Kendine kalacak bir ülke arayan insanlar için #evdekal sloganı bir anlam taşır mı?

Yaklaşık iki ay önce, Türkiye’de yaşayan mültecilere sınır kapılarının açıldığı söylendi ve sınıra gitmeleri teşvik edildi. Üstelik bu çağrı yapılırken Yunanistan’ın yıllardır sınırda sürdürdüğü politika biliniyordu. “Push back-Geri itme” olarak ifade edilen bu yönteme göre, son yaşananlardan önce de Yunanistan sınırına giden mülteciler Yunan görevliler tarafından Meriç Nehri’ne geri itiliyordu. Bir şekilde sınırı geçmeyi başaranlar, üstlerindeki para ve eşyaları alınarak zorla Türkiye sınırına gönderiliyordu. Bizler sadece kitlesel bir girişim olmadığı için bunları haberlerde görmüyorduk. Ancak iki ay önce sınırda gördüğümüz biber gazı saldırıları, plastik mermiler, mültecilerin kaybolması ve hatta öldürülmesi kesinlikle sürpriz değildi.

Şimdi günlerce Pazarkule’de bekletilmiş olan insanların mücadele etmek zorunda oldukları bir şey daha var. Salgının başlamış olduğu dönemde sınıra gönderilen ve hiçbir şekilde temizliğin sağlanmadığı bir ortamda büyük bir kalabalığın içinde bekletilen mülteciler, karantinaya alınmak üzere geri gönderme merkezlerine sevk edildi. Normal şartlarda sınır dışı edilenlerin barındırıldığı bu merkezlerde, salgın ortaya çıkmadan önce dahi koşulların ne durumda olduğu tartışmalıydı. İçinde bulunduğumuz günlerde ise, mültecilerin karantina süresi doldu. Peki, her şeylerini bırakıp sınıra gitmeleri söylenmiş olan bu insanların geri gönderme merkezinden çıktıktan sonra gidecekleri bir evi var mı? Bir evleri olsa bile bu evlere nasıl ulaşacaklar? Şehirlerarası geçiş yasağı onlar için zaten vardı, şu anki durumda evlerine gidebilmeleri mümkün mü?

Kayıtlı sayı üzerinden 5,6 milyonla dünyanın en çok mülteci barındıran ülkesi olarak mültecileri her iki açıdan da görmezden gelmeye devam ediyoruz. İlki, genel anlamda salgının yayılmasıyla ilgili riskleri hesaplarken devamlı mülteci girişi olan bir ülke değilmişiz gibi davranılmasıydı. Salgının yalnızca Avrupa’dan gelebileceği söylenen günlerde, İran dâhil olmak üzere dünyanın çok farklı yerlerinden kontrolsüz mülteci girişi devam ediyordu. İkincisi ise, sağlık hizmetlerinden yararlanamayan milyonlarca insanın bu ülkede yaşadığının göz ardı edilmesiydi.

Dünya çapında pandemi ilan edildiği bir zamanda, birlikte yaşadığımız milyonlarca insanı görmezden gelmek veya devletin yurttaşlar yerine mültecilere para verdiği gibi ırkçı yalanlar üretmek ancak akıl dışı bir mantığın ürünü olabilir. Neden burada olduklarını sorguladığınız insanların, bırakıp geldikleri ülkelerinde yaşam koşulları öyle bir halde ki, virüsün varlığı tartışılamıyor bile. Bizimle birlikte yaşayan milyonlarca kişiyle aynı tarafta olduğumuzu bugünlerde daha iyi anlamalı ve taleplerimizi birlikte ileri sürmeliyiz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.