Fransız sömürgelerinde antiemperyalist mücadele yükselirken, reformist Mélenchon Fransız Guyanası’nı ziyaret etti

613

Kasım ayının son haftasında, Burkina Faso’nun kuzey bölgesinin en büyük kenti Kaya’da, ülkedeki Fransız varlığına karşı protestolar düzenleyen kitleler 60 araçlık ve 100 askerlik bir konvoyu günler boyunca yolda tutarak “rehin aldı”. Bu konvoy, Fransız emperyalizminin Barkhane Operasyonu kapsamında Fildişi Sahili’nden Afrika’nın batısındaki Nijer’e silah taşıyordu. Fransa Barkhane Operasyonu’nu 2014’te İslamcı gruplara karşı başlatmıştı. Bu operasyonun karargâhı bugün Çad’da bulunmakta. Bu operasyon aracılığıyla Fransız emperyalizmi Afrika ile Ortadoğu’daki, ama özellikle de Sahel bölgesindeki ekonomik ve askerî ayrıcalıklarını muhafaza etmeye ve bunları derinleştirmeye çalışıyor.

Macron 2017’de Burkina Faso’yu ziyaret ettiğinde şöyle konuşmuştu: “Fransız askerleri hakkında yapmanız gereken tek şey var: Onları alkışlayın.” Ancak sömürge halklarının tercihi, bu işgalci askerleri alkışlamaktan yana değil. Sadece Burkina Faso’da değil, Mali ile Nijer’de de Fransız askerî varlığına dönük kitlesel hoşnutsuzluklar dışavurulmuş durumda. Bunun başlıca iki sebebi var: 1.) Fransız emperyalizminin varlığı cihatçılığı zayıflatmıyor, aksine güçlendiriyor ve 2.) bu emperyalizmin yeraltı ve üstü kaynaklarını kendi çokuluslu firmaları aracılığıyla sömürüye tabi tutması, bölge halklarını ve emekçilerini yoksulluğa ve kıtlığa sürüklüyor.

Fransızca yayın yapan FranceInfo’ya bir eylemci şöyle konuşuyor: “Fransız ordusuna ihtiyacımız yok. Cihatçılara karşı kendimi savaşabiliriz.” Yoksul halkın gericiliğe karşı mücadeleyi kendi ellerine almak istemesi boşuna değil. Kasım ayının ortasında, ülkenin kuzeyindeki Inata’da yaşanan son terörist saldırı 20 kişinin canını aldı. 2005’ten bu yana Burkina Faso’da cihatçıların öldürdüğü insan sayısı 1000’i aşmış vaziyette.

Burkina Faso’da Fransız emperyalizmine karşı seferberlik patlak vermeden bir ay önce, yani Ekim ayının son haftasında, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) isimli reformist örgütün lideri Jean-Luc Mélenchon, bir başka Fransız sömürgesi olan Guyana’yı ziyaret ediyordu. Mélenchon, Macron’un seçildiği 2016 seçimlerinde, kendisinin önderlik ettiği LFI ile yüzde 19.58 oranında oy almıştı. LFI’nın kuruluşundan önceki 2012 seçimlerinde ise Mélenchon, Sol Parti (PG) ile Fransız Komünist Partisi’nin (PCF) ortak adayı olarak %11.10 oranında oy toplamıştı.

Mélenchon’un Guyana’ya ziyareti, sadece sömürgelerdeki mücadeleler yükselme eğiliminde olduğu için dikkate değer değil. Aynı zamanda, yine bir Fransız sömürgesi olan Yeni Kaledonya’da 12 Aralık’ta yapılacak olan bir bağımsızlık referandumu söz konusu. Yeni Kaledonya’nın bağımsızlığı 5 Mayıs 1998’deki ilk referandumdan beri gündemde; 12 Aralık’taki referandum ise üçüncüsü ve sonuncusu olacak.

Dolayısıyla Guadeloupe, Martinik ve Kanaki bölgelerinde, Fransız emperyalizmini tedirgin eden koyu bir huzursuzluk mevcut. Macron’un genel grevleri bastıran, Sarı Yeleklilere karşı Paris çatılarına keskin nişancılar yerleştiren, yoksulların bütün sosyal ve ekonomik haklarına kapsamlı bir saldırı başlatan ve Fransız ordusunun generallerini radyolar ve kamuya açık mektuplar üzerinden siyaset sahnesine davet eden bunak Bonapartizminin, sömürge halklarını Fransa’dan kopmamaları yönünde ikna etmekte kriz yaşadığı aşikâr. Bu nedenle bu krizi çözmek noktasında, Fransız emperyalizminin bir hizmetkârı olarak sol reformist Mélenchon’a büyük görevler düşüyor.

Mélenchon’un 20 ile 25 Ekim tarihleri arasında vuku bulan Guyana ziyareti ilginç bir seyir izledi: Mélenchon ilk olarak Guyana Uzay Merkezi’ni ziyaret etti, ertesinde Guyana Meclisi önünde bir konuşma yaptı, Ariane roketinin fırlatılmasında hazır bulundu ve daha sonra da Guyana’nın silahlı kuvvetlerinin birkaç operasyon tatbikatını takip ederek, bu kuvvetlere selamlamalarını iletti. Görüleceği üzere Mélenchon bir Fransız devlet görevlisi gibi karşılandı. Onun Guyana ziyareti, kendi siyasal hareketinin söz konusu sömürgedeki destekçileriyle bir buluşma değildi; sömürge valiliği ile Fransız devleti arasındaki üst düzey bir diplomatik jestleşmeydi.

Guyana Uzay Merkezi, Fransız emperyalizminin Guyana’nın zenginliklerini sömürmesinin hem merkezileştiği hem de sembolikleştiği bir kuruluş. Zaten Mélenchon’un katılımıyla uzaya fırlatılan Ariane roketi de, yörüngeye Fransız Silahlı Kuvvetleri’nin geliştirmiş olduğu bir iletişim uydusunu yerleştirmiş vaziyette.

Guyana’da 2017 yılında sarsıcı seferberlikler yaşanmış ve ülkenin Fransa’dan kopuşu gündeme gelmişti. Bu bağlamda 2017’den bu yana üzerinde çalışılmakta olan bir yasal süreç söz konusu. Mélenchon bu konuda da Fransız emperyalizminin çıkarlarını birinci plana koyarak, Guyana’ya anayasanın 74. maddesi uyarınca Avrupa Birliği’nde kalmalarını tavsiye etti. Latin Amerika’da bulunan Guyana 1946’dan bu yana AB üyesi sayılıyor ve para birimi de avro.

Mélenchon Guyana’dayken Peyi Radyosu’na verdiği röportajda, “Fransız toprak bütünlüğü” adına Brezilya ordusunu sınırları korumadığı için eleştirdi ve “yasalara, ülkelerin sınırlarına ve tabi vizelere saygı duyulması” gerektiğini kaydetti. Mélenchon’un silahlı kuvvetleri ziyareti ve silahlı kuvvetlerin helikopterleri eşliğinde kaçak altın madenciliğine karşı yapılan operasyonları havadan takibi de benzer derecede mide bulandırıcı şoven hezeyanlarla geçti. Guyana askerî güçleri, bölgedeki Fransız egemenliğinin temel aracı olma özelliğini taşıyor.

Fransa’nın “dünyanın en büyük ikinci denizler bölgesine” sahip olmasından gururlanan Mélenchon, aslında Fransız emperyalizmi adına ülke içinde hangi işlevi görüyorsa, dış politikada da o işlevi görüyor: Sahte sol söylemlerin arkasına sığınarak ve sömürülenler ile ezilen ulusları reformist vaatlerin peşine takarak, sömürge devrimlerinin ve Fransız devriminin sosyalist önlemlerini hayata geçirmesini engellemek. Mélenchon Fransız sömürgeciliği uğruna çalışarak, aynı zamanda sömürge halkları ile Fransız işçi sınıfını da birbirlerinden politik olarak koparmaya çalışıyor.

Fransız sömürgelerinin, demokratik devrimin görevleri aracılığıyla ulusal bağımsızlıklarına kavuşması, 20. yüzyıldan bugünlere miras kalmış olan bir görev. Ancak 1974 Portekiz Devrimi’nin de kanıtladığı üzere, sömürgelerdeki devrimler, daima fatihlerin evlerindeki altüst oluşları da gündeme getirir. Dolayısıyla Fransa’nın genel grevleri, Sarı Yelekliler hareketleri ve barikat savaşlarıyla, Fransız sömürgelerinde patlak veren halk seferberlikleri bir ve aynı mücadeledir. Enternasyonalistlerin görevleri ise bu bir ve aynı mücadelenin arasındaki sendikal ve politik köprüleri inşa edebilmektir.

***

Editörün önerdikleri:

Yorumlar kapalıdır.