Herkese iş bulmak mı? O da ne?

Durum felaket… Devletin açıkladığı rakamlara göre son bir yıl içinde işsizler ordusuna 1 milyon kişi daha katılmış ve toplam işsiz sayısı 4 milyon 650 bin olmuş.

Ama sendikalar bu rakamın gerçekçi olmadığını, gerçek işsiz sayısının 8 milyona yaklaştığını belirtiyorlar. Böylece dar tanımlı işsizlik yüzde 11,3’ten yüzde 14,2’ye, geniş tanımlı işsizlik ise yüzde 20,6’ya yükselmiş oldu. Çalışamayacak yaştakileri hesaba katmazsak neredeyse her üç kişiden biri işsiz.

Bu felaket durumu AKP’li Cumhurbaşkanı “Çalışma çağına gelen hemen her kadın ve erkek vatandaşımız iş arıyor. [İşsizlikte artışın] sebebi bizim istihdam oluşturamamamız değil. Mesele işgücüne katılım oranının eskisine göre fevkalade yükselmiş olmasıdır” diye açıklıyor.

Tam evlere şenlik bir gerekçe: Çok işsiz var çünkü insanlar çalışmak istiyor. Peki, ne yapsınlar? Sizi memnun etmek için evlerinde oturup çoluk çocuk açlıktan mı ölsünler? İnsanlar neden ailece intihar ediyor sanıyorlar?

Kapitalist ekonominin karakteri bu: İşsizler ordusu yaratmak zorundadır, çünkü emek gücü fiyatlarını (yani ücretleri) düşük tutmak ister. Ve bugün olduğu gibi her ekonomik krizde işsizler ordusu tümen tümen artar, emekçiler daha da yoksullaşır.

İşgücüne katılım fevkalade artmış… Artacak elbette, çocuklar büyüyor, çalışacak yaşa geliyorlar. Bugün her üç gençten biri işsiz. Kriz nedeniyle ailede erkekler işsiz kalıyor, kadınlar da iş aramaya başlıyor; arayacaklar tabii, mutfakta taş mı kaynatsınlar? Ama bugün tarım dışı genç kadın işsizliğinde rekor var: yüzde 42,6.

Devlet nüfus artış oranlarını, ülkede kaç yaşında kaç çocuğun ve kadın-erkek kaç gencin olduğunu bilmiyor mu? Çalışma hakkı en insani hak, üstelik anayasal bir hak ve devlet insanların bu hakka kavuşabilmesi için gerekli girişimleri yapmakla yükümlü. Neden devlet ülkedeki insanlara yeterli zamanda, yeterli iş sahası yaratacak bir ekonomik planlama yapmıyor?

İşsizliği sadece bugünkü durumunda tutabilmek için ülkenin her yıl yüzde 5 düzeyinde büyümesi gerekiyor. Hem de yeni sanayi ve hizmet yatırımlarıyla. Bu da ciddi bir planlama gerektiriyor.

Bu hükümet bunu yapmıyor, çünkü bu hükümet özelleştirmeci, serbest piyasacı. Üstelik bütün derdi çevresindeki bir avuç yandaşa, bir avuç holdinge para kazandırmak. Tabii en önemlisi, ülke ekonomisi emperyalizme bağımlı. RTE bir yandan Amerika’ya kafa tutar gibi görünüyor, bir yandan da son Washington gezisinde Amerikalı para babalarından gelip burada yatırım yapmaları ricasında bulunuyor. İşte bağımlı kapitalist ekonominin fıtratı bu: dışa bağımlılık ve milyonlarca işsiz emekçi, milyonlarca yoksul ve aç insan.

Oysa işsizliğin çözümü var. İki aşamalı bir çözüm: İlk elde işten çıkarmaların yasaklanması ve derhal günlük çalışma süresinin ücretlerde kısıntı olmaksızın 6 saate indirilerek, tüm işyerlerinde ek vardiyaların oluşturulmasını zorunlu hale getirerek buralara işsizlerin yerleştirilmesi. İkinci aşama ise planlı bir ekonomik politikanın hayata geçirilmesi. Herkese iş alanı açacak devlet yatırımlarının yapılması. Büyük sanayi kuruluşlarının devlet tekelinde ve merkezi plan dahilinde işletilmesi. Tüm özel bankaların millileştirilerek tek devlet bankası altında toplanması. Kapitalistlerin sorumlu olduğu dış borcun ödenmeyip, kaynakların halkın refahı doğrultusunda planlı bir şekilde kullanılması.

Bunları bu hükümetten beklemek abes. Bizim işçilerin ve emekçilerin söz sahibi olduğu bir hükümete ihtiyacımız var.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.