Londra “saldırısı”

Doların TL karşısında 7’nin üzerine çıkmaması için Merkez Bankası (MB) ve kamu bankalarının yaptığı tüm müdahalelere rağmen dolar, 7,20’ler seviyesine ulaşarak yeni bir rekor kırdı.  Bunun üzerine iktidar kaynakları TL üzerinde Londra kaynaklı bir manipülatif bir atak yapıldığını öne sürerek yine “dış kaynaklı etkiler” politikasını öne çıkardılar.

Öncelikle doların tüm dünyada değerlendiğini söylemek gerekir. Bunun birçok sebebi var. Fakat ana sebep doların tüm krizler karşısında güvenli liman olarak görülmesidir. Bunun altında da ABD’nin başat emperyalist güç olması yatmaktadır.

Küresel krizin başlangıç tarihi olan 2008 yılında tüm dünyada dolaşımdaki dolar arzı 830 milyar dolardı. 2020 Nisan sonu itibariyle bu sayı 1,9 trilyon dolar olmuş durumda. Bir şey ne kadar fazla ise o kadar değersizdir argümanı dolar için pek söylenemez. Tüm dünya ticaretinin %70’i, petrol ticaretinin ise neredeyse tamamı dolarla yapılıyor. Bu çerçevede diyebiliriz ki serbest piyasada bir şey ne kadar güvenliyse kriz anında her şey ona yönelir. Dünyada bu kadar çok dolar olmasına rağmen hemen hemen her yatırım aracı dolara dönüyor. Türk Lirası da bunlar arasında. TL’nin kendi değer kaybını da hesaba katarsak özellikle pandemi koşullarının belirsizliği, panik ve korkuyu tetikleyerek hem bireysel hem de kurumsal bazda bankadaki TL mevduatların dolara çevrilmesi söz konusu oluyor. Öyleyse Londra merkezli finans kuruluşlarının ellerindeki TL’leri dolara çevirmesi bir saldırı mıdır?

Her şeyden önce, eğer ki dalgalı döviz kuru uyguluyorsanız döviz üzerinde spekülasyon yapmaya izin veriyorsunuz demektir. Bir şeyi, ileride fiyatının artacağı düşüncesiyle almak fiyatı arttıktan sonra da satmak spekülasyondur. Serbest piyasada ise spekülatif hamleler suç teşkil etmez. Eğer ki hamleler manipülatif bir karakter taşıyorsa yani bir metaın fiyatı çeşitli tekniklerle suni olarak yükseltilmeye ya da düşürülmeye çalışılıyorsa evet bu kâğıt üzerinde suç teşkil eder. Fakat, finans kapitalin dev tekelleri hem spekülasyon hem de manipülasyon yaparak kâr oranlarını yükseltmeye çalışıyorlar. Bu kumar oyunundan çıkış için önünüze hiçbir program koymayan iktidar “dış saldırı” kılıfıyla suçu başka adreslere atıyor.

Kapitalist kriz: ABD borsası tarihi zirvesini görürken, 3 hafta içinde 16 milyon işçi ABD’de işsizler ordusuna eklendi.

İktidara geldiklerinde yaptıkları icraatlar arasında Kemal Derviş’in “dövizi dalgalanmaya bırakmalı ve sermayenin dolaşımı önündeki tüm engellemeler kaldırılmalıdır” sözlerini uygulamak olan bugünkü iktidarın elinde sermaye kontrolü dışında bir silah neredeyse kalmadı. BDDK aracılığıyla cezalandırma yöntemi işe yarar durmuyor. Tam sermaye kontrolü merkezi ve planlı bir ekonomi olmadan yani kapitalizm altında yapıldığında hızla sermaye kaçışlarına ve paniğe sebep olabilir. Ya emperyalist düzenden devrimci bir şekilde kopacaksınız ya da onun kuralları tabii olacaksınız. Bunun dışındaki alternatiflerin hepsi talidir.

Zaten bir ekonomik krizin içindeydik. Buna pandemi koşullarının eklenmesiyle derinleşen krize karşı para basarak mücadele etmeye çalışan sistem akıl dışıdır. Üstelik bu para tekrardan finansallaşıyor. ABD’de on milyonları bulan işsiz sayısı hızla artarken ABD ile birlikte Türkiye’de de borsaların yükselmesi bu akıl dışılığın (finansallaşmanın) bir sonucudur.

Kapitalizm içinde kâr oranlarının düşmesi eğilimi yerçekimi kadar gerçek bir yasadır. Kârları düşen burjuvazinin paradan para kazanarak finansal bir balon yaratması ve bu balon patladığında faturayı işçilere yığması… İşte gerçek suç budur! Sorun kapitalist üretim ilişkilerinin kendisidir. Ya bundan koparsınız ya da bu kumarı oynarsınız.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.