4 soruda İstanbul Sözleşmesi

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılar devam ederken, sözleşmenin ne olduğunu hatırlatmak ve sözleşmeye sahip çıkmak önem taşıyor. Gazete Nisan’ın 1 Soru 1 Cevap yayınında yazarlarımızdan Sena Aydın sözleşme hakkında sorular sordu, Merve Şanlıdağ yanıtladı. Söyleşiyi yazılı ve görsel olarak okurlarımızla paylaşıyoruz.

#İstanbulSözleşmesiniUygula

#İstanbulSözleşmesiYaşatır

1) İstanbul Sözleşmesi nedir ve neyi amaçlar?

İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında İstanbul’da imzaya açılan bir Avrupa Konseyi sözleşmesi.

Aslında sözleşmenin tam adından da anlaşılacağı gibi kadına yönelik şiddetin ve aile içi şiddetin nasıl önleneceğini ve bunlarla nasıl etkin mücadele edileceğini tarif eden, bunun temel ilkelerini anlatan bir sözleşme. Amaçlarını 4 maddede özetleyecek olursak: kadınları şiddetten korumak, şiddetin ortaya çıkmasını önleyici tedbirler geliştirmek, mağdurları destekleyecek mekanizmaları işletmek ve şiddet uygulayanları cezalandırmak. Sözleşme tüm bunlar için devletlere sorumluluk yüklüyor.

Ayrıca yaş, ırk, din, göçmenlik statüsü, medeni hal, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim gibi ayrımlar yapmaksızın tüm kadınları ve kız çocuklarını kapsıyor.


2) İstanbul Sözleşmesi neden önemli?

Öncelikle her tür şiddetle – ki buna ekonomik ve duygusal şiddet de dahil – mücadele konusunda “Önleme, Koruma, Kovuşturma ve Destek” politikalarından oluşan dört temel yaklaşım içeriyor. Bunları kadın örgütleriyle koordinasyon içerisinde yapma zorunluluğu getiren ilk sözleşme. Dahası toplumsal cinsiyet tanımını yapan ilk uluslararası anlaşma.

Sözleşmenin ev içi şiddet dışında suç olarak düzenlenmesini ve cezalandırılmasını öngördüğü başka suçlar da var: taciz, tecavüz, kadın sünneti, zorla evlendirme, kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama gibi. Ayrıca kadına yönelik şiddeti bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık türü olarak kabul ediyor.

Kısacası sözleşme kadınları aileden ve erkeklerden bağımsız bir birey olarak görüyor. Şiddet mağdurunun korunmasının ve desteklenmesinin ötesinde şiddetin önlenmesini de amaçlıyor. İçerik itibarıyla devletin bu konuda yükümlülüklerini ortaya koyuyor. Ve bizler için bir yasal güvence teşkil ediyor.


3) AKP neden İstanbul Sözleşmesi’nden imzayı çekmek istiyor?

Öncelikle şöyle bir çelişkiden bahsetmek gerekiyor: Aslında bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülke Türkiye’ydi ama hükümet artan şiddet vakalarıyla zedelenen bir itibarı toparlamak amacıyla imzaladı bu sözleşmeyi. Bunun somut etkisi olarak da sözleşme hiçbir zaman bütünüyle uygulanmadı. Hatta sözleşmedeki tedbirler ve ilkeler iktidarın gündemine girmedi bile. Bugün bu mesele birkaç tarikatın sözleşmeden çekilme talebi üzerine herkesin gündemine girmiş durumda. Ve sözleşmenin aileyi yıktığı, eşcinselliğe özendirdiği, hatta kadın cinayetlerinin asıl nedeni olduğu gibi manipülasyonlar yapılıyor. Bu bizi sözleşmeyi öyle bir noktada savunmaya itiyor ki, bu bile aslında mevzi kaybetmemiz demek. O yüzden kadın hakları yerine ailenin kutsanmasına, LGBTİ+ haklarının yerine din temelli politikaların dayatılmasına karşı savunma hattını toplumsal cinsiyet temelli; beden, kimlik ve emeğe dair; kadına yönelik ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı talepler üzerinden kurmak gerekiyor.

Diğer yandan bundan bağımsız düşünemeyeceğimiz sözde nafaka mağdurları ortaya çıkıyor, çocuğun cinsel istismarının affı savunuluyor ve bunları yapanlar sadece tarikatlar veya belirli bir seçmen kitlesi değil. Bizzat iktidarın kendisi bu tartışmada bir taraf!

Ek olarak İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını gündeme getiren tek ülkenin Türkiye olmadığına da dikkat etmek lazım. Polonya sözleşmeden çekileceğini açıkladı. Macaristan ve Bulgaristan sözleşmeyi yürürlüğe sokmayı reddediyor. Bu sağcı ve muhafazakâr rejimlere baktığımızda sözleşmeye karşı gelme gerekçelerinin benzer olduğunu görüyoruz. Sözleşmede geçen “toplumsal cinsiyet” ifadesinden bile rahatsız oluyorlar. Çünkü kadının güçlenmesinden korkuyorlar, çünkü mevcut erkek-egemen sistemlerinde önemli bir gedik açıyor bu.

Son olarak şunu söyleyebilirim: İstanbul Sözleşmesi erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümünü kısıtlıyor. Ve bugün bu iktidarlar, beslendikleri erkek egemen sisteme sırtlarını daha da yaslama çabasında. İstanbul Sözleşmesi’ne dönük bu saldırı da daha da baskıcılaşmaya çalışan rejimlerin kadınlara, kadınların bedenine ve emeğine ve LGBTİ+’lara dönük tüm saldırılarının bir parçası.


4) İstanbul Sözleşmesi’ne neden ve nasıl sahip çıkmamız gerekiyor?

İstanbul Sözleşmesi kadınlara bahşedilmiş bir lütuf değil, aksine kadınların mücadelesi sonucunda ortaya konmuş bir metin. Bunu özellikle vurgulamak gerekiyor ve bunun önemi şu: İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak, aslında kazanılmış bir hakkımıza da sahip çıkmak anlamına geliyor. Şunu da unutmamak lazım: Bu sözleşme Türkiye’de hiçbir zaman etkin şekilde uygulanmadı. Bu yüzden sadece Türkiye’nin sözleşmeden imzasını çekmemesi yönünde değil, sözleşmenin tam anlamıyla uygulanması ve cezasızlığın son bulması için de mücadele etmemiz gerekiyor. Hem pandemi döneminde hem de öncesinde neredeyse her gün şiddet ve cinayet haberi aldık. Bunun önlenebilmesi için İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması şart ve şu an bu konuda elimizdeki en ileri yasal güvence de halihazırda kabul edilmiş olan bu sözleşme.

Bununla birlikte eşit ve adil bir dünyada yaşamak için mücadeleye devam etmek de bir o kadar elzem. Kadınlar olarak bu sözleşmeye dönük saldırılara karşı ve sözleşmenin etkin bir şekilde uygulanması için topyekûn bir mücadele sürdürmemiz gerekiyor. Bu mücadeleyi mahallelerimize, işyerlerimize, üniversitelerimize taşıyarak yaygınlaştırmamız gerekiyor. Çünkü senelerdir gördüğümüz gibi sokaklarda sesimizi yükseltmediğimiz sürece haklarımıza saldırılar devam ediyor, edecek ve bu saldırıları önlemenin tek yolu örgütlü bir mücadeleyi yükseltmekten geçiyor. Kadınlar için bu kadar hayati bir konudaki kararın kimsenin iki dudağının arasında olmasını kabul etmiyoruz! Bu konunun öznesi biziz ve sonuna kadar da haklarımıza, hayatlarımıza sahip çıkacağız!

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.