Ekonomi yokuş aşağı; Nefes alamıyoruz!

198

Yılın son ayı içinde yaşanan belirleyici ekonomik gelişmeler, dünya ölçeğindeki kriz dalgasıyla oldukça ilişkili bir sıkışmanın açık emarelerini verdi. 2013’te yüzde 4 olan büyüme hızı önce Ocak-Eylül 2014’te yüzde 2,8’e düştü, ve ardından son üç aylık dilimde trajik bir düşüşle yüzde 1,7’ye indi. Son veriler, iç talebin durma noktasına geldiğini ortaya koyuyor. Doğalgaza Ekim ayında yapılan -iki seçim nedeniyle ertelenmişti- yüzde 9’luk zammın sonuçlarını hissetmeye başladık bile. Zira bu zam, enflasyonu çift haneye çıkarmaya yetti. İşsizlik rakamları ise 10.01 ile yeniden çift haneli rakamlara erişmiş oldu.

Şüphesiz 2008 kriziyle, ekonomik büyümede yaşanan daralmanın en önemli sonucu, AKP hükümetinin geniş bir koalisyonu yansıtma kapasitesinin azalması olmuştu. Gezi direnişi, 17 Aralık süreci vb. gelişmeler böylesi bir iklimin ürünüydüler. Hatırlayalım, bu nedenle 2008 sonrası dönemde hükümet, farklı bir stratejiyi devreye soktu; “İnşaat sektörüne ve iç talebe dayalı büyüme”.

Bu modelin yol açtığı ilk temel çelişki, cari açığın sürekli bir risk unsuru olarak siyasi iktidarın hareket kabiliyetini sınırlaması. İkinci çelişki ise faiz oranlarının yükselmesi ve TL’nin değersizleşmesi ile iç talebe dayalı büyüme için önemli olan kredilerin ve özel olarak da inşaat sektörünün riskliliğiydi. Şimdiyse rantlara ve borçlanmaya dayalı ucuz döviz kaynaklarına dayandırılan genişleme dönemleri, bu rant kaynaklarının kurumaya yüz tutmasıyla yerini ekonomik durgunluğa bırakmakta.

İşçi Sınıfı Kendi Kaderini Tayin Etmeli

Bu son derece patlamalı ve istikrardan uzak dönemeçte AKP hükümetinin “orta vadeli programı” temel bir hedefe kitlenmiş görünüyor: 2014 yılı itibarıyla en az 1886 kardeşini “iş kazalarına” kurban vermiş işçi sınıfını, daha az ücretle daha fazla çalıştırmak, esnekleştirmek, güvencesizleştirmek, örgütlülüğünü dağıtmak. Bu nedenle “reform” adı altında özelleştirme; eğitimin, sağlığın ve kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması saldırısına neye mal olursa olsun devam edilecek.

Dolayısıyla 2015’te, ülke düzeyinde etkili, yön gösterici bir sınıf seferberliğinin hayata geçirilebilmesi hiç olmadığı kadar acil bir görev karakteri kazanıyor. Zira yıl içinde kritik bir seçim süreci, ekonomik daralma ve bu süreçle yakından ilişkili olacak bir saldırı dalgası söz konusu. Bu sürece eşlik edecek bir başka etmen ise önümüzdeki dönemlerde daha yığınsal ve militan işçi eylemlerinin yükselme olasılığı. İşçi sınıfını, düzen sınırlarına hapseden, uzlaşmacı ve onu görünmez bir figüran düzeyine indirgeyen örgütlerden ve programlardan bağımsız bir işçi seçeneğini inşa etme göreviyle karşı karşıyayız. Bu seçeneği, “işçi demokrasisi” anlayışını temel alarak, mevcut neoliberal yağma rejiminden kopuş ve bir mücadele programı etrafında şekillendirmek bir zorunluluk.

Özelleştirmeler yoluyla kamu adına üretim ve hizmetleri tasfiye eden, güvencesiz ve esnek çalışma koşullarını dayatan, sağlık ve sosyal güvenliği bir hak olmaktan çıkarıp piyasalaştıran, esnek, uzun, kayıtsız ve kuralsız çalışma biçimleriyle iş cinayetlerinde patlama yaratan, krizin faturasını işçilere çıkaran, işsizlik fonunu dahi işverene sermaye yapmaktan çekinmeyen AKP hükümetinin sermaye yanlısı neoliberal politikalarına karşı birleşmekten başka yol yok!…

Özelleştirmelere son! Özelleştirilmiş tüm işletmeler işçilerin denetimi altında millileştirilsin!

Taşeron çalışmaya hayır! Herkes için güvenceli bir iş!

Kıdem tazminatının tasfiyesine hayır! Tüm çalışanlar için kıdem tazminatı hakkı!

İşten atmalar yasaklansın! Ücretler düşürülmeksizin 6 saat 4 vardiya çalışma!

İşsizlik fonunun işverene sermaye olmasına hayır! Fon tüm çalışanların hizmetine!

“Güvenceli esneklik” bir yalandır! Herkes için güvenceli bir iş ve insanca yaşam ücreti!

Yorumlar kapalıdır.