Ormanlar yandı, dereler taştı, ya sonra?

242

Temmuz ve ağustos aylarında yüzlerce orman yandı. Manavgat yangını Türkiye’de yaşanmış en büyük orman yangını oldu, Türkiye genelinde yanan toplam alan miktarıyla da rekor kırıldı. Bu yangınların çoğuna vaktinde ve gerekli müdahale yapılmadı. Örneğin, son olarak Dersim’de yanmaya terk edilen ormanlara 12 gün sonra havadan müdahale edildi.

28 Temmuz’da, tam da yangınlar olurken Resmi Gazete’de Turizmi Teşvik Kanunu yayımlandı. Bu kanunla ormanlar “kamu yararı”na turizme açılabilecek, yatırıma açılacak bölgeyle ilgili kararı da yine Tek Adam verecek. Ormanlık alanların turizme açılması için artık yanmasına gerek bile olmadığı halde bu kanunun kimin çıkarına hizmet edeceğini merak ederken, Muğla-Milas’taki Akbelen ormanına beşli çeteden Limak Holding girdi. Kömür madeni ocağı açmak için ağaçları kesmeye başlayan Limak’ın bahanesi, yakındaki yangınların sıçramasıyla Akbelen ormanında çıkabilecek olası bir yangını önlemekti.

Ağustos ayında göz göre göre gelen bir diğer afet de seller oldu. Van, Kastamonu, Bartın ve Sinop’taki sellerin üzerinden daha birkaç gün geçmiş ve onlarca can kaybı yaşanmışken, 19 Ağustos tarihli Resmi Gazete’de Rize’de dere yatağı olan bir bölge için yapılaşma amacıyla acele kamulaştırma kararı verildi. Kastamonu-Bozkurt’ta olduğu gibi sel felaketlerinin başlıca nedenleri arasında dere yatağında yapılaşma ve HES’ler olmasına rağmen, iktidar mevcut imar politikalarından da HES’lerden de vazgeçmiyor. Yangından zarar gören köylüleri krediyle borçlandıran iktidar, sel olduğunda HES’lerine ve inşaat patronlarına sahip çıkıyor. Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin Bozkurt felaketinden sonra “Genelde HES’ler selin sebebi yerine bana göre mağduru oluyor. HES’ler negatif olarak etkileniyor,” sözü iktidarın bu önceliğini özetliyor.

Bir yandan iklim krizinin etkileri, bir yandan da yıllar içinde yaratılan çevresel yıkım ne yazık ki hayatımızın bir gerçeği artık. Yangınların, sellerin, depremlerin felaketle sonuçlanmasının sorumluları ortada. Yaşadıklarımız artık doğal afetin ötesinde; tedbirsizlik, plansızlık, denetimsizlik ve ihmalkârlıkla göz göre göre gelen felaketler. Çünkü AKP’nin iklim, çevre ve afet politikaları kâr amaçları etrafında şekilleniyor. Çünkü patronlar doğal afetleri ve iklim krizini fırsata çevirmek için can atıyorlar. Peki bundan sonra ne olacak? Bu yıkımın karşısında doğadan ve emekçiden yana bir planlama talep etmekten, bunun için örgütlenip mücadele etmekten başka çaremiz yok.

Fotoğraf: Kazım Kızıl

Yorumlar kapalıdır.