Uygur halkının savunulması işçi sınıfının görevidir

397

Diktatörlük rejimlerinin, ülkelerindeki demokratik kitle hareketlerini itibarsızlaştırmak için kullandıkları bir yöntem, baskıcı sisteme karşı bu mücadelelerin “dış güçler tarafından yönlendiriliyor” olduğunu iddia etmeleridir. Tabii onlara göre mücadele edenler de teröristlerdir.

Aynı şey, Çin devletinin batı kesimindeki Sincan bölgesinde yaşayan yaklaşık 11 milyon Uygur’un başına gelmiş durumda. Türk asıllı Müslüman bir halk olan Uygurlar tarihte hep başka devletlerin hakimiyeti altında kalmışlar. Önce Moğollar, ardından Çin İmparatorluğu ve Rus Çarlığı. 1912’de Çin’deki Çing Hanedanlığı’nın yıkılarak yerine Cumhuriyet rejiminin kurulmasından sonra, ve özellikle 1917’de Rusya’daki işçi devriminin ardından Uygurlar’da kendi kaderlerini tayin etme hakkını kazanma doğrultusunda bir umut belirmişse de Çin devleti Sincan’ı baskısı altına alarak bölgeyi “Çinlileştirmeye” girişti. 1949’da Mao’nun önderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla Sincan bir “otonom bölge” olarak tanınmışsa da (1955), Uygurlar Maocu-Stalinist Çinli yöneticilerin egemenliği altında kalmaya devam ettiler.

Bugün artık lafta da olsa sosyalist olmaktan çıkıp kapitalist bir devlet haline gelmiş olan Çin, demokratik ve ulusal haklarını talep eden Uygurlar üzerinde aynı baskı politikalarını uygulamaya devam ediyor. Üstelik bugün Çin devletinin Sincan üzerindeki egemenliği klasik bir sömürgecilik olmaktan çıkıp emperyalist bir hakimiyet haline gelmiş durumda. Çin yönetimi Uygurları ucuz (neredeyse köle) emek gücü olarak kullanmanın yanı sıra, Sincan bölgesi Çin’in emperyalist İpek Yolu projesi üzerinde bulunduğundan bölgede herhangi bir bağımsızlıkçı harekete izin vermek istemiyor.

Çin yönetimi Uygurları ve bölgede yaşayan diğer Müslüman azınlıkları (Kazaklar ve Kırgızlar) dünyaya “İslamcı teröristler” olarak sunarak bölgedeki baskılarını meşrulaştırmaya çalışıyor. Binlerce Uygur’un “yeniden eğitilmek” gerekçesiyle toplama kamplarında tutulduğuna dair raporlar bulunmakta. Bu “yeniden eğitimin” amacının çoğu yerde insanları dinsel inançlarından vazgeçirmeye ve Çin kültürünü benimsetmeye yönelik olduğu belirtiliyor. Bu baskı cehenneminden kaçmayı başaranlar uluslararası kuruluşlara tanık oldukları işkence ve cinayet uygulamalarını anlatıyorlar.

Pek çok devlet, Çin ile olan ekonomik ilişkilerinden ötürü soykırım düzeyine varan bu baskıları dillendirmekten, protesto etmekten dikkatle kaçınıyor. Aynı şekilde RTE yönetimi de Çin rejiminin bu baskılarını görmezlikten gelmeyi yeğliyor.

Uygur halkının demokratik haklarının savunulması ve onların kendi kaderlerini tayin hakkının desteklenmesi, kapitalist çıkarları için her türlü dinsel ve etnik ideallerini satmaya hazır olan İslamcı gericilerin ve Türkçü faşistlerin hayırseverliğine bırakılamaz. Herhangi bir halkın olduğu gibi Uygur halkının da bağımsızlık mücadelesinin desteklenmesi görevi her şeyden önce işçi sınıfına düşer.

Bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işçi ve emekçi örgütlerini, Uygur halkının yaşamakta olduğu baskıları teşhir etmeye, bu halkın demokratik haklarını savunmaya ve Sincan’ın bağımsızlık mücadelesini desteklemeye davet ediyoruz.

Yorumlar kapalıdır.