Vatan yahut Aliyev’in parmağı

275

Azerbaycan ve Ermenistan arasında 25 yılı aşkın süredir devam eden Dağlık Karabağ anlaşmazlığı, bu yılın temmuz ayında yeniden başlayan çatışmalar ve eylül ayı sonunda Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’a askeri operasyona başlamasıyla yeni bir boyut kazanmıştı. İki aya yaklaşan çatışmaların ardından, geçtiğimiz günlerde Dağlık Karabağ’ın kontrolünü elde tutabilmek için kritik önemde olan Şuşa kentinin Azeri kuvvetleri tarafından ele geçirilmesi üzerine Ermenistan ordusunun yenilgisi kesinleşmiş oldu.

Bunun üzerine, Azeri ordularının Dağlık Karabağ’ı tamamen kontrol altına almasını beklemeden Rusya’nın arabuluculuğunda yeni bir ateşkes anlaşması imzalandı. Azeri orduları sahada Ermeni ordusuna karşı açık biçimde üstünlük kurmuşken ateşkes ilan edilmiş olması herhangi bir askeri doktrinle açıklanamaz. O halde sorulması gereken soru şu: On binlerce insanın yerinden edilmesine ve yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine sebep olan bu son savaş ne içindi?

Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre piyesinden fırlamış bir vatan retoriğinin altında yatan gerçekler, işlerin basitçe “vatan savunması” ile açıklanamayacağını gözler önüne seriyor. 2003 yılında babasının yerine devlet başkanı “seçilmeden” hemen önce zamanın vergi bakanı Fazıl Memedov’un kurduğu Ata Holding aracılığıyla offshore imparatorluğunun temellerini atan Aliyev hanedanlığı, bugün başta altın, petrol ve doğalgaz olmak üzere ülkenin tüm doğal kaynaklarını kapsayan bir offshore imparatorluğunun da kontrolünü elinde tutuyor. İşin Türkçesi, Azerbaycan halkının tüm zenginliğini, kendi yönettikleri devletin vergisinden de kaçırarak yurtdışında kurdukları şirketlere aktarıyorlar.

İşte, Aliyev’in zafer edasıyla televizyonlardan salladığı parmağın hikâyesi buradan başlıyor. 30 yıla yaklaşan, Azeri halkından çaldığı yeraltı ve yerüstü zenginliklerini emekçi halkların çıkarına değil, kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek için egemenlik haklarından dahi taviz vermekte beis görmeyen bir hanedanlık bu…

Rus oligarklarıyla göbekten bağlı Aliyev hanedanlığının, Rusya’yı karşısına almak pahasına savaşı sürdürmesi ve Dağlık Karabağ’ı tamamen kontrol altına alması işte bu yüzden mümkün değildi. Yani Aliyev, yalnızca kazanamayacağı bir savaşa girmemekle yetinmedi. Kendi çıkarları doğrultusunda Rusya’ya daha fazla taviz vererek karşılığında makyajlanmış bir zafer elde etmiş oldu. İşin diğer bir yüzü daha var: Dağlık Karabağ’ın Rusya’nın çıkarlarıyla çatışacak biçimde tümüyle Azerbaycan kontrolüne geçmesi, Ukrayna’dan Güney Osetya’ya kadar tüm Kafkas bölgesinde hakim durumda olan Rus oligarkları ile ilişkilerin koparılması, yani dünyanın sayılı zenginlerinden biri olan İlham Aliyev ve ailesinin fiili bir ambargoyla karşı karşıya kalması ve hatta yolsuzluk skandallarının ayyuka çıkması sonucunu doğurabilirdi. Bu sebepten ötürü, son çatışma, Rusya’nın devreye girmesiyle “aniden” bitiverdi. Bu müdahale ile birlikte savaş, Dağlık Karabağ’daki statükonun Azerbaycan lehine esnetilmesi ve AB yanlısı politikalarıyla bilinen Paşinyan hükümetinin cezalandırılması ile sonuçlanmış oldu.

Söz konusu “tavşana kaç, tazıya tut” politikası ile Rusya’nın on yıllar sonra “ateşkesi gözetmek amacıyla” Dağlık Karabağ ve meşhur Nahçıvan koridoruna neredeyse bir kolordu büyüklüğüne ulaşması beklenen hava ve kara birliklerini yerleştirmesi, yine Rusya’nın yıkımın eşiğine gelen Ermeni ordusunun yeniden kurulması için milyar dolarlık silah sevkıyatını başlatması ile Rusya bu çatışmadan “kazançlı” çıkmış görünüyor. Tüm bunların yanında anlaşmanın Azerbaycan ve Türkiye medyasında “zafer” olarak gösterilmesi gerçekliği saklamaktan başka bir şey ifade etmiyor. Azerbaycan ve Ermenistan halklarının omuzlarında taşıdıkları hanedanlıkların çıkar çatışması, Rusya ve Türkiye’nin yayılmacı politikaları ile birleşince son savaşın bedelinin maddi ve manevi olarak emekçi halkların omuzlarına yükleneceğini söylemek yanlış olmaz. Kısacası, bölgenin kesin ve kalıcı bir barışa ulaşabilmesi için, yabancı güçlerin askeri ve iktisadi kapitülasyonlarına son vermek ve tüm zenginliğin yine bölge halklarının çıkarına kullanılabilmesi için atılması gereken zorunlu bir ilk adım olacaktır.

Yorumlar kapalıdır.