Hükümetin internet sansürü: “İstemezük”

Gündem yine yoğun: Bir yandan korona olmamaya çalışırken buna yaz sıcakları da eklendi, bitip tükenmeyen uzun sıcak günler, nemle iyice çekilmez oldu. Görünen o ki bu yazın tek bunaltıcı tarafı da sıcaklar olmayacak! Kadına yönelik şiddet her geçen gün artarken, ona karşı en ciddi yaptırım olarak elimizde bulunun İstanbul Sözleşmesi, Erdoğan ve avare ekibi tarafından kaldırılmaya çalışılıyor. Kıdem tazminatına yönelik talan çalışmaları da başladı. Ve tüm bunlar olurken yeni sosyal medya düzenlemesi hızlıca komisyondan ve meclisten geçip yasalaştı. Peki bizleri neler bekliyor, gelin beraber bakalım.

Zamanlaması manidar

Erdoğan’ın 26 Haziran’da gerçekleştirdiği YouTube canlı yayını, gelen tepkiler sonrası yorumlara kapatıldı ve şu ana kadar 420 bin kişi tarafından beğenilmemesinin yanında Twitter’da OyMoyYok hashtag’i dünya çapında gündeme yerleşti. Toplumsal adaletsizlik, gelecek kaygısı, işsizlik ve korona günlerinde sınava girecek olan gençlerin tepkisi aslında Erdoğan ve ekibi için tehlike işareti oldu çünkü sosyal medyayı bildikleri araçlarla yönetemiyorlardı. 3 Temmuz’da canlı yayında düzenlenmesi müjdelenen yasaklar, 24 Temmuz’da komisyonlardan geçirilerek meclise geldi.

 “Yasak, değil kural

Mahir Ünal’ın deyişiyle “yasak değil kural”. Peki bu yeni kurallarda bizleri ilgilendiren maddeler neler?

29 Temmuz’da kabul edilen yasa teklifiyle beraber, 1 milyondan fazla kullanıcısı olan sosyal medya sağlayıcılarının Türkiye’ye temsilci ataması lazım; eğer yapmazlarsa maddi ve cezai yaptırıma tabi olacaklar. Ayrıca yurtdışı temelli şirketler veri merkezlerini Türkiye’de tutmak zorunda. Eğer servis sağlayıcılarından talep edilen engelleme ve içerik kaldırma gerçekleşmezse de platformun hızı kademeli olarak sınırlandırılacak. %50’den %90’a kadar artırılabiliyor hız kesintisi.

Peki gerçekte olan ne?

Düzenlemeyle beraber sanki devlet denetlemelerinin halkın yararına yönelik olacağı gibi bir intiba oluşturulmak istense de şu ana kadarki düzenlemeler ve mevcut düzenlemenin geçmişinden bunun böyle olmayacağını söyleyebiliriz.

Türkiye, 2020 basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 154’üncü oldu. En az 93 gazeteci tutuklu ya da hükümlü ve şu ana kadar 158 basın-yayın kurumu ve haber sitesi çeşitli devlet kurumlarınca engellendi veya kapatıldı. Bu verilerin ışığında, Almanya ve diğer ülkelerdeki benzeri düzenlemeleri veya yaptırımları göstererek adil bir karşılaştırma beklemek hayalperestlik olur. Tüm bunlar olurken CHP ve meclisteki diğer muhalefet parti liderleri Erdoğan’a tepki için Netflix dizilerine göndermelerde bulundular ama bu yasaya karşı etkili bir direniş bu şekilde örgütlenemez, buna yazının son kısmında değineceğiz.

Erdoğan iktidarının istediği iki şey var: Birincisi sosyal medyanın ve ona bağlı, kendince yönetemediği oluşumların sesini kısmak veya bastırmak. Bunu yapabilmek için de yeni internet yasasıyla uygulamaya başlayacakları yeni sansür yöntemi ve hız sınırlandırmasını kullanacak. Ve yeterince tepki almadığını görürlerse, bu yaptırımların devamı daha kötü bir şekilde gelecek. İkinci önemli nokta ise, sosyal medya üzerinden dönen ticarete kanca atmak ve orayı kendince kontrol etmek; aynı inşaat sektöründe olduğu gibi. Sosyal medya üzerinden ticaret hacmi 15 milyar TL’ye yaklaşmış durumda ve burada yer almak isteyen şirketlerin sadece 2019 yılında harcadığı reklam tutarı 603 milyon TL.

Ne yapmalı?

2. Mahmut döneminde yönetime karşı büyük ayaklanmalar gerçekleşir. Bunların birinde sadrazam protesto edilirken isyana içkili bir şekilde katılan Bektaşi de “İstemezük, istemezük” derken kendini halkın arasında bulur ve padişaha denk gelir. Padişah olayın özünü öğrenmek için meseleyi Bektaşi’ye sorar. Bektaşi “Ben meyhaneci Anastas’ı birkaç günden beri şaraba fazla su kattığı için istemiyorum,” der.

İçinde olduğumuz durum bir bakımdan buna benziyor. Durmadan aynı gemide olduğumuzu dile getiren sermayedarlar ve Erdoğan iktidarı, kendilerini kurtaracak yol yöntemler bulup faturayı boğulmamak için mücadele eden işçilere, kadınlara keserken, muhalefet partileri ise böyle bir gündem yokmuş gibi kendi suni gündemlerinde takılmakta. Mücadele için 3-5 göstermelik adım atmak yerine bu sorunu temelinden çözmek için yapıcı adımlara, yani işçiden-emekçiden yana adımlara ihtiyacımız var. Yoksa biz zaten neye “istemezük” dediğimizi biliyoruz.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.