28 Eylül yasal kürtaj ve kadın sağlığı için uluslararası mücadele günü: Haklarımız vazgeçilmezdir!

125

İlk olarak 1990 yılında Latin Amerika ve Karayipler’de kürtajın yasallaştırılması ve suç olmaktan çıkarılması için uluslararası eylem günü olarak ilan edilen 28 Eylül için bu yıl da kadınların kürtaj mücadelesi çağrısı devam ediyor. Türkiye’de kürtaj yasal olmasına rağmen kürtaja erişimde engellerle karşılaşılıyor ve fiili bir yasak söz konusu. Dolayısıyla yaşam hakkımız için yasal, ücretsiz ve güvenli kürtaj talebi ve Türkiye’de kadın mücadelesinin aktif bir parçası olmayan 28 Eylül günü aslında bizler için de bir anlam ifade ediyor. İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’den kadınların 28 Eylül için yayımladığı deklarasyonun çevirisini okurlarımızla paylaşıyoruz.

COVID-19 pandemisi, kapitalist-emperyalist sistemin dünya çapındaki krizinin büyüklüğünü ortaya koydu. Bu sistemin doğanın talanı, yeni salgın hastalıkların ortaya çıkması, özellikle emekçi kadınları ve emekçi halk kesimlerini etkileyen sefalet ve eşitsizliğin artışı gibi sonuçları olan birikim modelinin bizler için yol açtığı felaketi açığa çıkardı. Pandemi ve ekonomik krizin birleşimi; yoksulluğun giderek kadınlaşması, kadınların üzerine yıkılan bakım emeği yükünün daha da artması, cinsel şiddetin ve kadın cinayetlerinin katlanarak çoğalması ve kadınların cinsel sağlık hakkı da dahil olmak üzere sağlık haklarına erişimlerinin kısıtlanmasıyla ataerkil kapitalist sistemin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini tüm boyutlarıyla artırdığını iyice gözler önüne serdi.

Virüsün kendisi ülke, cinsiyet veya sosyal sınıf ayrımı yapmıyor olabilir, ancak toplum sağlığı ve yaşamı üzerindeki etkileri tam olarak bu ayrımları gözetiyor. Zaten tam da bu yüzden kapitalist hükümetler “ekonomiyi kurtarmak” için farklı stratejiler ararken, gün geçtikçe daha fazla işçi karantinada kalmalarını sağlayacak sosyal koruma önlemlerinin eksikliği nedeniyle çalışmaya zorlanıyor, enfekte oluyor ve hayatlarını kaybediyorlar. Örneğin, Fernandez yönetimindeki Arjantin’de ya da Piñera yönetimindeki Şili’de zorunlu olmayan sektörlerde çalışan milyonlarca işçi, toplu taşıma araçlarında, fabrikalarda ve işyerlerinde enfekte olmaya devam ediyor. Aynı durum López Obrador’un Meksika’sı, Bolsonaro’nun Brezilya’sı veya Moreno’nun Ekvador’u gibi sıhhi izolasyon önlemlerinin uygulanmadığı ve kendilerini korumayı seçenlerin açlık ve işten çıkarılma tehdidi ile karşı karşıya kaldığı ülkelerde de geçerli. İspanya Devleti’nde ise Sánchez-Iglesias koalisyonu da, özerk hükümetler de işçilerin hayatlarını tehlikeye atmayacak şartlarda işe geri dönmeleri için gerekli sağlık koşullarını garanti edemediğinden, meyve tarlalarında hasat sırasında ve de şimdi okulların yeniden açılmasıyla gördüğümüz gibi, salgın emek kaynaklı olarak yeniden büyüyor.

Bugün, özelleştirilen ulusal sağlık sistemleri döneminde yaşıyoruz ve bunun sonucu olarak, işçilerin aşırı sömürüsüyle zar zor ayakta kalan ve pandemiyle mücadelenin ön saflarında çoğunlukla kadın doktor ve hemşirelerin bulunduğu halk sağlığı hizmetleri çökmüş durumda. Diğer yandan özel sağlık hizmetleri toplumun sadece küçük bir kısmına kaynak olarak sunulduğundan emekçi halk kesimleri, kayıtdışı göçmen nüfus, kayıtdışı işçiler ve yoksul mahallelerde yaşayanlar arasında ölümler artıyor. Bu durum, en yüksek ölüm oranlarının özel sağlık sektörü masraflarını karşılayamayan siyahi ve Latin nüfusu içerisinde görüldüğü Trump’ın başkanlığındaki Amerika Birleşik Devletleri’nde oldukça belirgin.

Ancak pandeminin tek ciddi tarafı bu değil, çünkü COVID-19 sayıları medyanın manşetlerinde yer alırken, pandemi faklı şekillerde de kurban veriyor. Bunlardan biri güvenli olmayan kürtaj. Guttmacher Enstitüsü’nce 2020 Nisan ayında yapılan bir araştırmaya göre, cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerine erişimde yalnızca %10’luk bir azalma gibi oldukça muhafazakâr bir tahminde bulunursak bile bu, 2020 yılında dünya çapında yaklaşık 49 milyon kadının daha güvenli doğum kontrollerine erişime sahip olamaması ve bunun sonucunda pandeminin ilk yılında 15 milyon istenmeyen gebeliğin meydana gelmesi anlamına geliyor. Benzer şekilde, bu yıl çoğu en yoksul ülkelerde olmak üzere tahminen 3 milyondan fazla güvenli olmayan kürtaj gerçekleşmiş olacak. Ve gizli kürtaj yüzünden yaşanan hamile kadın ölümleri 28.000’lere kadar artacak. Zorunlu karantina önlemleri çerçevesinde hane içi cinsel istismarın artması aynı zamanda bu sorunu da büyütüyor.

COVID-19 salgınının devam ettiği bu yıl boyunca cinsel sağlık, üreme sağlığı ve kürtaja erişim hakkı pek çok farklı şekilde ihlal edildi ve edilmeye devam ediyor. Sağlık sistemlerinin öncelikli olarak COVID-19 vakalarını ele alacak şekilde yeniden şekillendirilerek tüm sağlık sorunlarının, özellikle de koruyucu önlemlerin ve genel kamu sağlığının, bir kenara bırakılmasından, binlerce gebe kadının gebeliği sonlandırmak için başka bir yere seyahat etmesini engelleyen ülkeler veya şehirlerarası sınırların kapatılmasına kadar pek çok uygulama kürtaja erişimi zorlaştırdı. Örneğin, isteğe bağlı kürtaj yasasının 2010’dan beri yürürlükte olduğu İspanya Devleti’nde, sadece iki özerk bölge kürtaj olmak için randevu almadan önce bir sağlık merkezine şahsen giderek bir hekimle ön görüşme yapma zorunluluğunu ortadan kaldırmaya karar verdi. Bu da, hareketliliğin sınırlandırıldığı bu dönemde binlerce kadının kürtaj hakkının kısıtlanmasına neden oldu.

Diğer ülkelerde, örneğin ABD’de Teksas, Oklahoma, Alabama, Iowa, Ohio, Arkansas ve Louisiana gibi eyaletlerin Trump yanlısı valileri pandemiyi fırsat bilerek gebeliğin sonlandırılması hizmetini zorunlu sağlık hizmeti kapsamından çıkararak kürtaja erişimi kısıtlamaya veya yasaklamaya çalıştılar. Bu kısıtlama ve yasaklar ancak kürtaj yanlısı aktivistlerin ve organizasyonların çabaları sayesinde açılan davalar sonucu federal veya eyalet mahkemeleri ve yargıçları tarafından hükümsüz sayıldı. Yasal kürtaj hakkının 2018’de kazanıldığı İrlanda’da, isteğe bağlı kürtaj hizmetlerine ayrılan kaynaklar pandemiyle mücadeleye yönlendirilmeye başlandı. Ancak bu kısıtlamalarla bile bütçe aşıldı. Suudi Arabistan, Rusya ve Brezilya gibi dünyanın pek çok farklı bölgesindeki hükümetlerse, daha az risk kapsamındaki hamileliklerin ilaç yoluyla sonlandırılması hakkında bilgi veren web sitelerini yasakladılar; bunu da kadınların hakkı olan kürtajın sorumluluğunu üstlenmek yerine, sağlık sistemlerinin ilaçla kürtaj nedeniyle oluşabilecek olası komplikasyonlarla ilgilenemeyecek kadar yoğun olduğu bahanesini kullanarak yaptılar.

Orta Amerika ve Karayipler bölgesi ise dünyada kürtajın her koşulda suç sayıldığı birkaç ülkeden üçüne ev sahipliği yapıyor: Nikaragua, El Salvador ve Dominik Cumhuriyeti. Ek olarak, Maduro’nun Venezuela’daki sahte sosyalizm hükümeti, kürtaja ancak anne tehlikede ise izin veriyor. Panama gibi üç neden kuralının [1] mevcut olduğu diğer ülkelerde ise hükümetler, cezasız kürtajın önündeki engelleri artırmak için çeşitli önlemler almaya, hatta bu hakkı tamamen ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bu aynı zamanda Polonya’da yaşanan durumla da benzerlik gösteriyor.

Aynı şekilde, muhafazakâr ve dinci hükümetler ve kesimler de kadın seferberliklerinin karalanması ve kriminalize edilmesi yönünde ilerlemeye çalışıyorlar. İspanya Devleti’nde bu kesimler, ülkede salgının yayılma nedenini 8 Mart’taki kadın eylemlerinin üstüne yıkmaya çalıştılar. Türkiye’de ise Erdoğan, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nin geri çekilmemesini ve uygulanmasını talep eden kadın seferberliklerini hedef gösterdi ve baskılamaya çalıştı.

Ancak pandeminin etkisine ve kapitalist hükümetlerin dini kurumlar ile el ele haklarımızı elimizden alma ve mücadelelerimizin önünü kesme girişimlerine rağmen, feminist hareket, kadınların kendi hayatları ve kendi bedenleri üzerinde karar verme hakkını talep etmeye ve ayakta kalmaya devam ediyor. Bu çerçevede, örneğin Meksikalı kadınlar, sadece ülkenin farklı eyaletlerinde isteğe bağlı kürtajın suç olmaktan çıkarılmasını değil, aynı zamanda kürtajın tamamen yasallaşması ve hükümetin şiddete uğrayan kadınların barınmasını garanti altına alması taleplerini de yükseltiyorlar. Arjantin’de, hükümetin konuyu sürekli ertelemesine rağmen, yeşil dalgayı ateşleyen gücümüz, tıpkı Şilili, Brezilyalı, Perulu, Bolivyalı, Panamalı, Dominikli, Ekvadorlu, Nikaragualı kadınlar gibi dünyanın her yerinden kadınlarla birlikte yasal, güvenli ve ücretsiz kürtaj hakkı talep etmeye devam ediyor. Bu nedenle, kürtajın suç olmaktan çıkarılması ve yasallaştırılması için uluslararası mücadele günü ve kadın sağlığı için uluslararası eylem günü olan 28 Eylül’de diyoruz ki: Kürtaj nedeniyle tutuklanan, ölen ya da sakat kalan bir kadın daha istemiyoruz! Özelleştirmelere hayır diyerek, cinsel sağlık ve üreme sağlığı haklarımızı hiçbir kısıtlama veya ayrımcılık olmaksızın garanti altına alan bir halk sağlığı sistemini savunuyor ve oluşturulması için mücadele ediyoruz. Kadın sağlığı için mücadelemiz kapsamında 28 Eylül’de seferber oluyoruz.

Emekçi kadınları, öğrenci kadınları ve aktivist kadınları dünya çapında seferberliklerini sürdürmeye çağırıyoruz. Salgının, hükümetler tarafından temel haklarımıza saldırmak, onları kriminalize etmek ve bastırmak için bir bahane olarak kullanılmasına izin veremeyiz. Kazanılmış haklarımızdan geri bir adım bile atmamalı ve daha fazlası için mücadele etmeliyiz. Tüm kadınlar ve hamile kalabilen bireyler için yasal, güvenli, ücretsiz ve isteğe bağlı kürtaj hakkını talep ediyoruz. 28 Eylül’de tüm kapitalist hükümetlerden bağımsız olarak büyük bir mücadele günü düzenleyelim. Trump, Bolsonaro veya Erdoğan gibi en gericilerden Fernández ve López Obrador gibi iki yüzlü söylemlerde bulunanlara kadar, tüm hükümetler kadın haklarının karşısında duruyor. Bizi kemer sıkma politikalarıyla, cinsiyetçi şiddet ve merdiven altına itilen uygulamalarla öldürmeye çalışıp büyük kapitalistlerin ekonomilerinin ve dini kurumların arkasında duruyorlar. Bu nedenle, emekçi kadınların kapitalist hükümetlerden bağımsız örgütlenmesini yükseltmeye, hakkımız olanları alana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Haklarımız esastır!

  • Kadın mücadelelerinin kriminalize edilmesine son verilsin! Kürtaj nedeniyle bir kadının daha tutuklanmasına ya da ölmesine tahammülümüz yok!
  • Karar verebilmek için cinsel eğitim, kürtajı önlemek için doğum kontrol yöntemlerine erişim ve ölmemek için yasal kürtaj istiyoruz! Güvenli ve ücretsiz yasal kürtaj, şimdi!
  • Din ve devlet birbirinden ayrılsın!
  • Dış borçların ödenmemesi ve büyük sermaye sahiplerinden servet vergisi alınması yoluyla halk sağlığı bütçeleri derhal arttırılsın! Bütünlüklü, evrensel ve feminist kamusal sağlık sistemleri oluşturulsun!

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal

21 Eylül 2020

[1] Detayları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de gebeliğin cezasız sonlandırılmasına dair üç neden kuralının genel hatları şu şekildedir: 1. Gebelik kadının hayatını tehlikeye atıyorsa, 2. Fetüsün yaşama şansının olmadığı durumlarda, 3. Tecavüz nedeniyle yaşanan gebeliklerde, gebelik cezasız sonlandırılabilir. (ç.n.)

Yorumlar kapalıdır.