Süleymancılara operasyon: Seçim sath-ı mailinde itaat ve biat arayışı!

Date:

Share post:

12 Eylül askeri darbesinin ana hedefi sermayenin önünü açmaktı. Bu amaçla örgütlü tüm toplumsal muhalefet güçleri hedef alındı. Emek hareketi tepeden tırnağa atomize edildi. Mücadeleci emek örgütleri en diri unsurlarından arındırıldı. Sınıf, öncüsünden koparıldı. Emek örgütlerinde bürokratik tahakküm için altyapı hazırlandı. Sol/sosyalist güçler paramparça edildi. Kürt siyasi hareketi temsilcileri olağanüstü bir siyasi baskıya maruz kaldı. Bizzat darbeciler eliyle boşalan toplumsal alanda dinci yapıların önü açıldı. Her türlü tarikatın, siyasal İslamcı oluşumun gelişimine yol verildi. Devrimci demokratik mücadele geleneği toplumun hafızasından silinirken yerine Türk-İslam sentezli ideolojik politik yeni bir anlayış empoze edildi.

Sıkıyönetim döneminde politik mücadele imkânları tamamen askıya alındı. Örgütlenme fiilen imkânsız hale getirildi. Buna mukabil dinci yapılanmalar bu kısıtlamalardan muaf tutuldu. Üç kişinin yan yana durması dahi sorun olabilirken çay ocaklarında, evlerde, çeşitli mekânlarda onlarca kişiden oluşan cemaat toplulukları gece yarılarına kadar dini sohbetler adı altında örgütlenme imkânı bulabildi. Camiler namaz vakti aralarında tarikatlar için korunaklı toplanma alanlarıydı. 1980 öncesi Akıncılar gibi çeşitli siyasal İslamcı örgütlerin mensupları askeri darbe sonrası yeni dönemde geniş hareket imkânına kavuştu. Bunların bir kısmı sonraki yıllarda Hizbullah gibi örgütlere evrilirken bir kısmı İBDA-C gibi oluşumlara dönüştü. Daha geniş bir kısmıysa kurumsal siyasetin bileşenleri haline geldi. Özal (ANAP) Nakşibendi (Adıyaman-Menzil) tarikatının ve Gülen hareketinin siyasi desteğine mazhar olurken Demirel (AP-DYP) Nur Cemaati’nin ve Süleymancıların desteğini almaktaydı. İslami tarikat ve cemaatlerin kurumsal siyasetle bu ilişki ve bütünleşmeleri 1990’larda da kesintisiz devam etti. AKP’nin 2002’de iktidar olmasıyla birlikteyse günümüze dek devam eden devasa dini-siyasi-ekonomik yapılara dönüşmeleri süreci yaşandı.

Darbe döneminde burjuva siyasi partiler de kapatılmış, liderleri gözetim altına alınmış, meclisin kapısına kilit vurulmuş olsa da bunlar geçici müdahaleler olarak kaldı. Birkaç yıl içinde hepsi 12 Eylül Anayasası’nın neoliberal karşı devrimci ruhuna uygun olarak yeniden arzı endam ettiler. Sermayenin 24 Ocak kararları imzalı çıkarları doğrultusunda toplumun Türk-İslam sentezli yeniden inşasının böylece önü açılmış oldu. İslamcı ve milliyetçi siyasi oluşumların giderek güç kazanması bu şekilde mümkün olabildi. Toplum çoğunluğu yine de üzerine giydirilmek istenen bu deli gömleğini darbenin üzerinden yarım asra yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen kabullenmedi. Bununla birlikte özellikle AKP hükümetleri döneminde askeri darbe tüm fikri ve zikriyle devlet aygıtına egemen oldu, rejimin karakterini oluşturdu. Tarikatlar ve cemaatler de bu oluşum sürecinin ayrılmaz birer parçası oldular.

Bu etle tırnak gibi iç içe geçmiş hal geçici, kısmi, tali bir durumu değil bütünüyle yapısal bir sürekliliği ve sistemi ifade etmektedir. Bütün tarihsel sürecin, politik tercih ve gelişmelerin işaret ettiği üzere tarikatlar ve cemaatler rejimin yok etmek istediği unsurlar olmadı. Aksine “barış içinde bir arada yaşama” prensibiyle daima simbiyotik bir ilişki içinde birlikte var oldular. Bugün de bu prensip bozulmuş değildir. Süleymancılara yönelik operasyonun bu cemaati yok etmeye yönelik olmadığı ortadır. Operasyonun amacı, iktidarın çıkarlarına uygun davranmayan lider kadronun tasfiyesiyle sınırlıdır. Amaç itaat ve biat garantisidir. İktidarla uyumlu hareket edecek yeni lider kadro zaten hazır durumdadır. Dolayısıyla Süleymancılara yönelik operasyon seçim sath-ı mailine girmiş Türkiye’de iktidarın siyaset alanını kendisi için en elverişli hale getirme müdahalesinden ibarettir. Herkese de bir uyarı mahiyetindedir. Tarikatlar, cemaatler AKP döneminde ne kadar serpilmiş olursa olsunlar onunla var olmadılar, onunla da sona ermeyecekleri açıktır. Burjuva siyasetin hiçbir aktörü de bunu yapamaz. Bu ancak işçi sınıfının ve emekçi halkın önderliğinde sınıf siyasetiyle mümkün olabilir…

Son Yazılarımız