Dolar yükselmiyor lira eriyor

Tüm veriler gösteriyor ki bir ekonomik krizin tam ortasındayız. Pandemi zaten var olan kriz dinamiklerini hızlandırdı. Ekonomi politikasında şu ana kadar bir değişim olmadığı gibi halının altına süpürülen tüm pislikler o kadar çok birikti ki taşma eğilimine girdi. Artık günü kurtaran ekonomik makyaj tutmuyor.

Gelecek kuşakları büyük bir borç yükü altında bırakma pahasına, inşaatla ve yap-işlet-devret (YİD) modeliyle yapılmış alt yapı projeleriyle ekonomik büyüme süsü veren Türkiye, bu sürdürülemez gidişata pandemi süresince daha da sarıldı. Faizi bilinçli bir biçimde enflasyona ezdiren (eksi reel faiz) ve para basarak Türk Lirası (TL) saçan para politikasının TL’nin gittikçe değersizleşmesine yol açacağı bilinmesine rağmen bu politika ısrarlı bir biçimde sürdürüldü.

Bu para politikasının tüm yan etkilerine rağmen sürdürülmesinin ardında sadece kredi mekanizmasının çalıştırılabilmesi yatıyor. İnsanlar borçlanarak da olsa tüketebilsin hedefiyle herkese düşük faizli bol kredi kullanarak para saçmak, enflasyonu hızlandıracağı gibi parayı pul etmek dışında uzun vadeli bir işe yaramaz. Tüketim artarsa ekonomi büyür ve enflasyon azalır mantığı, ekonomisi dışarından gelecek paraya ve ithalata bağımlı, büyük bütçe ve cari açığa sahip bir ülkede gerçekçi değil. Herkes bunun farkında. Elinde TL olanlar bu değersizleşme karşısında tüm parasını altına ya da dövize çeviriyor. Şu an tüm ülkedeki banka mevduatlarının yarısının döviz olması değil yabancı yatırımcının, bu ülkedeki insanların bile TL’ye güvenmediklerini gösteriyor. 

Yazarın diğer yazıları

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), aslında olmayan ama takas işlemleriyle şişirilmiş döviz müdahaleleriyle iki ay boyunca doları 6,85 seviyesinde tuttu. Fakat dalgalı kur rejimlerinde bu durumun suni ve sürdürülemez olduğu açıktı. Sınıra gelindi ve iplerin kopmasıyla dolar birkaç gün içinde 7,36 avro da 8,71 seviyelerinde rekor tazeledi. TCMB’nın, BDDK ve bankaların yönetimleriyle yaptıkları toplantı sonucu, 10 Ağustos’tan itibaren piyasadan TL çekmeye dönük karar alması sonrası dövizin harareti biraz düştü. Eğer ki faiz artışı gelirse daha da düşer, fakat bu sefer kredi tüketimi de düşecektir. Bu ikilem karşısında hangi yolun izleneceğini göreceğiz.

Dünya ekonomisi komplo teorileri üzerinden dönmez. İktidar, hayali düşmanlar yaratarak kendi beceriksizliklerini kapatma yoluna gitmeye devam ediyor. Daha önce “Londra saldırısı” söylemiyle kendini gösteren bir hayali düşman söylemi bugün, “ekonomimiz çok iyi, bunlar yurt dışı kaynaklı saldırılar” şeklinde devam ediyor. Bu konuda daha önce yazdığımız bir yazıda şöyle demiştik: “Her şeyden önce eğer ki dalgalı döviz kuru uyguluyorsanız döviz üzerinde spekülasyon yapmaya izin veriyorsunuz demektir. Bu kumar oyunundan çıkış için önünüze hiçbir program koymayan iktidar, dış saldırı kılıfıyla suçu başka adreslere atıyor. Ya emperyalist düzenden devrimci bir şekilde kopacaksınız ya da onun kuralları tabii olacaksınız. Bunun dışındaki alternatiflerin hepsi tâlidir.

Pandemi sürecinde var olan hiçbir sorunu gerçek anlanda çözmek için bir adım atmayan hükümet, krizi sermaye sınıfının lehine çevirebilmek için adımlar atmaya devam ediyor. YİD modeliyle yapılan alt ve üst yapılara hız vererek ve hazinenin yükü arttırılarak sermayeye kaynak sağlanıyor. Bunun dışında varlık fonunu ipotek altına alarak borç bulma ya da işçi sınıfının kıdem tazminatına el koyma gibi yöntemler de deneniyor. Hepsi de bugünü ve geleceği satmak anlamına geliyor. Sermayenin kriz karşısında ezilmemesi için ülkenin geleceği çalınıyor. Yapısal ve radikal kararlar alınmadan krizden bir çıkış yolu yok. Defalarca emekçiler için kaynağın var olduğunu söyledik. Sadece YİD yapılarını kamulaştırmak bile milyarlarca TL anlamına gelir. Bir kerelik bile olsa en zenginlerden servet vergisi almak, emekçilere asgari bir yaşam standardı sağlamaya yeter. Fakat bu kumar ekonomisi içinde kalındığı sürece uzun vadeli sorunlar çözülemez. Tüm spekülatif alanlar (borsa, dalgalı kur, serbest sermaye hareketleri) gerçek anlamda ilgâ edilmelidir. Bunun için sermayeye çalışan değil, emekçilere çalışan bir hükümete ihtiyacımız var.

Yorumlar kapalıdır.