İklim Zirvesi: Sorunlar, vaatler ve çözüm

180

Biden’ın 40 ülke liderine iklim zirvesinde buluşmak üzere yaptığı çağrı, başkanların yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşları, çevreciler, siyasi partiler ve hatta çeşitli disiplinlerden Nobel ödülü almış kimselere kadar geniş bir alanda gündeme geldi. 22 Nisan’da gerçekleşen çevrimiçi zirvede, aralarında Erdoğan’ın da bulunduğu katılımcılar iklim krizine karşı öncesinde sunmuş oldukları vaatleri genişleterek yeni taahhütlerde bulundular.

İklim krizi niçin burjuvazinin gündeminde?

Atmosferdeki kimi kirletici gazların (sera gazlarının) artışının doğrudan bir sonucu olarak küresel bir iklim krizinin içerisinde olduğumuz herkesin malumu. Bu gerçek, bilim camiasında reddedilemez bir boyuta ulaştığı gibi artık kitleler tarafından da yoğun bir hoşnutsuzluk dalgası ve yıkıma karşı bir direnişle karşılanıyor. Dünyanın dört bir yanında iklim değişikliğinin acısını birinci derecede yaşayan ve en büyük seferberliklerin başını çeken yoksul kitleler, kadınlar, gençler, öğrenciler iklim değişikliğine karşı hükümetleri suçlayıp ses çıkarıyorlar. Sonuç olarak hükümetler de bunu artık görmezden gelemiyor. Biden’ın başkanlık seçim kampanyaları sırasında iklim değişikliği ile mücadeleye geniş yer vermesi ve ilk uluslararası çağrısının iklim gündemli oluşunu bu kapsamda okumak yerinde olur.

Biden’ın söylediği

Bir önceki ABD Devlet Başkanı Donald Trump “küresel ısınmaya inanmadığı” doğrultusundaki açıklamaları ile biliniyordu. Hatta küresel ısınma hakkındaki ilk bilimsel ispatları sabote edip, yıkımı ispatlayan çeşitli bilimsel çalışmalara karşı lobileri yönettiği bilinen Exxon Mobile’ın eski CEO’su Tillerson’u dışişleri bakanı olarak atamıştı. Trump’ın bu çizgisi ile kıyaslayacak olursak Biden’ın “çevreci” söylemleri Amerikan politikasında bir değişikliğe işaret ediyor olabilir mi?

Biden, zirvede ABD altyapısında büyük değişikliklere gidilerek temiz enerji kaynaklarından elektrik elde edileceğini, tüm enerji ihtiyacının bu şekilde karşılanacağını, bu sayede karbon salınımının 2015 yılına kıyasla 2030 yılında yarı yarıya azalacağını, nihayet 2050 yılında da sıfıra ineceğini duyurdu. Obama döneminde 2030 hedefi yüzde 26-28 oranında azalma idi.

Zirvedeki diğer vaatler

Karbon salınımının azaltılması konusunda en radikal vaat Çin’den geldi. Çin, 2030 yılı için önceden yüzde 30 olan azaltma hedefini yüzde 55 olarak güncelledi. Hem de bu azalmayı 2015 yılı değil, 1990 yılına göre yapacağını dile getirdi (Çin 1990 yılında bugünkü salınımının ancak dörtte birini yapmaktaydı.) Kanada yüzde 40-45, Japonya ise (2013 yılını baz alarak) yüzde 46 oranında azalım vaadinde bulundu. Sorunu küçümseyen çıkışlarına rağmen Boris Johnson dahi Britanya’nın dünyaya öncülük edeceğini vurgularken 2035 yılına kadar karbon emisyonlarını yüzde 78 oranında azaltacaklarını söyledi.

Vaatlere katılan Erdoğan da katkı için fidan dikimi, millet bahçeleri ve eşi Emine Erdoğan’ın sorumluluğundaki sıfır atık projesini ön plana çıkartırken sera gazı salınımı için yüzde 21’e varan bir hedefi işaret etti. Karadeniz’de büyük yıkımlar yaratan hidroelektrik santrallerle övündü.

Zirve niçin umut vermiyor?

Bunca vaade rağmen zirvenin umut verici olduğunu iddia edebilen bir odak yok. Çünkü vaatlere dair hiçbir somut program sunulmadı. Bu taahhütlere uyulmaması halinde ortada ciddiye alınır tek bir yaptırımın bulunmadığı da aşikâr.

Kapitalistler sonunu çözmek istemiyor mu?

Meseleyi bir niyet sorunu olarak kavramak hatalı olur. Burjuvazi, kitlelerde hoşnutsuzluk yaratmayacak bir sömürü düzeni kurabilseydi bunu tercih ederdi. Ancak sorun şu ki, kapitalist sistem bu tip tercih özgürlüklerine sahip bir sistem değil.

Kapitalist sistemin temel mantığı, motor gücü birikim sağlamak ve daha çok kâr etmek olduğu için sistemin kendisi yıkım yaratmadan yaşayamıyor. Atılan hiçbir adım, sistemin daha çok ve daha hızlı şekilde kâr etme güdüsünü dizginleyemiyor. Masum görünen cep telefonlarının üretimi dahi bunu açıklayabilir. ABD merkezli firmalar koca Asya’nın bir ucundaki madenleri çıkarıp bir diğer ucunda işliyor, Güney Amerika’da montajını yapıp vakit kaybetmeksizin AB ülkelerine satıyor. Bu yolculuk sistemin bir krokisini çıkarıp en hızlı taşımacılık yöntemlerine ve dolayısıyla da fosil yakıtlara bağlılığını gözler önüne seriyor.

Çözüm nerede?

Fosil yakıtlara olan bağımlılığın sonlandırılması gezegende canlılığın sürebilmesi için elzem. Ama bunu yapmak, gerçekleşmeyecek vaatlerin ardına sığınarak mümkün olmuyor. Çokuluslu tekellere yönelik yaptırımlarda bulunulmaksızın sorunun çözümü mümkün değil. Bu sebeple iklim krizine karşı gerçekçi bir çözüm için öncelikle tüm enerji ve taşımacılık sektörünün kamulaştırılarak çevre dostu bir biçimde yeniden planlanması önümüzde tek seçenek olarak duruyor.

Yorumlar kapalıdır.