Paket ile katliam birdir

87

AKP hükümeti “terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi” adını verdiği yeni paketi meclis gündemine taşıdı. Neoliberal müzakere sürecini yasallaştıran, müzakere sürecinde görev alan devlet görevlilerini hukuken koruyan ve hastalıklı görmekten vazgeçmediği Kürt ulusal hareketi üyelerini rehabilite etmek isteyen paket, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki aydan az bir süre kala demokratikleşme söylemleriyle iç içe sunuluyor.

“Neoliberal paket demokrasisi”, Kürt sorununu orta vadede ortadan kaldırma iddiasını ortaya attığından bu yana, Kürt halkının en temel demokratik istemlerini yerine getirme yeteneksizliğini dahası dayandığı krizli politik düzlem ve sermayenin ihtiyaçlarıyla çizilmiş sınırlarıyla demokratik sorunları ortadan kaldırmasının imkansızlığını gözler önüne seriyor. Şu ana kadar Kürt halkının tüm istemlerinin en geri, güdük ve biçimsel reformlara indirgenme çabasını, sermayenin ihtiyaçlarından doğan neoliberal reformların bile süregelen rejim krizinin de etkisiyle sündürülerek, Kürt halkının katılımından yoksunlaştırılarak gündeme taşınışını izledik. Türkiye hükümetinin bölgesel tekelci kapitalist bir güce dönüşme, rolünü büyütme istemleri doğrultusunda izlediği dış politikanın iflası, bir dizi burjuva kliğin iç çatışması, kitle eylemlerinin sahneye çıkışı, burjuvazinin Kürdistan da dahil egemenlik coğrafyasındaki yönetsel gücünün zayıflaması derinleşen ve süregelen bir rejim krizini, mevcut rejim kriziyse AKP’nin baskıcı karakterinin sivrilmesini doğuruyor. Neoliberal müzakere süreci, bu kaotik atmosferde programlı, orta vadeli bir çalışma niteliğini de yitiriyor. “Paket demokrasisi”, çok iyi bildiğimiz ve Lice’de kalekol inşaatına karşı gerçekleşen eylemler dizisinde kendini her şeyiyle hatırlatan “neoliberal katliam demokrasisi”‘ne dönüşüveriyor. Dökülmeye devam eden Kürt işçi ve yoksullarının kanına basarak projelendirdikleri bu paket, öncülleri gibi ne demokratik ne bütünsel ne de zerre kadar toplumsaldır.

Paketin tam da bu dönemde meclis gündemine taşınmasını iki boyutlu düşünmek gerekiyor. Paket bir yönüyle AKP’nin rejim açısından kritik bir viraja dönüşen Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi metropoller ve Kürdistan’daki Kürt oylarına yönelik ana hamlesini oluşturuyor. Eş zamanlı olarak oldukça kırılgan bir zemine oturan iktidarın varlığını sürdürebilmesini sağlayan ana etmenlerden birini, Kürt ulusal hareketinin pasifleştirilmesini, sürekli kılması ve hareketin bu yönlü basıncı paketin Ekim’e bırakılmasını engelledi. Alıştığımız üzere bu paketten de yıllardır çifte sömürüye maruz kalan Kürt işçi ve yoksullarına yönelik sözü edilmeye dair bir şey çıkmadı. AKP, neoliberal müzakere sürecine yasal bir dayanak oluşturarak sürecin sürdürülebilirliğini göstermeye çalışıyor. Ancak, Kürt halkı Adana’daki Lice protestolarında katledilen 15 yaşındaki İbrahim Aras’a bakarak rejimin aslen neyi sürdürme yeteneğine sahip olduğunu görüyor. Paketin diğer parçalarını ise PKK’nin rehabilitasyonu bir diğer deyişle sistem tarafından eritilmesi oluşturuyor. Kültürel, psikolojik uyum süreci olarak kodlanan maddeleri, Kürt ulusal hareketinin militan, mücadeleci damarının törpülenmesi, rejim tarafından yönetilemeyen kitlelerin ehlileştirilmesi olarak okumak mümkün. Paket, sürecin sermaye açısından ana hedefinin Kürt ulusal hareketinin ve yarattığı tarihsel birikimin, moral değerlerin tasfiyesi olduğunu tekrar gözler önüne seriyor.

Sınırları sermayenin çıkarlarıyla belirlenmiş “çözüm süreci” halkların barış ve demokrasi taleplerini yerine getiremez. Onu karakterize eden burjuvazinin sınıf olarak varlığının demokratik istemlerle çelişkisi ve devir burjuvazinin insiyatifinde kaldığı sürece neoliberal dönüşüm programlarının ihtiyaçlarından başka bir şeye hizmet edemeyeceğidir. Sürecin üzerine kurulduğu stratejik plan, Kürdistan’daki çatışma ortamının burjuvazi lehine giderilmesine dayanmaktadır. Kürdistan’ın ucuz emek cennetine dönüştürülmesi, coğrafyadaki sermaye akışkanlığının önündeki engellerin kaldırılması, sermaye birikiminin bir üst düzleme taşınması hedeflenmektedir. Süreç, Kürt halkının demokratik istemleriyle, Kürt işçilerinin dibe bastırılan çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle değil burjuvazinin güncel saldırısı Ulusal İstihdam Stratejisiyle, taşeron, esnek, ucuz, güvencesiz, sağlıksız çalıştırmanın genelleştirilmesiyle kesişmektedir. Dahası, AKP hükümeti iç ve dış politikasının iflası, uluslararası sermayenin basıncı, kitlesel eylemlerle çizik yiyen hegemonyasınının yarattığı siyasal atmosferde sermaye programını sistematik olarak ilerletecek güçten de yoksun bulunuyor.

Şırnak’ta yaşanan işçi katliamlarının ardından gerçekleşen eylemler, enerji işçilerinin Kürdistan boyunca yayılan iş bırakma, işgal gibi militan biçimler de içeren eylemleri, petrol, sağlık, tekstil gibi sektörlerde ücret, iş güvencesi, sendikal haklar gibi taleplerle gerçekleşen direnişler, taşeron, güvencesiz çalışan ve ırkçı saldırılara maruz kalan Kürt işçilerinin TEM otoyolunu bloke etmesi… Bir çırpıda akla gelen bu eylemlerin tümü son bir yılda gerçekleşti ve Kürt işçi sınıfının hem oluşumunu hem de mücadele yolu arayışını gösterdi. Henüz sınırlı ve dağınık olsalar da azami kâr güdüsüne dayalı burjuva bölge programını darmadağın edecek gücün, işçilerin örgütlülüğü ve kitlesel seferberliğinin, imkanlarının oluşmakta olduğunu gösteriyorlar. Kapitalizmin giderek yerleşikleştiği bölgede nicel ve nitel olarak gelişecek olan işçi sınıfı bölgenin geleceğini belirleyecek ana dinamiği oluşturacak.

Ulusal baskı ve eşitsizliği ne neoliberal istikrar dönemlerinin ne de krizli, kaotik atmosferin sermaye siyaseti giderebilir. Çözüm, kırıntı düzeyine indirgenmiş biçimsel reformlarla, işçi, emekçi ve yoksulların insiyatifsizleştirilmesiyle değil ulusların kendi kaderini tayin hakkını da kapsayan fiili ve tam hak eşitliğiyle gerçekleşecektir. Bu programı hayata geçirmeye yetenekli tek unsur işçi sınıfıdır. Çözüm sürecinin bizzat kendisi demokratik taleplerin gerçekleştirilebilmesinin dahi sınıf programına muhtaç olduğunu göstermiştir. Kürdistan’da burjuva önderliklerin hegemonyası ve ulusal sorunun tarihe karışmasının zorunlulukları önemli bir çelişkiyi ifade ediyorsa da, Kürt işçi ve yoksul mücadelesinin tarihsel kazanımı, mücadeleci kültür ve Kürdistan’da işçi eylemlerinin biriktirdiği dinamikler çelişkinin ileriye doğru aşılmasının olanaklarını gösteriyor.

Yorumlar kapalıdır.