AK Güvenlik Paketi

44

Şimdiye değin meclisten geçen 16 maddesi üzerine dahi o kadar çok konuşuldu ki, bildiklerimizi tekrarlayıp lafı uzatmayalım. Mevcut değişiklikler ve yoldaki tekliflere bakarak polisin gözaltı uygulamalarına dair keyfiyetinin ciddi biçimde arttırıldığını ve polise karşı kendimizi savunabileceğimiz son yasal dayanakların da elden alınmakta olduğunu görebiliyoruz. Burada bir hatırlatma yapmakta fayda olabilir, Türkiye keyfi gözaltı uygulamalarında paket yokken dahi bir dünya devi olmayı başarmış durumdaydı. Gözaltı sayısındaki rekoru bir yana tutuklu/hükümlü oranındaki makasın -Bakan Bozdağ ne derse desin- AKP iktidarı altında ciddi şekilde açıldığını da görebiliyoruz. Bunun da adaletsizliğin ve polisin keyfiyetinin en somut göstergelerinden biri olduğunu biliyoruz.

Paketin gözaltı yetkileri ile birlikte önemli bir diğer başlığı da protesto ve gösterilere dair. Paket protestolara “kamusal alanı işgal etmeden gerçekleştirilmesi” şartı getiriyor. Bu durum daha önce İşçi Cephesi’nde Barış Sansar’ın yazmış olduğu gibi “Git eylemini evinde yap” denmenin ötesinde bir anlam ifade etmiyor.1 Bugüne değin yasal dayanağı şaibeli olan Taksim, Kadıköy vb eylem yasaklarına yasal zemin hazırlanıyor. En kısa biçimiyle paket sayesinde hükümet her türlü eylemi engellemenin yasal hakkını elinde tutarken eylemcilere yönelik yıldırıcı cezalar verebilme yetkisine de sahip oluyor.

Pakete niçin ihtiyaç duyuluyor?

Böylesine ciddi içerikte bir paketin sadece göz dağı için çıkarılmayacağını biliyoruz. Görülen o ki, Gezi, 17 Aralık, Soma ve Kobane protestolarının ardından hükümet yeni seferberliklerin de yolda olduğunu artık görüyor. Bu seferberlikleri de demokratikleşme yalanları ile durduramayacağını kavramış durumda. Normal zamanlarda herhangi bir hükümet, meclisin böylesine karışmasına sebep olacak ve kendisini zan altında bırakacak bir yasayı geçirme işini -hele ki 400 milletvekili hedefliyorlarsa- seçimlerden sonraya bırakırdı. Görünen o ki AKP her yerinden gaz kaçağı olan sisteme karşı en ufak bir kıvılcımın patlamalara sebep olabileceğini ciddiyetle kavramış durumda. Özgecan cinayetinin hemen ardından yapılan temkinli açıklamalar tehlikenin ne denli farkında olduklarını gösterir nitelikte. Bir yandan metal grevini ucuz atlatmaları, öte yandan Boydak gibi hiç beklemedikleri bir sektörden işçi kalkışması ile karşılaşmaları artık işçi sınıfı tarafından da pabucun pahalı olduğunu hükümete hissettiriyor. Hükümet bir Soma tipi faciayı daha en yakın markete kaçarak atlatamayabilir. Dahası, böylesi bir patlamanın da seçimden önce olmasından öylesine korkuyorlar ki, bu pakete hemen şimdi ihtiyaç duyuyorlar.

AKP’nin tedbiri yalnızca işçi sınıfı ve yoksul Kürtlere yönelik değil. Anlaşılan o ki cemaat ve AKP’den huzursuz kimi burjuva sektörlerinden gelebilecek tepkiler de AKP’yi benzer bir biçimde endişeye sürüklemiş durumda.

Kendi Abdullah’ına bunu yapan

AKP’nin zorlu günlerin kokusunu alıp içeriye ve dışarıya yönelik aldığı bu sert tedbirler, bir Kürt seferberliğine karşı da düşünülmüş durumda. Kürt kitleleri için bu paketin korkunç boyutlarını bu yazı içerisinde uzun uzadıya inceleyemesek de, paketin HDP için de ciddi bir tehdit olduğunu görebiliriz. Normal şartlarda Newroz’a yakın dönem içerisinde genellikle barışın ayak sesleri dillendirilirken, HDP tarafından önce adımlar atılıp ardından müzakereler sürdürülürken, şu anda işler tersine döndü. Şah Fırat operasyonunu Davutoğlu mu yürüttü, Erdoğan mı kurmaydı, Fidan’ın paylaşılamayan istifası gibi tartışmaların yanı sıra durumdan hoşnutsuz Abdullah Gül gibi AKP içinden figürlerin siyaset dışına itilme çabası, kendi içerisine dahi böylesine derin tedbirler alan AKP’nin müzakere sürecine dair de güvenilmezliğini bir kez daha ortaya koydu. Bu durumda, Şah Süleyman operasyonunun PYD ile irtibat halinde yapılması gibi yakınlaşmalar bir yanda dursa da HDP’nin meclis direnişi salt müzakere süreci pazarlığı olmaktan çok, AKP’ye duyulan güvensizliğin kimi biçimlerdeki yansımaları olarak da okunabilir.

O paket sakın sokağımızdan geçmesin!

Evet AKP paketi herhangi bir yerden gelebilecek bir toplumsal kalkışmaya yönelik olarak hayata geçirme derdindedir. Bu durum bir yandan AKP’nin işçi düşmanı politikalarının izdüşümü olurken bir yandan da çözüm sürecine dair samimiyetsizlik ve güvenilmezliğini de bir kez daha ortaya koymaktadır. Ancak tüm bunlara rağmen toplumun patlamaya hazır yapısı ve AKP’nin dahi yek vücut bir blok olarak yaşayamaması da her fırsatta uygulamaya koyacağı bu paketin ilk ciddi patlamada uygulanamaz hale getirilebileceğini gözler önüne seriyor.

[1] 2015 bütçesi ve iç güvenlik pakedi hakkındaki yazı için bkz: http://www.iscicephesi.net/component/content/article/103-politika/2403-2015-butcesi-yahut-ak-saray-yolcusu-kalmasin

Yorumlar kapalıdır.