Yeni Ekonomi Programı: Hayaller ve gerçekler

Geçen yıl açıklanan “Yeni Ekonomi Programı” (YEP) tarihe karışmış olacak ki, bakan Albayrak aynı isimle 2020-2022 dönemini kapsayan bir program daha açıkladı. İsmi “Orta Vadeli” de olsa her yıl yeniden oluşturulmaya ihtiyaç duyulan bu program, içinde bulunduğumuz iktisadi sistemin öngörüsüzlük içinde nasıl plansız ilerlediğini ve ekonominin dümeninde olanların acizlik içinde olduklarını bir kez daha kanıtlamış oluyor.

Daha önce açıklanan YEP’lerdeki hedeflerin bugüne kadar tutmamış olduklarını biliyoruz. Yeni programdaki öngörülerin de gerçekleşmeyeceğini ekonomi yönetimine ve dünya ekonomisinin gidişatına bakarak net bir şekilde söyleyebiliriz. Geçen yıl ile karşılaştırılınca bu yılki programda 2019 yılının tamamı için işsizlikte, dolar kurunda ve bütçe açığında artış öngörülürken; büyümede, kişi başı gelirde ve enflasyonda düşüş olacağı belirtiliyor. Öyle görülüyor ki, giderek artan bütçe açığı, vergilerin topyekûn artmasına da yol açacak.

Bakan Albayrak “Eğer ekonomide güçlü olmayı amaçlıyorsak enflasyonu yüzde 5’in altına indirmek bizim temel hedefimiz olmayı sürdürecek. Bundan sonraki hedefimiz enflasyon olacak,” dedi. Enflasyon hedefini ise 2020-2021-2022 yılları için sırasıyla %8,5, %6 ve %4,9 olarak açıkladı. Büyümede ise hedef yine aynı yıllar için sırasıyla %5-%5-%5. Fakat programda bu enflasyon ve büyüme hedeflerine nasıl ulaşılacağı açık değil. Ayrıca Türkiye’deki işsizliğin sabit kalması için büyümenin %5’te tutulması gerekir. Dolayısıyla beklentilerden işsizliğin azalmayacağı sonucunu çıkartabiliriz. İşsizliğin azalması için de %7 ve üzerinde büyüme gerekiyor. Tüm hedefler genel itibari ile belirli temenniler ve hayaller üzerine kurulu. Bu hayaller ise her yıl gerçeklere çarparak yok oluyor.

Asıl sorun sistem

Türkiye’nin büyüme modeli her zaman için cari açığa ve enflasyona ihtiyaç duymaktadır. Buna rağmen ekonomi küçülürken de enflasyonla, hayat pahalılığıyla boğuşuyoruz. TÜİK’in %9 enflasyon gibi baz etkisine dayalı anlamsız istatistik verileri artık kimseye inandırıcı gelmiyor. Elektrik, doğalgaz ve birçok vergiye yılbaşına kadar zam geleceği gibi, yılbaşında da yeni bir zam dalgası ile karşılaşacağımızı biliyoruz. İşçilerin paralarıyla oluşturulan BES ve işsizlik fonunda biriken paralarla bankaların açıklarını kapatmaya çalışan bir iktisadi yapının sürdürülebilir olması olanaksız. Bununla birlikte ücretlere yapılan ve yapılacak olan zamlar gerçek enflasyonun çok altında. İşte bu, tam da IMF’nin istediği gidişat. YEP aslında IMF’siz bir IMF programı öngörüyor: Krizin faturasını emekçilere ödetmek!

İnşaat merkezli ve düşük faizli bol kredi mekanizmasıyla yürüyen ekonomi dönemi 2018 Ağustos ayında sona erdi. Hükümet ise aynı sistemi tüm olanaksızlıklarına rağmen sürdürmek istiyor. Programda çözülmesi hedeflenen her iktisadi sorun defalarca söylediğimiz gibi ancak emperyalizmden bağımsızlaşarak çözülebilir. Bu kopuş ise kapitalizmin ilgasıyla paralel bir şekilde üretimde merkezi işçi denetimi, dış ticarette devlet tekeli, iç-dış tüm borçların reddi ve finansın kamusal olarak merkezileştirilmesi gibi iktisadi ve toplumsal yapının yeniden örgütlenmesine dayalıdır. Bunların olmadığı sözde bir emperyalizm düşmanlığı sadece bir yalandır.

Ortada gerçek anlamda bir program yok, sadece hayaller ve temenniler var. On yedi yıldır ülkede uyguladıkları modelin çökmesinin sonucu ekonomide alelacele bir şeyler yapıyormuş gibi görünmenin telaşı içindeler. Ama bildikleri bir şey var: Ekonominin tıkanmışlığını IMF’siz de olsa bir IMF programıyla aşmaya çalışmak. YEP’in IMF’nin son raporlarıyla uyumlu olmasının sebebi bu. Hedefler ise vergiyi tabana yayarak hayat pahalılığını artırma, işgücünün esnekleştirilmesi, kıdem tazminatının fona devredilerek emeklilik sisteminin olabildiğince özelleştirilmesi, ücretlere yapılan zamların gerçekleşen değil beklenen hayali enflasyona göre yapılması vb. Görüldüğü üzere hükümetin ekonomi için gerçek bir programı yok; var olan, hayallerle ve yalanlarla bezeli, emekçiler üzerine bir saldırı programıdır. Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya kadar yayılmakta olan seferberliklerin bize gösterdiği gibi, işçi sınıfının kendi kaderini eline almasından ve kendi kurtuluş programı etrafında bir araya gelmesinden başka çıkış yolu yok.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.