Covid-19 iş kazası sayılmalıdır!

Türkiye’nin pandemiyle mücadelesi her şeyi gün yüzüne çıkarıyor. Alınan tüm kararlar tekrar tekrar tek bir şeyi gösteriyor: Hükümetin tek gayesi patronlara hizmet ve patronların tek gayesi daha fazla kâr.

“Biz bize yeteriz” denilerek yürütülen süreç, pandeminin patronlar için en az zararla bitirilmesi amacını güdüyor. Bu amaç doğrultusunda işçiler yasak günlerinde çalışmaya devam ediyor, kısa çalışma ödeneği adı altında sefalet ücretine mahkûm ediliyor, iş durdurmaya karar veren işçilere valiliklerce yasak getiriliyor, sendikaya dair her şey askıya alınıyor, patronlara ücretsiz izin verme hakkı tanınıyor ve bu sırada işçi ve emekçilere “hibe edilen” tüm para işçi ve emekçinin kendi parası olan işsizlik fonundan sağlanıyor.

Uygulanan bu politika sonucu doğacak mağduriyetlerin önüne şimdiden geçmeye başlandı bile. SGK, 7 Mayıs tarihinde yayımladığı 2020/12 no.lu genelge ile “Covid-19’un meslek hastalığı ve iş kazası olarak ele alınamayacağını” ilan etti ve hastalığı bulaşıcı hastalık olarak tanımlayarak iş kazası ve meslek hastalığı sebebiyle işçiler lehine doğacak hakları şimdiden engellemeye girişti.

Covid-19 salgını sırasında yetersiz önlemler ve eksik malzemelerle çalışan birçok işçi hastalığa yakalanmaya devam etmekte. İşçilerin ve emekçilerin arasında hastalığın gitgide daha fazla yayıldığı, STK’lerin ve sendikaların açıkladığı raporlarda net bir şekilde görülüyor. Bu tablonun yanında, birçok işyerinin vaka tespitine rağmen çalışmaya devam ettiğini ve patronların ricaları ile kısmi karantinaların kaldırıldığını eklemek gerekiyor.

Aynı zamanda hastalıkla doğrudan temas halinde olan ve hastalığa karşı mücadelede en yoğun çalışan sağlık emekçilerinin durumu resmi rakamlara bakınca bile korkunç boyutta. 29 Nisan tarihinde Sağlık Bakanı tarafından açıklanan rakamlara göre 7.428 kişi enfekte olmuştu. O tarihten beri sağlık çalışanlarına dair açıklanan başka veri bulunmuyor. Ancak sağlık emekçilerinin yaptıkları eylemlerden yetersiz malzeme ve sayıyla çalıştıklarını biliyoruz ve tüm dünyaya 3 ayda yayılan hastalığın 1 ay gibi bir süre boyunca hastalıkla doğrudan temas eden sağlık emekçileri arasında ne denli yayılabileceğini tahmin edebiliriz.

Bu şartlar altında çalışan ve bu şartlar altında çalıştıkları için hastalanan işçi ve emekçilerin hakları her taraftan gasp ediliyor. SGK’nin genelgesi de bu gaspın bir parçasıdır. Genelge, patronlara karşı hakkını aramak isteyen işçilerin mücadelesini zorlaştırmaktan başka bir amaç gütmemekte, işçilerin haklarına göz dikerek patronların çıkarlarını korumaktan başka bir amaca yaramamaktadır.

SGK’nin yayımladığı genelgeyle verdiği talimat, Sağlık Bakanı Koca’nın ve rejimin birçok kurumunun kahraman ilan ettiği ve alkışlamak için bizleri balkonlara çağırdığı sağlık emekçilerinin; bankaların ve holdinglerin reklamlar ile teşekkür yağmuruna tuttuğu kargo çalışanlarının, kuryelerin, maden işçilerinin ve sanayi işçilerinin ve bu süreçte sadece patronlar kâr etmeye devam etsin diye çalışan tüm işçi ve emekçilerin hayatlarının aslında hiç önemli olmadığının ilanıdır. Covid-19 meslek hastalığı/iş kazası sayılmalıdır. Çünkü işçiler ve emekçiler sürecin başından beri işsizlik ve hastalık arasında bir seçim yapmaya mecbur edilmiştir; işyerlerinde yeterli önlemler alınmamış ve denetim yapılmayarak işçilerin virüse yakalanması kaçınılmaz hale gelmiştir. İşçilerin sağlığı için çalışma koşulları işçiler tarafından belirlenmeli ve işyerleri işçiler tarafından denetlenmelidir. Hükümetin ve patronların tek derdi faturayı işçi ve emekçilere kesmek, süreci bu şekilde atlatmaktır. Buna karşı işçiler ve emekçiler kendi talepleri ile işyerlerinde mücadele etmeli ve bu mücadeleyi ortaklaştırarak büyütmelidir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.