Hükümet bankalarla kumar oynuyor

Bankacılık Kanunu’da yapılan değişiklikler 20 Şubat itibariyle meclisten geçti. İktidar tarafından bankacılık sektörünün güçlendirileceği ve katılım bankacılığının önünün açılacağı şeklinde pazarlanan değişiklikler, hükümetin ekonomiyi daha fazla kontrol etme ihtiyacının bir ürünü olarak duruyor.

Merkez Bankası (MB) başkanının görevden alınmasıyla, hiçbir temele dayanmayan “faiz düşerse enflasyon da düşer” politikası doğrultusunda hükümetin MB’yi yönlendirmesi kolaylaşmıştı. Fakat bugün görüyoruz ki faizler düşmüş olsa de döviz kuru (bu yazı yazılırken dolar 6,10 düzeyine yükselmişti) yükseliyor.

Enflasyon ise çift hanelerde ve hayat pahalılığı cep yakmaya devam ediyor. Hükümet için ekonomik krizin gidişatını dış güçlere bağlamak ekonomi üzerinde denetim kurmanın bir nevi kılıfı olmuş durumda.

2018 Haziran seçimlerinden önce “yetkiyi verin ekonominin nasıl düzeldiğini göreceksiniz” diyen iktidar, seçimlerden sadece iki ay sonra patlak veren krizin altında kaldı. Dış güç müdahalesi dışında bir açıklama getiremeyerek “aslında ekonomi o kadar da denetimimizde değil” tahrifatını yayıyor. Bunun için de yaratılan düşmanlara “sopa” gösteriliyor.

Mevcut bankacılık sistemini Bankacılık Denetleme Kurulu ve MB eliyle denetim altına almak sorunları çözer mi? Bizce hayır. Bugüne kadar ekonomi üzerinde kurulan kontrol mekanizmaları hiçbir işe yaramadığı gibi bütçe problemleri ile karşı karşıya kalınmasına neden oldu.

Varlık Fonu, katılım bankaları, son yapılan düzenlemeler ve İş Bankası’nın hazineye aktarımı çabaları bir reform amacıyla yapılmaktan çok, rejimin anlık parasal ihtiyaçlarına dönük olarak yapılıyor. Hiçbir kamusal yarar gözetmeden iktidara ve rejime kaynak yaratma itkisi ekonomiyi daha da zora sokacaktır.

Yeni kanuna göre, kalkınma ve yatırım bankaları da katılım bankaları gibi faizsiz fon kullandırabilecek. Bankaların işlemlerden aldıkları masraf ve komisyonları belirleme yetkisi ise MB’ye verilecek. Bankaların çeşitli gelir kalemlerini MB eliyle belirlemek, tüm ipleri elinde tutma çabası olarak okunabilir. Döviz kuru dahil yapay fiyat oluşumunu sağlamak amaçlı işlem ve uygulamaların yapılması, farklı araçlarla gerçeğe aykırı veya yanıltıcı bilgilerin yayılması, tasarruf sahiplerinin yanıltıcı bir şekilde yönlendirilmesi manipülasyon olarak kabul edilecek. Manipülasyonun yapılıp yapılmadığına karar verecek merci ise Hazine Bakanlığı ve BDDK. Dolayısıyla rejim beğenmediği hareketi “cezalandırabilecek”. Tüm bunlar serbest piyasa altında yapıldığı zaman sonuçları çok ağır olabilecek bir kumar olmaktan öteye geçemiyor. Bunun sonucunda oluşacak faturayı da şu anda olduğu gibi yine kontrol ettikleri bankalar aracılığıyla işçi ve emekçilere ödetecekler.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.