Metal patronlarını ezmek ve işçi düşmanı 2020 bütçesinden kurtulmak için: Dayanışma, birlik ve mücadele!

Gazete Nisan’ın bir önceki sayısında metal sektöründeki toplu sözleşme sürecini, Türk Metal ve Birleşik Metal-İş sendikalarının verdikleri farklı teklifleri, zorlukları ve olanakları işlemiştik. Metal patronlarının örgütü MESS ve işçi sendikaları arasındaki ilk görüşmeler 6 Ekim ve 22 Ekim günlerinde gerçekleşti.

Metal patronları ve işçi sendikaları arasındaki temel tartışma her ne kadar zamlar olarak yansıtılsa da, bundan daha önemli olan kimi başka gündemler de var. Kamuda yapılan kötü toplu sözleşmeler ve Tüpraş’ta yüzde 6’lık zammın kabullenilmesi metal patronlarının yüzünde güller açtırdı.

Zam, sözleşmenin önemli kısımlarından birini oluştururken, metal patronlarının en büyük arzusu toplu sözleşme süresini iki yılda birden üç yılda bire çekmek. Patronun beklentisi basit. Toplu sözleşmelerde ilk alınan zam esas zamdır. Takip eden altı ay-bir yılın zamları ise genellikle enflasyon oranında ve sembolik olur. Böylece metal patronları sözleşme sürelerini iki yıldan üç yıla çekerek, her altı senede üç zam yapmak yerine iki zam yapmayı hedefliyorlar. Enflasyonun yüksek seyredeceği önümüzdeki süreçte alınan sembolik (yüzde 5-6) zamlar da enflasyon karşısında eriyerek patrona daha fazla kâr olarak geri dönecek.

Patronlar tabii ki bunlarla yetinmiyor. Dünyada en az tatil yapıp en az hastalık raporu kullanan ülkelerden biri olmamıza rağmen metal patronları hastalık raporlarından şikâyetçi! Patronun teklifi şu: Sağlık raporu alan işçilerden kesilen ödenek mesaideki işçilere dağıtılsın. Çok uzaktan bakınca patronun bundan bir çıkarı yokmuş gibi görünse de kazın ayağı öyle değil. Patron, rahatsızlığı nedeniyle rapor kullanmış işçilerle, devamsızlık yapmadan çalışan işçiler arasında bir performans karşılaştırması yaparak, işçileri daha az rapor almaya, yani hastayken bile çalışmaya teşvik ediyor.

Metal sektöründe toplu sözleşme döneminin karşılıklı pazarlıklar ve güçlerin sınanmasıyla Ocak ayına kadar uzadığını ve sınıf mücadelesinde daha örgütlü ve direngen olanın daha fazla kazanımla süreci tamamladığını biliyoruz.

Metal işçisinin sektördeki sendikaları birleşmeye zorlayarak, ortak bir mücadele içerisinde kazanabileceklerini biliyoruz. Dahası da var. Metal sektöründeki toplu sözleşme süreci yalnızca 186 işyerindeki yaklaşık 130 bin işçi kardeşimizi ve ailelerini değil hepimizi ilgilendiriyor.

Metal TİS sürecinin sonucu, hepimiz için belirleyici olacak!

Türkiye’nin en direngen ve örgütlü sektörlerinin başında gelen metal sektöründe işçiler TİS’ten hangi sonuçla ayrılırlarsa hepimizin çalışma koşulları bu süreçten o doğrultuda etkileniyor. Metal işçileri direnip kazanınca hepimizin çalışma koşullarında düzelmeler yaşanıyor, aldıkları her yenilgiyse kumaşa dökülen bir mürekkep gibi sınıfın geniş bir kesimine yayılıyor.

Metal patronlarının sözleşmeyi iki yıldan üç yıla çekme isteği şimdi hepimizin başına bela oluyor. Metal işçilerinin beklenenin altında bir zamma razı olması, asgari ücrete yapılacak zammı olumsuz şekilde etkiliyor. Metal işçisi sosyal haklarında, fazla mesailerinde, kısacası işçiyi ilgilendiren herhangi bir hususta ufacık bir kayıp verdiğinde sadece özel sektörde değil, memurların çalışma koşullarında dahi olumsuzluklar kartopu gibi büyüyor.

Metal işçisini bekleyen patron yanlısı sözleşme, işçilere yönelik yapılan bütünlüklü saldırının yalnızca bir kısmı. Hükümet ve patronlar el ele verip krizin tüm yükünü işçilerin sırtına yüklemeyi hedefliyor.

2020 bütçesi, emekçilere dönük yeni saldırıların habercisi!

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının 18 Ekim günü 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi de saldırının bir başka kısmını temsil ediyor. Devletin gelir ve giderini planlandığı bütçe kanunu her zaman biz işçi ve emekçileri yakından ilgilendiren bir husus olmuştur. Ancak içinden geçtiğimiz süreçte durum biraz daha fazla önem arz ediyor.

Hükümet 2019 yılında vergi gelirlerinden 757 milyar TL beklerken şimdiye değin ancak 485,3 milyar TL toplanabildi. Nihayetinde 2019 vergi geliri hedefinin yüzde 20 gerisinde kalınacak gibi görünüyor. Vergi zamları ile günü kurtarmaya çalışan hükümet ise bu durumun acısını 2020 yılında çıkarmak niyetinde.

2020 yılında bütçe giderinin 1 trilyon 96 milyar TL olacağı söylenirken, gelirin ise yaklaşık 942 milyon TL olması bekleniyor. Bu hedefin tutturulabilmesi için de 2020’de gelir vergimizi yüzde 11, ÖTV’yi ise yüzde 21 daha fazla ödeyeceğimizi söylüyorlar! Bu da önümüzdeki yıl iğneden ipliğe her şeye zam geleceği anlamına geliyor.

Patronların doğru dürüst vergi ödemediğini, üstüne üstlük bütçe kaynaklarından kolayca nemalandıklarını biliyoruz. Sonuç olarak, bütçenin yüzde ikisini kapsayan mülkiyet vergisi, kamu bankaları gelirleri vb. saymazsak biz işçi ve emekçilerden 2020 yılında devlet gelirlerinin neredeyse yüzde 90’ını tek başımıza ödememiz isteniyor! Bunu yaparken de maaşlarımıza düşük zamlar yapmayı, KDV ve ÖTV’yi artırmayı ve tüm birikimi patronlar için kullanmayı hedefliyorlar. Hem de en zengin patronların birkaçının mal varlığı hepimizin toplam mal varlığına eşitken…

Metal işçisinin toplu iş sözleşmesi süreci ve 2020 bütçesi, patronların saldırı planının iki ayrı yüzü. Hükümet 2021’i görebilmek için faize, sigara ve alkol tüketimine ve maaşlarımızın düşük seyretmesine bel bağlıyor!

Metal işçileri daha önce direnerek sendikalar ve toplu iş sözleşmesi yasalarındaki olumsuz değişiklik girişimlerini engelleyebilmişlerdi, Devlet Güvenlik Mahkemesi Yasası’nı ezmişler ve sınıf mücadelesinin önündeki büyük bir engeli alt etmişlerdi. Aynı işçiler, 1991 yılında Körfez Savaşı devam etmekteyken bürokrasiye büyük bir basınç uygulayıp sektördeki her üç sendikanın ortak mücadele etmesini sağlamışlardı. Böylelikle oldukça yüksek bir zam ve daha insanca çalışma koşullarını elde edebilmişlerdi.

Bugün krizin faturasını krizi yaratana ödetmek için, önce metal işçilerinin direnişini sahiplenmeli, sonrasında da patronların kriz fırsatçılığına karşı mücadele halindeki tüm sektörleri bir araya getirmeliyiz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.