Ara zam yine yok: Enflasyon değil, alım gücümüz düşüyor!

Açlık sınırının altında ücretlerle yaşam bugün emekçilerin en hayati sorunu olmasına rağmen, ara zam talebi sınıf örgütleri tarafından güçlü bir şekilde dillendirilmedi. Ama bu ihtiyaç ortadan kalkmış değil, tersine yoksullaşma ile birlikte o da büyüyor!

Uzunca süredir, Türkiye’de iktidarın Mehmet Şimşek eliyle uyguladığı ekonomi programının enflasyonla mücadeleden çok, emekçiden alıp sermayeye aktaran bir bölüşüm programı olduğunu yazıyoruz. Beklenen yıllık enflasyonun aşılacağı altıncı ayda ortaya çıkmış olmasına rağmen asgari ücrete bu yıl da ara zam yapılmaması, iktidarın bu programda ısrarını bir kez daha ortaya koyuyor.

1 Temmuz olur olmaz, otoyollara, köprülere zam geldi. Hastane muayene katılım paylarına yüzde 246’ya varan zam yapıldı. Ancak aynı anda asgari ücrete “zam yok” denildi! İğneden ipliğe her şey zamlanırken, milyonlarca işçi yıl sonuna kadar sıfır zamla, 28 bin 75 lira asgari ücretle yaşamaya mahkûm edildi. Yaklaşık 6 milyon memur ve memur emeklisi yüzde 13 civarında -yani resmi enflasyonun dahi altında- bir ücret artışıyla karşı karşıya. Zaten sefaletle baş başa bırakılan işçi ve Bağ-Kur emeklileri ise TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranında (yüzde 17,76) yani gerçek enflasyonun çok altında zam alacak.

Asgari ücret Türkiye’de fiili olarak yaygın ücret haline gelmiş durumda. Bu nedenle ara zam yapılmaması yalnızca asgari ücretlileri etkilemiyor, bütün ücret skalasını aşağıya çeken bir mekanizma işlevi görüyor. Sosyal yardım alanları, işsizlik maaşından yararlananları, birçok kesimi daha aynı anda etkiliyor. Ayrıca bugün ücretlerin baskılanması, yarının toplu sözleşmelerini, kıdem tazminatlarını ve emekli aylıklarını da daha aşağı çekiyor.

Bu tablonun planlı bir politik tercih olduğunu ısrarla belirtiyoruz. Orta Vadeli Program’ın (OVP) temel hedeflerinden biri ücretlerin milli gelir içindeki payını azaltmaktı. İç talebi baskılamak ve enflasyonu emekçilerin alım gücünü düşürerek kontrol altına almak istediler ve bugün tam da bunu uyguluyorlar. Kemer sıkılıyor; ama kemeri sıkılanlar hep işçiler oluyor. Markette fiyatlar düşmüyor. Kiralar düşmüyor. Elektrik, doğalgaz, ulaşım zamları durmuyor. Düşen tek şey alım gücümüz oluyor. Enflasyonun bedeli sermayeye değil, emeğe ödetiliyor. İşçilerden fedakârlık istenirken şirket kârları korunuyor, kamu kaynakları sermayeye aktarılmaya devam ediyor.

Emekçilerin ödediği bedel günden güne ağırlaşıyor. Buna karşın işçi örgütlerinin verdiği cevap oldukça zayıf kalıyor. Açlık sınırının altında ücretlerle yaşam bugün emekçilerin en hayati sorunu olmasına rağmen, ara zam talebi sınıf örgütleri tarafından güçlü bir şekilde dillendirilmedi; kitlelerin hoşnutsuzluğu ve ihtiyaçları insanca yaşayacak bir ücret acil talebi etrafında örgütlenerek iktidar üzerinde bir basınç şu ana kadar yaratılamadı. Ama bu ihtiyaç ortadan kalkmış değil, tersine yoksullaşma ile birlikte o da büyüyor! Eğer biz “buna mahkûm değiliz” demeyi başaramazsak, iktidar tutmayan enflasyon beklentilerinin, işlemeyen OVP’lerin bedelini de yine bizlere misliyle ödetmeye devam edecek.

Bu yüzden, ücretlerin gerçek enflasyon oranında üç ayda bir otomatik olarak artırılması, tüm ücret ve aylıkların insanca yaşam düzeyine çıkarılması ve krizin maliyetinin emekçilere değil sermayeye ödetilmesinde ısrar eden bir politik mücadele hattı ihtiyacı belirleyici olmayı sürdürüyor.

Yorumlar kapalıdır.