Koronavirüsün ekonomik kriz üzerindeki etkisi

2008 yılından beri kapitalizm krizde. Gidişat ülkeden ülkeye farklılık gösterse de kriz 2020 yılına kadar aşılamadı. Zikzaklı bir seyir izleyen ekonomik göstergeler 2020 yılında işlerin iyiye gitmeyeceğini göstermekteydi. Fakat kimse küresel ölçekte bir virüs salgınının tüm dünyada arz ve talebi neredeyse durdurarak tüm sistemi kilitleyeceğini beklemiyordu. Şimdi soru şu: bundan sonra ne olacak?

Döviz, petrol, altın ve borsadaki ani dalgalanmanın nereye gideceği kestirilemiyor. Finansal piyasalardaki panik havası zincirleme olarak diğer sektörlere de sıçramak üzere. Kârlılıkları düşen büyük sermaye grupları kolay para kazanma yolunu seçerek finansal alanlarda koca bir balon yarattılar. Son on yılda borsalarda biriken spekülatif para bir çırpıda eriyebilmekte. Covid19 virüsünün finans kapitalde yarattığı şok, kapitalizmin ne kadar kolay kırılabileceğini göstermiş oldu. Dolayısıyla virüs zaten gelmekte olan krizi öne çekti diyebiliriz.

Emperyalist-kapitalizmin son 30 yılda küresel çapta ilan ettiği neoliberalizmin vazgeçilmezliği tezleri son on yılda sınıf mücadelesinin gerçekleri karşısında sadece maddi olarak değil, teorik olarak da paramparça oldu. Yıllardır yarattıkları finansal balonu küçücük bir virüsün patlatabilmesi karşısında dehşete kapılsalar da en çok korktukları şey, sistemin başka bir alternatifinin olmadığı sanısının yıkılacak olmasıyla inisiyatifi kaybetme korkusu.

Salgınla mücadele, kapitalizme içkin her türlü çelişkiyi açığa çıkarıp berraklaştırmakta. Şu ana kadar gelinen pandemi sürecinde ulus devletlerin ve özel mülkiyetin insanlık önünde bir pranga olduğu bir kez daha anlaşıldı. Sınıf mücadelesi, acil sorunları çözmek için kitlelerin kaderlerini eline alması, ekonomiyi, bölüşümü, üretimi ve dağıtımı küresel ölçekte denetlemesi gibi unsurların önemi de aynı şekilde ortaya çıkmıştır. Sağlık Bakanlığı “sorun küresel mücadele ulusal” dese bile sorun küreselse mücadelenin de küresel olması gerektiğini vurgulamamız gerek.

Tahribatın boyutu ne?

Kapitalizm, son 30 yıldır her kriz döneminde faizleri düşürüp piyasaya para veriyor. Her zorda kalındığında faiz silahına sarılıp parasal araçlarla günü kurtarma peşindeler. Basıp dağıttıkları paralarla sistemin yapısal sorunlarını çözmek ya da kitlelere yıkılan faturaların yükünü azaltmak gibi hamleleri düşünmediler bile. Bu paraların hepsi kârlılıkları düşen finansal araç sahibi büyük sermayelere aktı. Bu durumun en büyük maliyeti ise borçluluk oranlarının tüm dünyada artması oldu. Reel ücretleri artırmadan işçi sınıfının tüketebilmesi yani talebin artırılması için kredi mekanizması çalıştırılarak neredeyse herkes borçlandırıldı. Öyle ki, dünya genel borç stoğu 255 trilyon dolar olmuş durumda. Toplam borcun dünya gayri safi hasılasına oranı %322. Yani dünya üzerinde gerçekte böyle bir para yok. Yaratılan borç da akla ve mantığa aykırı.

Bugün de aynısı oluyor. Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve ABD Merkez Bankası (FED), toplamda 1 trilyon dolardan fazla piyasaya para vereceğini açıkladı. Faizleri ise neredeyse sıfırladılar. Bu kolay ve ucuz para dünya bankacılık sisteminin ve bu bankaların sahibi sermaye gruplarının batmaması ve kurtarılarak mevcut zararlardan etkilenmemesi hedefiyle salındı. Böylece insanların kolayca borçlandırılmasıyla talebin devam ettirilmesi amaçlanmaktadır. Çünkü ABD borsası neredeyse çöktü. Yılbaşından bu yana yaratılmış kârlar uçup gitti. ABD finans sektöründe son bir hafta içinde 7 trilyon dolar buharlaştı. Bu buz dağının görünen yüzü, peki ya reel sektör?

Rusya’nın ABD kaya gazı üreticilerine zarar vermek için dünya petrol üretiminin kısılmasına yanaşmaması ve Suudi Arabistan’ın petrol üretimini daha da artırması petrol fiyatlarını 30 dolara kadar düşürdü. Hemen hemen her metanın üretiminde büyük bir maliyet kalemi olan petrolün bu kadar düşmesi özellikle ABD’nin deflasyona girmesine, bu da kârlılık oranlarının düşmesine sebep olabilir. Deflasyon, enflasyona göre çok daha ciddi bir krizdir. Emek dahil her şeyin fiyatı düşer, üretmek anlamsızlaşır. Kârlılık hızla dibe vurur. Virüsle gelen talep azlığının da bu ihtimali güçlendireceği düşünüldüğünde FED’in neden bu kadar para bastığı daha iyi anlaşılabilir.

Bir diğer etki de Çin’in fabrikaları bir ölçüde kapatmasıyla dünyada tedarik zincirinin kırılma ihtimali. Stokların ne kadar dayanabileceği meçhul, sanayinin batması finansın batmasına benzemez. İkisi de iç içe geçmişliklerinden ötürü birbirlerine olumlu ya da olumsuz etki etse bile sanayideki büyük çöküş, zincirleme bir çöküşü başlatabilir. Bu durum insanları salgın dışında açlıktan ölmeye kadar götürebileceği gibi çok ciddi politik değişimleri de tetikleyebilir.

Yıkmazsan yıkılmaz

Covid19 salgını mutlaka bir şekilde geçecek. Sonrasında özellikle borsalarda çok hızlı yükselişler görülebilir ama bu krizin bitip bir ekonomik genişleme ve patlama döneminin geleceği anlamına gelmez. Çünkü bu sadece virüsten kaynaklanan teknik bir sorun değil. Kapitalizmin yarattığı iktisadi ve politik sorunların bir parçası, dolayısıyla karşımızda sosyolojik bir sorun var. Mevcut çelişkilerin sistem içinde aşılabilmesi için on milyonlarca insanın ölmesi, sermayenin dünyada biriktiği yerlerde alt ve üst yapının büyük ölçüde yok edilmesi gerekir. Yani salgın şu an bitse bile problemlerin son hız devam edeceği bir gerçek.

Üretim ve tüketimin durduğu bir ortamda, AMB ve FED’in para basmasının sorunları çözmeyeceği ortada. Bunu herkes biliyor. O sebeple büyük ve küçük tüm işletmeler, içinde yardım paketleri olan mali önlemler bekliyor. Devletlerin bütçelerini zorlamaları gerekecek.

Türkiye, salgının daha da yayılmaması için acil mali önlemler almak zorunda, ülke üzerinde bir mali yük olan diyanetin kapatılarak bütçesinin sağlık bakanlığına aktarılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra tüm özel hastanelerin kamulaştırılması ve sağlık hizmetinin kamusal ve ücretsiz hale getirilerek, bundan herkesin yararlanabilmesi bir zorunluluktur. Bu ve buna benzer yeniden örgütlenmelerin yapılabilmesi için ise tüm bankalar birleştirilmelidir. Parasal ve mali araçlar birleştirilerek, karantinada olan herkesin ihtiyaçları ücretsiz karşılanmalıdır. Dünya ekonomisinin olumsuz etkilerinden kurtulmak için sanayide acil kamulaştırma ve işçi denetimi şarttır. Herkesin dolara yöneldiği panik ortamında dövizde dalgalı kur terk edilmelidir. Faturalar dahil tüm iç ve dış borçlar iptal edilmeli ya da ötelenmelidir. Borç sebebiyle elektrik, su ve doğalgaz hizmeti aksamamalı. Ayrıca bu önlemlerin sadece ulusal değil uluslararası çapta alınması da zaruridir.

Acil sorunlarımızın çözümü sistemin çürüklerini ayıklamak değil onu bütünüyle çöpe atmaktan geçiyor. Ekonomi ne kadar dibe batarsa batsın kapitalizmin kendi kendine yıkılmasının mümkün olmadığını biliyoruz. Çözüm politik arenada sınıf mücadelesindedir. Dünyanın içinde bulunduğu bu korkunç koşullara en güzel cevap, üretimin ve tüketimin organizasyonunu elinde bulunduran dünya işçi sınıfının burjuvaziyi karantina altına almasıdır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.