Covid-19 ile savaşan bir acil hekimiyle söyleşi

Söyleşi: Elif Duru, Sedat Durel

Covid-19 salgının Türkiye’ye sıçramasının ardından bakanlık, testlerinin yapılabileceği ve salgına karşı merkez üssü ilan edilen hastanelerin listesini yayınlamıştı. Bu hastanelerden birinin acil bölümünde salgınla mücadele veren hekimlerden biri ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

“Hastalığın tam tedavisi aşı”

Merhabalar, vakit ayırdığın için çok teşekkürler. Öncelikle hastalık nasıl tedavi edilir, salgının sonlanması için neler gereklidir soruları ile başlayalım mı?

Öncelikle yaygın kanının aksine hastalığın mortalitesi (ölüm oranı) yüksek bir hastalık olduğunu kabul etmemiz gerekir. Dünyadaki aşı karşıtı kimselere rağmen bu durumda hastalığın kesin tedavisi aşı gibi gözüküyor diyebilirim. Bireylerin hastalanıp daha sonra tedavi edilmesini beklemek mantıklı değil. Mesela kuduz ve tetanosta da böyleydi. Dolayısıyla bu hastalık oluşmadan önlenmeli, bu da aşı demek oluyor.

Şimdi bu aşının bulunması için umut verici bilgilere de sahibiz. Öncelikle virüs çalışmaları sıfırdan başlamadı. Bu pandeminin ortaya çıkabileceği yıllardır biliniyordu. Daha fakültedeyken bize koronavirüs veya influenza 2 pandemiye aday olarak öğretilirdi ki korona SARS ve MERS epidemileri halihazırda yaşanmıştı. İnfluenza da domuz ve kuş gribi epidemilerini yapmıştı. Yeni pandeminin buradan çıkacağı biliniyordu. En sonunda Çin SARS’tan sonra virüsün moleküler yapısını bütün dünyaya açıkladı. Dolayısıyla virüsün araştırmaya açılması sayesinde genetik materyali %80-90 aynı olan Covid-19 için de aşı çalışmaları öncesinden hızlanmış oldu. Şu an 25 kadar kuruluş aşı için uğraştığını söylüyor. Direkt olarak virüsün genetik materyalinden aşı üretmek üzere çalışmalar sürüyor. Tabii bu daha önce denenmemiş bir yöntem. Sonuç için aşı çıkaran firmalar 12-18 ay gibi bir süre veriyor.

Bu senaryoya göre hastalığın tam olarak tedavi edilebilmesi için 18 ay kadar zamanımız var. Peki önümüzdeki 18 ayda Türkiye’de neler olur?

Sağlık bakanının şu ana dek çok iyi bir sınav verdiğine dair sıkıntılı bir algı var ki bu görüş hekimler arasında da var. Şu an virüsle ilgili bir çizelge çizmeye çalışsak platonun en altındayız. Bu her şeyin başında olduğumuz anlamına geliyor. Sıfırda şu an ince bir plato çekiliyor ve daha virüs pike [en etkili anına] ulaşmış değil. İlk kuluçka süresinin tamamlanması sonrası bir pik yaşanacak. Ve şu an başarılı gibi gözüken tablo birkaç gün sonra sonlanacak. Bir hafta sonrasında bayağı kötü bir durumda olacağımızı düşünüyorum. Burada şöyle bir sıkıntı da var, pandeminin tedavisine minimum 180 gün var dedik. Hızlı bir şekilde durdurmamız pek mümkün değil fakat olabildiğince sınırlandırmamız lazım. Böyle yaklaşmayan kişiler “virüs insanlarımıza bulaşacak, bir miktar insan ölecek ve bu arada tedaviyi bekleyeceğiz” demiş oluyorlar.

“Acilleri bu kadar şişirirsek hastalık hastanelerden yayılır”

Bu süreçte sağlık çalışanlarının vaziyeti nasıl? Sizi neler bekliyor?

Bakanlık insanlar hastalanırken kaynak yönetimi adına sağlık personelini olabildiğince korumak zorunda. Çünkü o insanlar çok yüksek oranda enfekte olacaklar ama sağlık çalışanlarının olabildiğince geç enfekte olması lazım. Çünkü enfekte olanlara da biz hizmet vereceğiz. Ancak bakanlık koruyucu sağlık ekipmanlarını ellerinde olmadığı gerekçesiyle yeterli şekilde dağıtmıyor. N95 maske artık reçeteyle verilecek ve biz kendimiz bile alamayacağız. Şu an hekimler kendi maskelerini nasıl üreteceklerini düşünüyorlar. Su altı maskesi alıp DIY [kendin yap] gibi şeyler üretmeye çalışıyorlar. Yani ne kadar efektif olduğunu bilmedikleri şeylere güvenip çalışacaklar gibi gözüküyor. Bence bu noktada yapılması gereken şey çok karmaşık değil. Türkiye’de bu maskeleri-malzemeleri üreten firma var diye biliyorum. Bu fabrikalara el konulması lazım ve ne kadar hijyen malzemesi ayrıntılı ayrıntısız varsa (alkol hatta kolonya bile olabilir) burada planlı şekilde üretilerek sağlık çalışanlarına ve halka ulaştırılmalı. Pazar ekonomisine bırakılacak bir şey değil bu. Maskeye talep olsun, o talebe göre fiyatlar yükselsin gibi klasik kapitalist saçmalıkla kaybedecek vaktimiz yok bu aşamada.

Aynı zamanda şöyle bir durum da var: Hastalık %10 kadar yoğun bakım indikasyonu oluşturuyor. Bu demek olur ki yoğun bakımların sayısı yetmeyecek, özel yoğun bakımlar da dahil olmak üzere. İyimser kanı, yoğun bakıma ihtiyaç olunca özel hastanelerin hasta kabul etmek zorunda kalacağı yönünde. Ancak işin içinden biri olarak söyleyeyim, özellerin yoğun bakım yataklarına özellikle para için entübe hasta [Solunum cihazına bağlanmış hasta. Bu tip hastalar özel hastaneler için daha kârlı müşteriler oluyor] istemeleri gibi bir kavram var. Bu hastaların kendisine gönderilmesini istiyorlar, herkesin değil. Böyle hareket edersek hastaları taşırken de hastalığın yayılmasına sebep oluruz, bunu engellemek için yeterli ekipmanımız yok. Ventilatör olmayınca, balon valv maske çok tehlikeli bir yöntem oluyor. Standart transport ventilatörünün filtresi direkt yayıyor hastalığı. Bu hastaların olabildiğince -özellikle yoğun bakım koşullarında- entübe olması gerekiyor. İzolasyon sağlandıktan sonra hareket ettirilmemeleri gerekiyor.

Bunların tamamı ancak planlama ile yapılabilir. Bunun için şu andan itibaren en acil yapılması gereken bütün sağlık kurumlarının kamulaştırılmasıdır, sağlıkta işçi denetimidir. Çünkü ileriki dönemde her hastane yatağına ve her yoğun bakım yatağına ihtiyacımız olacak. Şu anda servis izni gerekecek hastalar için servis sevkleri kabul edilmiyor. Eğer vatandaşlar özel hastaneye sevk edilirse bu ücret karşılanamayacak ve devlette de yer olmayacağı için aciller şişecek. Ve acilleri bu kadar enfektif virüs ortadayken şişirirsek oraları Petri kabı olur [hızla yayılır].

Sağlık çalışanlarına düzenli testler uygulanıyor mu? Sizin hem çalışma koşullarınıza ilişkin hem de hastalığın yayılmaması için dillendirdiğiniz talepler ne?

Şu an Sağlık Bakanlığı kendi personelinin sağlık durumu ile ilgili test yapmıyor. Bunda iki sıkıntı var. Bir, ellerinde olan insanlardan kaçının enfekte olduğunu bilemeyecekler. Bu durum krize döndüğünde ve personel sayısı yetersiz kaldığında başka branşlardan hekimleri çekmeye çalışacaklar. Bunu önceden önleyebilmek için hangi servislerde zaaf var, hangi koruma önlemleri alınmıyor, kimler hastalanıyor vb. bunların kaydını tutmalı, geri bildirimler vermeliyiz. Aslında basit bir yöntem var, kuluçka süresinde testler yapılıp bir enfekte durum varsa karantina altına alınmamız gerekiyor.

Diyelim ki şu anda alınan tedbirler işe yaradı –ki yeterli olduğunu hiç düşünmüyorum-, toplumdaki insanlar bilinçli olarak gelip dışarıdan aldığımız bir iki firenin hepsini hastanelere yerleştirdiler diyelim. Burada ikinci sıkıntı başlıyor; sağlık çalışanlarının şu anki koşullarına bakınca en iyi ihtimalde dahi pandemi buradan patlayacak demek oluyor. Yani merkezi orası. Burada topluma taşıyacak olanlar da sağlık çalışanları. Önlem olarak şöyle bir şey de yapılabilir. Sağlık çalışanlarını toplumdan biraz daha izole edip, hastane çevresinde düzgün yaşama koşullarında ailesiyle birlikte yerleştirilebilirler ancak şu an böyle bir şey de yapılmıyor. Bildiğim kadarıyla böyle bir tedbirin (sağlık çalışanlarını hizmet verdikleri yerler çevresine yerleştirme, yakınlarını yerleştirme, kreşler kurma vs.) benzerini şu zamana kadar yalnızca Fransa almış.

“Kapitalistçe düşünürsek Kara Veba Avrupa’sına döneriz”

Bu noktaya biraz ara verelim. Halk sağlığı için medikal tedbirler dışında neler yapılmalı?

Bu süreçte özellikle vurgulanması gereken, bizim ihtiyacımız olacak sağlık, gıda, hijyen, su gibi temel insani ihtiyaçların belirlenip, bunların dağıtımı için planlı üretim ve kamulaştırmadır. Virüsün bilimsel durumu bir yana, politik olarak yapılması gereken bu. Kaybedilen her vakit ceset sayısı olarak geri gelecektir.

Bir de evsiz popülasyon var. Konut probleminin de çözülmesi lazım. Özellikle toplu olan yurt, huzurevi gibi yerlerde bulaş fazla olacağından burada olabildiğince iyi yaşam koşullarının sağlandığı ama tek tek izole odaların da olduğu binalara (şu an yapılmış fakat içinde kimsenin yaşamadığı) yerleştirmek gerekli. Normalde önerdiğimiz o konut sorunu prensibini aynı şekilde altını çizerek önermemiz lazım.

Bu yoksulluğun en uç örneklerinin bile toplumsal bir sorun olduğunu, bunun hepimizi ilgilendirdiğini göstermesi açısından önemli bir konu. Yoksulluk kişilerin kendi hatasıymış gibi yaklaşan burjuva öğretileri şimdi sorun halk sağlığı olduğunda sus pus kalıyorlar.

Kesinlikle öyle. Halk sağlığı açsısından yanıldıkları şimdi görüldü, ama dahası da var. Şimdiden sonra yoksullar ölsün, sorun bitsin diyecek bir kesim çıkarsa yine yanılırlar. Böyle bir hastalık da değil bu. Diyelim yoksullar öldü; virüs çevreye ne kadar yayılacak, ölü vücudunda ne kadar duruyor? Sırf böyle düşünüldüğü için Kara Veba Avrupa’sına bile dönebiliriz.

“Kapitalizm bu afetlerle mücadele edebilecek bir sistem değil. Giderler zenginlere yüklenmeli”

Kişisel tedbirlere gelmeden önce aşı sorununa geri dönmek istiyorum. Daha önceki sohbetimizde aşı konusunda yapılan çalışmaların geçmişe dayandığını ama kârlı olmadığı için yarım kaldığını söylemiştin. Az önce de bu salgının beklenen bir salgın olduğunu ifade ettin. Sınıflı toplumun uzlaşmaz bir düşmanı olarak bu anlattıklarını nasıl birleştirebilirsin?

Olay şöyle ilerliyor. Koronavirüs ilk önce SARS şeklinde solunum zorluğu sendromu oluşturuyor. Bu epidemi bir salgın yaratıyor. Aşı çalışmalarına başlanıyor ve bu sırada epidemi salgın kendini sınırlandırıp ortadan kayboluyor ve aşı çalışmaları sonlanıyor. Bunun yeni bir epidemi veya pandemi yapacağı biliniyor fakat o an yapmadığı için çalışmayı sürdürmek kârlı bulunmuyor. Sonrasında MERS çıktığında tekrar aşı çalışmaları ikinci tur devam ediyor ve aynı mantıkla tekrar duruyor. Şu an o aşı çalışmaları üçüncü aşamada. Bu aşama da yalnızca kârlı olduğu sürece devam edecek, daha öldürücüler için de onlar çıkana kadar tekrar durmuş olur muhtemelen.

Bu arada bu aşıların ulus devletler tarafından alınamaması, parça parça şekilde geliştirmesi, böyle 20-30 şirket tarafından ayrı ayrı yapılması da şunu gösteriyor: Kapitalizm bu afetlerle mücadele edebilecek bir sistem değil. Bu afetlerin etkili olmasının, sürekli ortaya çıkmasının, önceden engellenememesinin birincil koşulu olarak doğrudan kapitalist mantığın sonlanması gerekiyor. Aslına bakarsanız aşı çalışmaları sırasında koronavirüs iki defa durdurulabilirdi. Çünkü MERS ve SARS sırasında epidemiler durmuştu ve eğer bugünkü salgına hazırlık için aşıyı geliştirmeye devam etselerdi şirketler çalışmaları üzerinden kâr elde edemeyeceklerdi. Dolayısıyla kapitalizm böyle sağlık problemlerini ortaya çıkartan bir sistemdir. Beklenmedik bir durumla karşı karşıya değiliz. Uluslararası sosyalist planlı ekonomi düzenine geçseydik böyle bir epidemi ortaya çıktığında aşı bulunmuş olacaktı ve pandemi ortaya çıkmayacaktı, bunun altı çizilmeli.

Aşı hususunda bir şeyler daha söylemek istiyorum. Aşı üretildi diyelim, sentezlendi, insan deneyleri yapıldı ve işe yarıyor. Aynı zamanda bu aşının global bir şekilde üretilmesi lazım. Böyle bir hamle de ne Dünya Sağlık Örgütü ne de Birleşmiş Milletler tarafından yapılabiliyor. Burada da kapitalist ulus devletçi algı devam ediyor. Bildiğimiz gibi Trump’ın Almanya’daki aşı şirketine, ABD vatandaşlarının daha hızlı faydalanması için rüşvet teklif etmesi gibi haberler var. Bilinç düzeyimiz burada şu an. Kimse bu aşının global bir şekilde üretilip, global bir bağışıklama gerektiği bilincinde değil. Buna rağmen aşı yapılacak ve yüksek fiyata da satılacak gibi duruyor önümüzdeki süreçte. Ülkeye geri dönersek bu aşının maliyeti toplam olarak ne kadar olacak devlet-hükümet düzeyinde, bunu kimse sorgulamıyor, vatandaşlara bunun açıklamasını kimse yapmıyor. Aşı geldi, ülkeye girdi diyelim. Eğer kişilerden bunları bireysel olarak kendi paralarıyla yapmalarını beklersek pandemiyi engelleyemeyiz. Aşının işe yarayabilmesi için belli bir popülasyonun üstünde kişiye yapılması lazım. Yani salgının hızını kıracak oranda, %60-70 oranında bir aşılama sağlanmalı ki bu hastalığı kırabilelim. Bunu eğer kişilere bırakırsak, maddi durumu yerinde olanlar aşı olsun diğerleri olmasın gibi yaparsak toplumsal olarak işe yaramaz aşı. Yani verdiğin para da tüm toplum olarak düşünüldüğünde heba olur. Bu açıdan bildiğimiz hepatit aşıları gibi zorunlu olarak gidip olmamız gereken bir aşı haline de gelmesi lazım. Bu yükü kim karşılayacak peki? Yük yine emekçilerin üstüne yıkılacak gibi duruyor. Hadi diyelim bu aşıyı daha ucuza üretmek için patent parası verelim gibi bir işe girdik, ama elimizde şirket yok.

Bu süreçte gıda, sağlık gibi temel sektörlerin kamulaştırılmasını söylerken aynı zamanda bu tedaviden çıkacak olan tüm masrafların, giderlerin zenginlere yüklenmesi gerektiğini tekrar tekrar söylememiz lazım.

Sen daha öncesinde virüs çaprazlanması ve pandeminin çıkışı ile gıda krizi arasında da bir bağ olduğunu ifade ediyordun. Bunu nasıl açıklarsın?

Wuhan örneği de biraz gıda kriziyle ilgili. Virüsler hep zoonotik [hayvanlardan insana geçen hastalıklar]. Korona da influenzalar da öyle. Mesela MERS çıktığında bir hayvan pazarında ortaya çıkıyor. Wuhan’daki de öyle. Bu pandemiden 3 ay önce Hopkins’ten sanırım Toner diye bir adam simülasyon yapmıştı. Onda da pandeminin hayvan pazarından çıkacağı söyleniyordu. Çünkü bu yerler gıda krizinin yoğun yaşandığı yerler ve birden farklı türde hayvan hijyenik olmayan koşullarda aynı yerde kesiliyor ve bunlar da küresel epidemi ve pandemilere yol açıyor. Kapitalizmin gıda krizine bir çözüm üretememesi sonucunda yine hastalıklar için yeni petri kaplarımız bunlar. Veba zamanındaki fare-pire ilişkisi aslında bugün kapitalizm tarafından gıda krizi-epidemi olarak kuruluyor, gıda krizi zoonotik petri kapları oluyor.

“Kendini izole et, daha fazla insana bulaştırma, sonrasını profesyonellere bırak”

Son olarak kişisel tedbirler hakkında konuşmak istiyorum. Kamuoyunda genel bir algı var. Virüs öldürücü değil, güçlü olmadığı için evde de geçirebiliyoruz diye. Peki semptomları görürsek ne yapmalıyız? Doğrudan hastaneye mi gitmeliyiz, yoksa evde kendimizi yalıtıp hastalığı yaymadan yenebilir miyiz?

Semptomlar varsa bulaştırıcılığı engellemek gerekiyor. Herkesin N95 olmasa bile toz maskesi edinmesi lazım, semptomları olanlar olabildiğince kendini izole etmeli. Sosyal mesafenin korunacağı araçlar (kendi aracı veya 112 araçları) ile hastaneye gidilmesi gerekiyor.

Bu durumda semptomlar görünürse “benim bağışıklık sistemim güçlüdür, ben bu hastalığı yenerim” denmemeli, mutlaka profesyonel bir destek almalıyız, doğru mu?

Aynen. Temel prensip; kendini izole et, daha fazla insana bulaştırma, sağlık hizmeti alacağın kuruma git ve sonrasını profesyonellere bırak.

Semptomu gösterenlerin yakınları ne yapmalı?

Yakınları için de aynısı geçerli, kendi maskelerini takarak hastaneye gitmeleri gerekiyor.

Şu an için bize vereceğin başka bir tavsiye, uyarı var mı?

Şu an için yapılması gereken afet durumunda olduğumuzu bilmek. Bunun için sağlık kuruluşlarına ihtiyaç var. Zorunlu olmadıkça evden çıkmamalıyız. Afet koşulunda olduğumuzu bilip saçma sapan hastalıklar için sağlık kuruluşuna gitmemeliyiz. Hem kendimizi hem toplumu riske atmamak için, eğer hastalıkla ilgili semptomlarımız varsa destek almak için derhal hastanelere geliyoruz. Şu an hastaneleri bu amaç için kullanmaya alışmamız lazım. Toplumsal olarak alacağımız hasarın minimize edilmesi için de özel hastanelerin, gıda, hijyen ve kişisel korunma ürünü üreten firmaların kamulaştırılması ve tüm ihtiyaçların işçilerce planlanmasının tek çözüm olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.