Geçtiğimiz Çarşamba günü (30 Eylül 2026) Suriye’nin Misyaf kenti kırsalında Alevi işçilerin olduğu bir minibüs, kimliği belirsiz kişilerce tarandı ve bu saldırıda 7 kişi hayatını kaybetti. Ülke kamuoyunda büyük bir tepki yaratan bu mezhepçi nefret saldırısına ilişkin olarak, Suriye’den Özgürlük ve Onur Hareketi’nin yayımladığı açıklamayı paylaşıyoruz.
Kurbanlar için adalet… Görmezden gelmeye ve inkâra hayır!
Mezhepçi nitelikte şiddet olaylarının ve silahlı saldırıların yaşanmadığı neredeyse tek bir hafta geçmiyor. Bunların sonuncusu çarşamba akşamı yaşandı. Kimliği belirsiz silahlı kişiler, Humus–Hafil hattında ilerleyen bir sivil otobüse ateş açtı. Humus’un batı kırsalındaki evlerine dönen El Metin şirketi işçilerini taşıyan otobüse düzenlenen saldırıda yedi kişi öldü, dört kişi de yaralandı.
Kurbanlar, Fahil, Şeniyye ve Mahfura adlı üç Alevi köyündendi. Fahil köyünde kurbanlar için halkın katıldığı bir cenaze töreni düzenlendi.
Bu, türünün ilk örneği olan bir silahlı saldırı değil. Esad rejiminin düşüşünden bugüne kadar, çoğunlukla Alevi mezhebinden kişileri hedef alan onlarca benzer olay yaşandı. Buna rağmen geçiş hükümetinin İçişleri Bakanlığı aracılığıyla sunduğu açıklama, her güvenlik olayında birbirine benziyor: Güvenliği ve istikrarı sarsmaya çalışan faillerden söz ediliyor. Oysa saldırıların mezhepçi niteliği, kurbanların ve faillerin kimlikleri ve bu kişilerin hedef alınmasının ne anlama geldiği üzerinde durulmuyor.
Bu olayların toplumsal ve mezhepsel arka planları göz ardı edilerek birbirinden ayrı, münferit güvenlik vakaları olarak ele alınması, geçiş hükümetinin soruna yaklaşımı hakkında ciddi sorular doğuruyor. Suriye toplumunda büyüyen toplumsal ve mezhepsel gerilimleri görmezden gelen bir politikayla mı karşı karşıyayız? Bu saldırıların “münferit olaylar” çerçevesine yerleştirilmesi, en önemli sorunun üstünü mü örtüyor: Yetkililer saldırıları kınamak ve soruşturmaya sevk etmekle yetinirken, gerçek ve şeffaf bir hesap sorma sürecine ulaşılmadan Suriye toplumunun belirli bir bileşenini hedef alan yapısal bir şiddetle mi karşı karşıyayız?
Daha da acı olan, bu politikaların ve tekrarlanan şiddetin bedelini çoğu zaman, ağır bir ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı içinde her gün ekmeğini kazanmak için mücadele eden işçi sınıfından insanların ödemesidir.
Bugünkü suç, bir mezhebe ya da Suriye toplumunun bir bileşenine mensup kişilere veya tek suçu evine dönüyor olmak olan bir işçiye karşı işlenen son suç olmayabilir. Suriye’de adalet süreci hâlâ çarpıtılmış, seçici ve intikamcı bir nitelik taşırken şu soru herkesin önünde duruyor:
Suriye halkının bir zamanlar sloganlarında haykırdığı gibi, mezhebi ya da aidiyeti ne olursa olsun Suriyelilerin kanı gerçekten bir midir? Yoksa adalet bütün Suriyeliler için eşit bir hakka dönüşmedikçe bu slogan yalnızca bir haykırış olarak mı kalacak?
Kurbanların ailelerine ve dostlarına başsağlığı diliyoruz.
Kurbanlar için adalet.
