Sendikal birlik: Evet, ama nasıl?

Gazetemizin bu sayısında Türk Metal ve Birleşik Metal-İş sendikaları arasında imzalanan, aralarındaki “rekabete son vermeye” yönelik anlaşmaya ilişkin bir değerlendirme okuyacaksınız. Bu anlaşma ilk bakışta bu iki önemli sendika arasında patronlara ve hükümete karşı yapılmış bir ittifak görünümü arz etmekte. Ama ben burada işçi sınıfının mücadele birliğinin gerçekte nasıl olması gerektiği konusuna değinmek istiyorum.

Bir kere işçi ve emekçi örgütleri arasındaki dayanışma ve birliktelikler mücadeleye ilişkin olmalıdır. Yani örneğin, “toplu sözleşmeler sırasında işbirliği yapmak”, karşılıklı danışma ve hukuki dayanışmanın ötesinde, TİS’in içeriğini tarafların tüm üyelerinin ortak katılımıyla oluşturmak, karar verilen taslak üzerinden patronların karşısında birlikte ısrar etmek, görüşmelerin sonuçlarını işçilerin onayına birlikte sunmak ve nihayet zamanı geldiğinde birlikte direnişe ve greve çıkabilmektir.

Yani amaç hukuki bir dayanışma değil, eylem birliği olmalıdır.

Öte yandan, başta sendikalar olmak üzere tüm işçi örgütleri arasındaki anlaşmalar elbette o örgütlerin yönetimleri arasında gerçekleştirilir. Ama bu, yönetimlerin tabanlarından bağımsız anlaşmalara girmelerini getirmemelidir. Eylem birlikleri ve dayanışmalar esas olarak işçi sınıfının mücadele birliğini sağlamaya yönelik olmalıdır. Dolayısıyla her şeyden önce tabanda birlikteliğe hizmet etmelidir. Örneğin, Türk Metal ve Birleşik Metal-İş arasındaki anlaşmayı üye işçiler ancak basından öğrenebilmişlerdir. Oysa bu her iki sendika birlikte veya en azından kendi içlerinde işçi ve temsilci meclisleri toplamalı ve eylem birliğinin zorunluluğunu ve koşullarını tüm üyelerin katılımıyla tartışmalı ve oluşturmalıydı.

Bu yapılmadığı sürece, sadece yönetimlerin imzaladığı bir anlaşma işçileri dışlayan bürokratik ve denetim dışı bir ittifaka dönüşür ve neticede sınıf mücadelesinin aleyhine işlemeye başlar.

İşçi sınıfı arasında çok değişik ideolojik ve politik akımların bulunduğu bir gerçektir. Ama aynı işçiler, patronların ve patron hükümetlerinin saldırıları karşısında kolayca birleşebilmektedir. Bilinçlerinde ileriye doğru sıçramalar gerçekleşir. Bu anlamda, işçi örgütleri arasındaki mücadelede birlik ve dayanışma son derece önemli ve yararlıdır. Ama işte bu birlik ve dayanışmayı, sadece üst yönetimler arası bir anlaşma olmaktan çıkarıp tabanda örgütleyebilmeliyiz.

Farklı veya aynı sendikalara bağlı olsalar da, hatta sendikasız bile olsalar, farklı işyerlerinden resmen veya fiilen seçilmiş temsilcilerin ve ileri işçilerin kendi bölgelerinde ortak dayanışma ve mücadele komiteleri ve meclisleri kurmaları, birliğin gerçek temelini oluşturacaktır.

Örneğin, direnişteki İzmit TÜPRAŞ işçilerinin Aliağa’daki kardeşlerine destek ve birliktelik ziyareti veya PETKİM işçilerinin “PETKİM TÜPRAŞ İşçisi, Direnişin Simgesi” yazılı pankart taşıyan işçiler, “Birleşe birleşe kazanacağız” ve “TÜPRAŞ işçisi yalnız değildir” şeklinde sloganlar atarak TÜPRAŞ işçilerine destek vermeleri çok olumlu örneklerdir.

Ama bu tip dayanışmaların ziyaretlerle sınırlı kalmayıp kalıcı birlikteliklere dönüşmesi gerekir. Bununla, sendika yönetimlerine paralel yapılar kurulmalıdır demek istemiyoruz. Önemli olan sendikaların tabanındaki işçilerin sendikal birliktelikleri güçlendirmeleri ve yaygınlaştırmalarıdır.

Ama elbette taban komiteleri aynı zamanda anlaşmaların işçiler karşısında kurulan bir bürokratik ittifaka dönüşmesini engelleyecek en önemli denetim organları olacaktır. Sendikalarda ve sınıf mücadelesinde işçi demokrasisi de zaten bunu gerektirir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.