İşler paylaştırılsın! Hemen…

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) duyurduğu işsizlik rakamlarına kimse inanmıyor. TÜİK’e göre işsizlik geçen yılın aynı dönemine göre 502 bin kişi azalarak 4 milyon 228 bin kişi olmuş (yüzde 13,6).

Oysa, salgın nedeniyle çalışamayanların, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların, mevsimlik çalışma nedeniyle istihdamda olmayanların ve zamana bağlı eksik çalışanların da hesaplandığı geniş tanımlı işsizlik istatistiklerini çıkaran DİSK-AR raporuna göre, geniş tanımlı işsiz oranı yüzde 24,5 olarak hesaplandı.

Yani toplam işsiz sayısı gerçekte 8,5 milyon kişi. Gerçek veri bu.

Çözüm var

Hükümet işsizliğe çözüm bulmak için ne yapıyor? Daha doğrusu “ne yapar gibi görünüyor”? Bir dizi “istihdam paketi” açıkladı ama hiçbiri gerçek bir çözüm değil. Önce patronlardan “bir-iki kişi daha işe almaları” istendi. Bunun işlevsizliği hemen ortaya çıktı. Ardından, kendi yandaşlarına milyarlarca kredi açtı, bunun “yeni istihdam alanları yaratacağı” umudunu yaymaya girişti. Bunun da işe yaramadığı görüldü, istihdam miktarı azaldı, işsizler ordusu büyüdü.

Ama gerçek bir çözüm var: Ülkedeki mevcut işler derhal çalışabilen, çalışmak isteyen nüfus arasında paylaştırılabilir. Çok kolay.

Örneğin 3 vardiya 8 saat çalışan işyerlerinde, işgünü 6 saate indirilerek ek 4. vardiya kurulabilir. Bu sistem farklı vardiya sistemleriyle çalışan tüm işyerlerine yaygınlaştırılabilir. Tabii çalışanların ücretlerinde bir indirim olmaksızın; yani işçi ücretlerinin değil, işlerin paylaştırılması.

Bu basit öneri karşısında elbette patronlar ve hükümet hemen ayağa kalkıyor. “İmkansız, gerçekçi değil” diye. Asıl itirazları da bunun için “kaynak yok” biçiminde. Öyle mi? Hayır.

Kaynak da var

Basit bir hesapla bu önerinin gerçekçi olacağı ve kaynağın da var olduğu kanıtlanabilir. Şöyle:

TÜİK verilerine göre 2018 yılında ülkedeki yıllık ortalama brüt kazanç 49 bin liraymış (gerçi bu sayı 2019’da daha da düştü ama biz yüksek olandan gidelim). Bu miktar ayda brüt 4083 lira eder.

Şimdi bu rakamı toplam işsiz sayısı olan 8,5 milyon ile çarpalım. Sonuç 34,7 milyar lira. Bunun yıllık toplamı ise 416,5 milyar lira tutar. Bugünkü dolar kuru üzerinden hesaplarsak, bu miktar yaklaşık 62 milyar dolara karşılık gelir. Şimdi bu rakamları şunlarla karşılaştırın:

Maliye Bakanı Berat Albayrak ne demişti? “Ekonomik İstikrar Kalkanı adımlarımızın maddi tutarı 240 milyar TL’ye ulaşmıştır… Eğer bazı ülkeler gibi ekonomik büyüklüğünü çarpan etkisiyle ifade etmemiz gerekirse, bu rakam 525 milyar TL‘yi bulmaktadır”.

Demek ki, bütçede öncelikler hemen değiştirilerek bu paralar patronlara akıtılmayıp en azından bir yıl boyunca işsizlik sorununun çözümünde kullanılabilirdi. Ama dahası var.

2019 İşsizlik Fonu’nda toplanmış olan 131 milyar lira var. Hem de işçinin parası. Öte yandan, 2020 yılı bütçesine yol, köprü gibi geçiş garantili inşaatları gerçekleştirmiş olan müteahhit firmalara yapılacak garanti ödemeleri için 18,9 milyar lira konmuş; bu ödemeler derhal durdurulmalı. Bankacılık sektörünün bu yılın Mart ayındaki net kârı ise 16 milyar lira; bunlar, işçi ücreti ödemeleri olarak devlete aktarılmalı.

En önemlisine geliyoruz: Türkiye’nin devlet olarak patronların yararına yaptığı dış borcun toplamı yaklaşık 650 milyar lira. Bu yılın ilk beş ayında ulusal ve uluslararası tefecilere 65 milyar lira faiz ödendiğini unutmayalım. Dış borç ödemesine derhal son verilmeli.

Kim yapabilir?

Ülkedeki işsizliği yok edebilmek ve insanlara onurlu bir hayata adım atmalarına imkan sağlayabilmek için mevcut işlerin tüm çalışabilen nüfus arasında bölüştürülmesi uygulamasını, elbette kendi yandaşlarına, ülke kaynaklarını ellerinde bulunduran patronlara milyarlarca kredi aktaran bir hükümet yapamaz. Zira bu çözüm politik bir çözümdür, bir politik tercih meselesidir.

Bu denli bariz ve gerçekçi bir çözümü ancak işçi ve emekçileri temsil edebilecek bir hükümet uygulamaya koyabilir. İşçiden, emekçiden yana, onların denetiminde bir merkezî ekonomik planlamayı yürürlüğe koyabilecek bir hükümete ihtiyaç var bunun için.

Ama her şeyden önce bu öneriyi işyerlerimizde, sendikalarımızda, tüm emekçiler arasında yaygınlaştırmamız, tartışmamız gerekiyor. Tüm işçi ve emekçi örgütleri, sendikalar, işyeri temsilcilikleri, komiteler; hep birlikte bu öneriye sahip çıkıp ortak bir mücadele başlatırsak, çözüm yolunda ilk adımı atmış oluruz. Aksi takdirde unutmayalım, bugün çalışmakta olan her bir emekçi, yarın kendisini İş Bulma Kurumu’nun kapısında bulabilir.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.