Barış ve emekçilerden yana bir çözüm!

30

Geçtiğimiz Temmuz ayında Çözüm süreciyle ilgili “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı” adıyla sunulan bir yasa onaylandı. Yasa Hükümet ile Kürt önderliği arasında yürütülen müzakere sürecinin çerçeve yasası olarak da anılıyor. Öcalan’ın geçtiğimiz ay çözüm sürecinde 30 yıllık savaşın son aşamasına gelindiğini açıklaması, sürecin gidişatına ve çözümün geldiği noktaya göz atmak açısından büyük önem arz ediyor. Zira, gerçek anlamda bir barışın gelmesi umudunu taşıyan ve özgür bir toplumun inşası için halkların özgür olması gerektiğini düşünenler olarak, Kürt halkının taleplerinin karşılanmasının, kendi kaderlerinin bizzat belirleyicileri olmalarına bağlı olduğunu düşünüyoruz.

Çözüm sürüncemesi

Kürt halkının siyasi önderliğinin AKP hükümeti ile “çözüm” masasına oturmasında örgütlü bir halkın sürekli ve direngen mücadelesinin payı göz ardı edilemez. İktidarla yürütülen pazarlık süreci katliamlar, tutuklamalar ve baskılarla sıkça sekteye uğrasa da en son 2012 sonunda süreç tekrar başladı. Geçtiğimiz Temmuz ayında da bu bağlamda yukarıda sözünü ettiğimiz yasa ortaya çıktı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kısa bir süre kala Kürt oylarına yönelik bir hamle olarak da tasarlanan bu yasa ile, 100 yıllık parantezin kapatılacağı ve Yeni Türkiye’de ileri/radikal demokrasi ile bu sorunun çözüleceği retoriği sürdürülüyor. Ancak yasanın adı niyetini ortaya koyar gibi. Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi yasası barışı bir kenara bırakalım, hükümetin sorunu bir güvenlik/terör meselesi olarak ele aldığını ifşa ediyor. Hükümetin çözümden kastının hâlâ, Kürt sorunu değil terör sorunu olduğu; yasanın adının bile geleneksel otoriter devlet zihniyetinin dili ve yaklaşımının bir ifadesi olduğu görülüyor. Öte yandan sürecin koordinasyonu ve sekretarya hizmetleri Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından yürütülüyor olması ve yeni hükümet ile birlikte yürütücülüğünün Bülent Arınç, Yalçın Akdoğan, Efkan Ala gibi savaş kabinesi tarafından sürdürülecek olması bu siyasetin bir uzantısıyken, bazı Kürt siyasetçilerinin bu isimlerden övgüyle söz ediyor olması bir bellek yitimi ya da tutarsızlık örneği değil bizce. Bu övünç ya da ana muhalafet olma iddiası reel politikaya pragmatik temellerde entegre olan, sistemden kopuşu mevzu bahis etmeyen bir programın uzantısı.

Program sorunu derken…

Bu ay içerisinde açıklanması beklenen çözüm sürecine dair yol haritasının çerçevesi olarak sunulan “terör” yasası, temelde Kürt hareketinin silahsızlandırılması ve mücadelenin pasifize edilmesi ekseni üzerine kurulmuş durumda. İktidarın yön verdiği çözüm sürecinin içeriği, bir yandan, Kürt sorununu bireysel bir hak-özgürlük sorununa indirgeyen, diğer yandan da Kürt halkının seferberliğini engellemek ve Kürt siyasal hareketini sistem içi çözüm çizgisine çeken bir çerçeveye sahip. Kürt hareketinden dostlarımız ve çokça çevre bizi barış yanlısı olmamakla eleştirebilir, kinik olmakla suçlayabilir. Ancak kronolojiyi 2012 sonundan itibaren aldığımızda dahi 2 yıllık süreçte hükümetin gerçek niyet ve politikasını belirten çok sayıda olay yaşandığını görüyoruz:

2013 Ocak ayında yaşanan MİT’in bağlantılı olduğu Paris suikasti, karakol ve kalekolların yapımına devam edilmesi ve bunlara karşı yapılan protestolarda 2013 Haziran ayında Gezi döneminde Medeni Yıldırım’ın katli, Aralık ayında Gever’de yine bir protestoda öldürülen Veysel ve Reşit İşbilir, geçtiğimiz ay ise Mahsun Korkmaz’ın heykelinin yıkılması protestolarında Mehdi Taşkın’ın öldürülmesi. Adana’daki Lice protestolarında 15 yaşındaki İbrahim Aras’ın katledilmesi. Yanısıra hükümetin yerel seçimlerde HÜDA-PAR ile işbirliği, hükümetin IŞİD’i Rojava’ya karşı desteklemesi, Roboski katliamının bu yılın başında takipsizlik kararı ile kapatılmış olması bu çizginin bir sonucu.

Artık silahlar sustu denilen süreçte dahi silahların susmadığı, linçlerin durulmadığı öyle bir süreç ki bu, Şırnak’ta güvencesiz koşullarda ve kayıtsız maden ocaklarında çalışan işçilerin iş cinayetine kurban gitmesi, enerji, çağrı merkezi, tekstil ve tarım gibi emek yoğun sektörlerin Kürdistan toprakları boyunca yoğun sömürü altında ucuza insan çalıştırması ve ülkenin dört bir yanında yaşanan onca işçi cinayeti bu süreçten bağımsız değildir. İktidar tarafından sunulan “Kürtlere Siyasal Çözüm” vaadi ve pazarlığı içine sıkışan önderlik, emek ve demokrasi mücadelesi ile arasındaki bağın üzerinden atlamaktadır.

Demokrasi sınıfsal bir meseledir

AKP hükümeti ve patronlar sermaye birikiminin yeni ihtiyaçlarına uygun bir düzen tesis etme peşindedirler. İstikrar adına demokratik kurumları tasfiye eden (başkanlık sistemi, vb.), ekonomik büyüme adına her şeyi piyasanın kölesi kılan (özel istihdam büroları, mezarda emeklilik, kıdem tazminatının kaldırılması vb.) bir düzenin adıdır Yeni Türkiye. Yeni anayasa ile taçlanacak bu düzen, çözüm sürecini bu amaçlarını uygulamaya devam edebilmek için kullanmakta. Kitlelerin mücadelesini, eşitlik ve özgürlük beklentilerini bu neoliberal burjuva düzenin içine hapsetmeye çalışmakta.

Bizlerse, Kürt sorununda çözüm istiyoruz; ama “çerçevesi” iktidar tarafından belirlenen bir çözüm değil! Kitlelerin demokratik talepleri ve bu talepler için verdikleri mücadeleyi iktidarın belirlediği bu çözümsüzlük sürecini, tüm bu nedenlerle kabul etmiyoruz. Öte yandan, demokratik özgürlüklerin elde edilmesi ve barışın tesisi yalnızca siyasal alanla sınırlı bir konu değildir. Gerçek demokrasi emekçilerin ekonomik-sosyal ve diğer haklarının karşılanması ile mümkünken; burada yaşanan bir dönüşüm olmaksızın demokratik haklar güvence altına alınamaz. Örgütlenme hakkının olmadığı bir siyasi eylem mümkün olmadığı gibi; eşdeğer işe eşit ücretin ödenmediği bir toplumsal düzende de halkların barışından söz edilemez. Dolayısı ile demokrasi sınıfsal bir meseledir, hak ve özgürlükler için sınıfsal mücadele vazgeçilmezdir.

Bu nedenle; Kürt halkına kararlarını özgürce verebilmesi için kendi kaderini tayin hakkı tanınmalı. Ulusal-demokratik haklar çerçevesinde başta anadilde eğitim olmak üzere temel hak ve özgürlükler üzerindeki yasal/kurumsal engeller derhal ve koşulsuz kaldırılmalı. Siyasal demokratik taleplerin kullanımı önünde bariyer oluşturun tüm antidemokratik yasa ve kurumlar ilga edilmeli; tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı. Kürt halkını daha azına razı etmek üzerine kurulu pazarlık masası dağıtılmalı; adil ve eşit tarafların olduğu bir barış masası kurulmalı.

Yorumlar kapalıdır.