Troçki: Özgürlüğe adanmış bir yaşam…

Lev Davidoviç Bronstein… Gerçek adı buydu. 1879 yılında bugünkü Ukrayna topraklarında iyi halli bir çiftçi ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesi çocuklarının başarılı bir mühendis ve zengin bir adam olacağını umuyordu ama o kaderini ezilen yığınlarla birleştirmeyi tercih etti. 19 yaşında Marksist saflara katıldı. Üç uzun sürgün yaşayacak (1902-1905, 1907-1917 ve 1927-1940) ama iki büyük devrimin de (1905 ve Ekim 1917) başlıca önderleri arasında yer alacaktı. Lenin ile Londra’da İskra gazetesinin yayımlanmasında beraber çalıştı. İki kez Petrograd Sovyeti başkanlığını üstlenen bu adam aynı zamanda önemli bir gazeteciydi ve Balkan savaşlarını ve 1. Dünya Savaşı’nı eşsiz gözlemleriyle yakından takip etti.

1917 Ekim’inde dünya tarihinde ilk kez işçi sınıfını iktidara taşıyan askeri operasyonları, askeri devrimci konsey başkanı sıfatıyla o yönetmişti. Devrimin zaferinden sonra dış işleri halk komiseri oldu ve 1918 yılında Almanya ile yürütülen barış görüşmelerini ilk işçi hükümeti adına sürdürdü.

Kızıl Ordu’yu kuran ve yöneten de oydu… 5 milyona yakın kadın ve erkekten oluşan bu dünyanın ilk işçi ordusu, iç savaş sırasında onun liderliğinde 14 yabancı ülkenin askerlerinden oluşan bir karşıdevrim ordusunu dizlerinin üzerine çökertecekti. Sinematograf, telgraf sistemleri ve en gözü pek işçi muhafızlarla yüklü bir propaganda makinesine dönüştürülen ünlü zırhlı treni hâlâ dünya burjuvazisinin en korkunç kabuslarından biridir.

Troçki, içgörüleri ve yöntemsel derinliğiyle düşmanlarının bile hayranlığını üstüne çekmiş yaratıcı bir devrimciydi. Lenin ile birlikte dünya emekçilerinin genel kurmayı olarak tasarlanan 3. Enternasyonal’in ilk kurucu metinlerini ve deklarasyonlarını o kaleme almıştı. Lenin’in ölümünden sonra hem Sovyetler Birliği’nde hem de 3. Enternasyonal’deki bürokratikleşmeye ve Stalin önderliğinde sembolize olan politik yozlaşmaya karşı uluslararası mücadeleyi hazırlayan da o oldu.

Orta boylu, siyah kıvırcık saçlı, insanı derinden etkileyen delici mavi bakışlı bu adam, metalik bir sesle ve oldukça hızlı konuşuyordu. Aynı anda hem zekâ hem heyecan hem de zarafet dolu sözleriyle, düşmek üzere olan bir işçi kentinde direnişin kaderini değiştirebilir, devrimi ezmek üzere yola çıkan beyaz birlikleri devrim saflarına kazanabilirdi.

İki evliliğinden dört çocuğu oldu. Bu büyük devrimcinin yazgısını paylaşan bu çocuklar, korkunç sürgün ve açlık koşullarında babalarından önce öleceklerdi. Yaşantısı boyunca tasavvur edilebilecek en muazzam zaferlere de, en korkunç yenilgilere de tanıklık etti. Gelin görün ki, hiçbirine de gereğinden fazla bağlanmadı. Troçki kişisel yazgısının açık bir biçimde uluslararası ölçekte mücadele eden işçi sınıfının zafer ve yenilgilerine bağlı olduğuna inananlardandı. Yakınmak yerine dünyayı değiştirme hayalinin peşinden gitti.

Troçki, gerçek bir eylem adamıydı ama eylemleri zengin bir teori ve yöntemsel derinlikle iç içeydi. 1905 devriminin dersleri ışığında “Sürekli Devrim Teorisini” geliştirdiğinde daha 26 yaşındaydı. Bu teori, Rusya’da zayıf ve kapasitesiz bir burjuvazinin altını çiziyor, yarı feodal Çarlığın gericiliğine karşı, demokratik görevlerin, kaçınılmaz bir şekilde işçi sınıfının ve ezilen bağlaşıklarının önderliğinde çözüme kavuşturulabileceğini vurguluyordu.

Hitler’in yükselişini ve faşizmin insanlığa ödeteceği bedelleri, Holokost’u, daha büyük savaş patlamadan önce öngörmüş; Rusya’daki Stalinist rejimin, işçi sınıfının seferberlikleri ve örgütleri yoluyla, işçi demokrasisine dayalı bir sosyalizme yönelmemesi halinde, kapitalizmin restore edilmesiyle sonuçlanacak bir geçiş devleti olduğuna işaret etmişti…

Yine de kendisine sorsaydınız, sıradan bir ölümlünün başını döndürebilecek bunca başarının içinde en büyük eserinin, ölümünden kısa bir süre önce kuruluşuna güç verdiği Dördüncü Enternasyonal olduğunu söylerdi size.

Oldukça zayıf güçlerce kurulan bu örgüt bir yandan Stalinist yozlaşmanın, diğer yandan faşizmin yükselişi karşısında devrimci Marksizmin yegane mevzisiydi. Bu örgüt sayesinde devrimci Marksist akımlar, kendi ulusal sınırlılıklarını aşabildi, Stalinist yozlaşma dışında bir Marksizm yaşam şansına kavuştu.

Kuruluşunu takip eden yıllarda, başta Troçki olmak üzere neredeyse bütün tarihsel liderleri katledilen bu örgüt defalarca parçalandı, tahrip oldu ama yine de dev çokuluslu şirketlerin devrilmesini ve ancak dünya ölçeğinde gerçekleşebilecek olan sosyalizmin inşasını mümkün kılacak strateji ve taktikleri geliştirmeye odaklı yegane dünya örgütü olmayı sürdürdü.

Vasiyetinde, insanlığın özgür komünist geleceğine bugün ilk gençliğinden daha fazla inandığını söyleyen bu adam, 20 Ağustos 1940 tarihinde Stalinist bürokrasi tarafından inceden inceye hesaplanmış bir siyasi suikastın kurbanı olarak ölmeden önce gelecek kuşaklara şu mesajı veriyordu: Lütfen bizim çocuklara söyleyin… Zaferimizden eminim… Dördüncü Enternasyonal… İleri…

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.