olduğumuzun bilincindeyiz.

Bu saldırı karşısında işçi sınıfı ve halklar direniyorlar ve mücadele halindeler. Bu gerçekliğin en özel ifadesi, on yıllardır emperyalist düzenin garantörlüğünü üstlenmiş olan diktatörlüklerin alaşağı edildiği, işçilerin ve gençliğin ekmek, özgürlük ve iş için ayaklandığı ve tüm bir bölgeyi barut fıçısına çeviren Ortadoğu ve Kuzey Afrika devrimleri. Suriye’de soykırımcı Esad rejimi ya da Mısır’da gerçekleştirilen kanlı Sisi darbesi örneklerinde görüldüğü üzere, karşıdevrim ve emperyalizm, bu süreci durdurmak ve yenilgiye uğratmak için sürekli bir mücadele halinde. Ama kitleler bir yandan, Mısır’da cuntaya karşı yeni seferberlik dalgaları yükseltmekteyken, Suriye’deki diktatörlük tarafından enkaza çevrilmiş köylerde ve yerle yeksan edilmiş kentlerde direnmeye devam ediyorlar. Biz, devrimci solu destekleyerek halkların, işçilerin ve gençlerin yanında saf tutacağız.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan başlayan bu süreç, çok geçmeden dünya çapında yansımalarını buldu ve Türkiye’de yaşanan (Taksim Gezi Parkı) halk isyanı örneğindeki gibi süreçleri beslemiş oldu. AB hükümetlerinin ve Troykanın ( IMF, Avrupa Merkez Bankası ve AB) dayatmakta olduğu kesinti planlarına karşı Avrupa işçi sınıfının direnişinin başını, şu ana dek gerçekleştirdiği 20 genel grev ile Yunanistan işçi sınıfı çekiyor. Bu mücadelenin bir başka ifadesi ise, 22 Mart tarihinde Madrid’de gerçekleştirilen ve büyük sendikalar tarafından kontrol edilemeyen kitlesel gösteriler oldu. Tüm bu mücadeleleri destekliyor, bu mücadeleleri dış borç ödemelerine karşı, kesinti planlarını yenilgiye uğratmak ve Avrupa Birliği’nden kopuş temelinde Avrupa düzeyinde bir genel grevde birleştirmek doğrultusunda sahipleniyoruz.

Geride kalan süreçte, Güney Afrika madencilerinin, Hindistan tekstil işçilerinin ve Asya’nın değişik bölgelerinde yükselen halk ve işçi hareketlerinin deneyimlerine şahit olduk. Latin Amerika’da, Brezilya’da yaşanan ve kesinti politikalarına karşı yükselen Haziran günleri, Arjantin ve Paraguay’da gündeme gelen genel grevler ve Şili’de yaşanan öğrenci seferberlikleri bu sürecin bir başka yansıması idi. Öte yandan, Latin Amerika halkları ve dünya solu açısından beklentilere yol açmış olan Venezuela’daki Chavez hükümeti gibi merkez sol hükümetlerin politik iflası sürece eşlik etmekte.

Bir politik alternatifi inşa etmek

Bu mücadeleler içinden Suriye sokaklarında, Mısır’daki tekstil fabrikalarında, Yunanistan’ı sarsan grevlerde ya da Brezilya’da yaşanan seferberliklerde, bu süreci daha ileriye, en sonuna dek taşımaya istekli yeni yoldaşlar açığa çıkıyor. Bürokrasiye yönelik nefret her geçen gün büyüyor, köhnemiş sendikal önderlikler sorgulanıyor, yükselen seferberlikleri taban meclislerinin yönetmesi talebi ileri sürülüyor. Yığınlar, her geçen gün devlet ve onun baskı güçlerinin, emperyalizmin ve patronların ve onların hizmetindeki hükümetlerin gücüyle yüzleşiyorlar.

Yığınlar, kapitalistlerin masalarından düşen kırıntılarla beslenmeyi alışkanlık haline getirmiş olan ve mücadeleleri sönümlendirmeye ya da doğrudan ona ihanet etmeye eğilimli sendikal bürokrasi gerçeği ile yüzleşiyorlar. Ama aynı zamanda, Chavizm ve siyasal İslam ya da Ukrayna’daki burjuva önderlik türünden sahte politik çıkışlarla da yüzleşiyorlar. Devleti ve mevcut sistemi demokratikleştirmenin başlı başına çare olacağını vaaz eden Yunanistan’daki Syriza’nın başını çektiği türden bir reformizmin de dertlere derman olmayacağı ortada.

Öte yandan, köhnemiş mevcut önderlikler karşısında, işçi sınıfını kapitalizmden bağımsızlaştıracak politik ve sendikal bir alternatifin inşası, kendiliğinden gelişen bir eylemin sonucu olmayacak. Bu savaşımda bir mücadele aygıtına dönüşecek devrimci partilerin inşası hayati bir önem taşıyor. İşçilerin sorunlarını temel gündemleri olarak gören, işçi sınıfının, gençliğin ve halk yığınlarının bir parçası olan ve onlarla bizzat onların sorunlarına yanıtlar geliştiren partilerin inşası zorunlu. Politik projesini ve yönünü yitirmeyen, işçi sınıfı ve halkların mücadeleleri ile bağdaşmayan sekterizmi tümüyle dışlayan tipte partilerden söz ediyoruz. Hedefi örgüt kirliliği yaratmak değil, temel olarak sosyalizmin ve işçi hükümetlerinin inşası olan partilerden söz ediyoruz. Böylesi bir mücadele aygıtından yoksun oluşumuz, işçi sınıfının ve gençlerin sorgulanamaz bir mücadele azmi ortaya koymalarına karşın yaşamakta olduğumuz yenilgi ve gerilemelerin başlıca nedeni. Bizim temel hedefimiz, bu sorunun üstesinden gelinmesine katkıda bulunmak.

Devrimci Marksizm’in, Leninizm’in ve IV. Enternasyonal’in politik temellerinin güncelliğini koruduğuna olan inancımızla birleşiyoruz. Sürekli devrim teorisi, Tunus ya da Mısır’daki sendikal öndere ya da gence, aşamalara bölünmüş bir devrimin olamayacağını anlatabilmek ve demokratik taleplere erişebilmek için devrimin antikapitalist görevlere odaklanarak, sosyalist bir devrim karakteri kazanmasının zorunluluğunu aktarma konusunda hayati önemini ispatladı.

IV. Enternasyonal’in üzerinde yükseldiği ve hedefi, yığınların en yakıcı ihtiyaçlarından hareketle ve onlara yanıtlar geliştirerek nihayetinde işçi sınıfının iktidarı zapt etmesini ve sosyalist bir toplumu inşa etmesini sağlamak olan geçiş talepleri programının güncelliğini koruduğu inancındayız.

İşçi sınıfının bireysel ve kolektif demokratik hakların savunusunu üstlenmesi, ezilenlerin sisteme karşı mücadelesine önderlik etmesi ancak demokratik merkeziyetçi temelde -tartışmada en geniş özgürlük ve eylemde birlik- mücadele partilerinin inşası ile olanaklı olacak. Yukarıdan aşağı ve tümüyle bürokratikleşmiş bir hattı reddeden ve işçi demokrasisini sahiplenen partilerden söz etmekteyiz.

Uluslararası devrimci bir örgüte duyulan yakıcı ihtiyacın farkındayız. Bir yandan 21. Yüzyılın Sosyalizmi’nden söz edip diğer yandan Venezuela’da olduğu gibi, çokuluslu şirketlerle anlaşmalar yaparak işçi sınıfına saldıran ve dahası Çin ve Küba’daki kapitalist restorasyonu meşrulaştıran Castro-Chavizm türünden akımlarla bu nedenle yüzleşiyoruz. Bu son derece önemli bir görev zira bu tip akımlar, hem Suriye’deki soykırımcı rejimi desteklemekteler, hem de İran gibi gerici rejimleri tüm dünyanın gözleri önünde işçi sınıfının ve gençliğin müttefiki olarak sunmaktalar. Günümüzde Castro-Chavizm, esas olarak eski Stalinizmin yeniden biçimlenmesi rolünü üstleniyor ve bizzat bu rolüyle bu akım, devrimci bir önderliğin inşası görevi önünde objektif bir engele dönüşmüş durumda.

Bizi birlik sürecine taşıyan metodu sahipleniyoruz. Zira bu sürecin merkezine, dünya sınıflar mücadelesinin temel sorunlarını yerleştirdik. Hayati önem arz eden bu sorunlar temelinde nasıl harekete geçebileceğimizi tartıştık ve değerlendirdik. Birbirimizi sahiplenici, demokratik ve dürüst bir tartışma temelinde farklılıklarımızı ve ortaklıklarımızı ele aldık.

Bugün çağrısını gerçekleştirdiğimiz kongre sürecine, ilkeci bir çerçevede ve ortak bir metot doğrultusunda ilerlemekteyiz. Henüz tüm sorunlarımızın üstesinden gelebilmiş değiliz. Ne var ki, sınıf mücadelesinin tüm meydan okumalarına en iyi şartlarda yanıtlar geliştirmeye uygun yeni bir uluslararası örgütün doğacağına inanıyoruz.

Devrimci güçler arasında parçalanma ve bölünmelerle belirlenen bir panoramanın egemen olduğu bu dönemde, birleşme sürecimizin son derece önem taşıdığı düşüncesindeyiz. Bu kongre aynı zamanda yeni bir enternasyonalin inşası yolunda ortaklaşmak isteyecek tüm devrimci yapılara ve mücadeleci kesimlere de bir çağrı anlamını taşıyor. Temel hedefimiz devrimcilerin birliğini sağlamak ve her türlü sekterizm ve kendini dayatmacılıktan kaçınmak. Dahası kapitalizm içinde bir çıkış bulunabileceğini ve bu yıkım makinesinin insanileştirilebileceğini vaaz eden reformizmi topyekûn reddediyoruz.

Bugün, işçi sınıfının ve halkların krizin bedelini kapitalistlerin ödemesi için emperyalizme ve hükümetlerine karşı yükselttiği mücadeleyi daha büyük bir güçle sahiplenmek adına birleşmekteyiz. UIT-CI, UBK (IDP-Lİ) ve Meksika’dan POS-MAS’ın bütünleşmesi şüphesiz tarihsel devrimci önderlik krizinin üstesinden gelinmesi hedefinden hâlâ uzakta olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Ne var ki bu süreç, UIT-CI’nin IV. Enternasyonal’in yeniden inşası sürecinde motor bir güç haline dönüştürülmesi doğrultusunda atılmış kararlı bir
adım olarak okunmalı. Bugün hiç olmadığı kadar açık bir yol ayrımının eşiğindeyiz: ya sosyalizm ya barbarlık!

İşçilerin Uluslararası Birliği- Dördüncü Enternasyonal (UIT-CI)

Uluslararası Birlik Komitesi [(UBK) İşçi Demokrasisi Partisi Girişimi (İDP) ve Enternasyonalist Mücadele (LI-İspanya)]

Sosyalist İşçi Partisi-Sosyalizme Doğru Hareket (POS-MAS – Meksika)

Yorumlar kapalıdır.